• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
18 Mayıs 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

18 Mayıs: Ateşin hafızası, halkın vicdanı

18 Mayıs 2026 Pazartesi - 00:00
Kategori: Forum, Manşet

Bugün hâlâ Dörtlerin ateşi yanıyor. Hâlâ Haki yoldaşın enternasyonalist  sesi dağların rüzgârına karışıyor. Hâlâ Halil Çavgun’un direnişi köy meydanlarında yankılanıyor… 18 Mayıs; ateşin küle dönüşmediği, hakikatin susmadığı, halkın hafızasının yeniden ayağa kalktığı gündür

Gürsel Karaaslan

Bazı insanlar ölmez aslında. Yalnızca bedeni toprağa düşer; sesi halkın hafızasında dolaşmaya devam eder. Bazı ölümler vardır ki bir insanın son nefesi olmaktan çıkar, bir halkın susmayan çığlığına dönüşür. Çünkü hakikat bazen kitaplarda değil, ateşin içinden yürüyen insanların gözlerinde saklıdır.

Tarih boyunca egemenler yalnızca toprağı, sınırları ya da şehirleri yönetmek istemedi. İnsanın hafızasını da yönetmek istediler. İnsanların neyi hatırlayacağını, neden korkacağını, kime boyun eğeceğini belirlemek istediler. Bu yüzden en büyük öfkeyi hep hakikati dillendirenlere duydular. Çünkü bir halk düşünmeye başladığında, korkunun duvarları çatlamaya başlar.

Dörtlerin ateşe yürüyüşü, Haki Karer yoldaşın halkın içine karışan sesi, Halil Çavgun’un feodal karanlığa meydan okuyan duruşu… Bunların hiçbiri birbirinden kopuk hikâyeler değildir. Hepsi aynı acının, aynı direnişin ve aynı hakikat arayışının farklı yüzleridir. Çünkü çağlar değişse de zulmün dili çoğu zaman değişmez. Bir dönemde saray olur, başka bir dönemde karakol… Bir yerde ağa çıkar insanın karşısına, başka bir yerde modern devlet… Ama hakikati halkın yüreğine taşıyan insan her zaman tehlikeli görülür.

Amed zindanında bedenlerini ateşe veren Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Eşref Anyık ve Mahmut Zengin yalnızca kendilerini yakmadı. Onlar, insan ruhunu teslim almak isteyen karanlığın içine bir ateş bıraktılar. “Ateşi söndürmeyin” dediklerinde, aslında bir halkın hafızasına sesleniyorlardı. Çünkü o ateş yalnızca bedenleri değil, korkuyu da yakıyordu.

Zindan…

Demirin, işkencenin, çığlığın ve sessizliğin birbirine karıştığı yer…

İnsanı yalnızca dövmek değil, kendinden utandırmak isteyen bir düzen…

Esad Oktay’ın şahsında büyüyen o karanlık, insanı insana düşman etmeye çalışan sömürgeci bir aklın yüzüydü. Ama bazen insanın en büyük direnişi, teslim olmamaktır. Dörtler bunu yaptı. Ateşe yürürken aslında şunu söylediler: “Bedenimizi yakabilirsiniz ama hakikati susturamazsınız.”

Ve gerçekten de susturamadılar.

Çünkü bazı insanlar öldükten sonra küçülmez; büyür. Külleri zamana karışır ama isimleri halkın vicdanında yeniden doğar. Dörtlerin ateşi yıllar geçse de hâlâ sönmedi. Çünkü o ateş bir kibritin değil, insan onurunun ateşiydi.

Haki yoldaş da o uzun acılı tarihin içinden geçti. O yalnızca konuşan biri değildi; dinleyen, hisseden, Kürt halkının acısını kendi kalbinde taşıyan bir insandı. Köy köy dolaşması, yoksulun kapısını çalması, geceyi halkla birlikte geçirmesi boşuna değildi. Çünkü gerçek hakikat, halktan uzak odalarda değil; yoksulun ekmeğinde, işçinin nasırında, annenin gözyaşında saklıdır.

Onun sesi bazen bir çocuğun umudu, bazen yaşlı bir köylünün iç çekişi oldu. Çünkü bazı insanlar konuşurken yalnızca kelime kurmaz; insanların içine cesaret bırakır. Haki yoldaşın ardında bıraktığı şey yalnızca politik bir mücadele değil, aynı zamanda enternasyonalizm ve  insana duyulan büyük bir inançtı.

Halil Çavgun’un hikâyesi ise Mezopotamya’nın en eski yaralarından birini taşır içinde. İşbirlikçi feodal karanlığın, ağalığın ve korkuyla örülmüş düzenin karşısında ayağa kalkmak kolay değildi. Çünkü o topraklarda bazen insanın kaderi doğduğu aşiretle, boyun eğdiği ağayla çizilirdi. Halk yoksulluk içinde yaşarken, korku “terbiye” diye öğretilirdi.

Ama Halil Çavgun korkuyu reddetti.

Bir köy meydanında söylediği “Asla ağa ve beyden korkmayın” sözü, yalnızca birkaç cümle değildi. O söz, yüzyıllardır bastırılan insanların içine bırakılmış bir özgürlük nefesiydi. Çünkü insan bir kez korkmamayı öğrenirse, artık hiçbir düzen eskisi gibi kalmaz.

Bu yüzden onu diri diri partosa attılar.

Çünkü zulüm, kendisine boyun eğmeyen insanı affetmez. Hele ki o insan, halkın içine umut taşımışsa… Onu diri diri

partosa atarak korku yaratmak istediler. Ama bazen diri diri ölmek korku değil, hafıza yaratır. Halil Çavgun’un çığlığı yalnızca bir insanın ölümü değildi; bir halkın içine kazınan büyük bir yara oldu.

Tarih boyunca böyle olmadı mı zaten?

Dengbêjleri susturdular, ozanları astılar, dervişleri sürgün ettiler, kadınların sesini bastırdılar, hakikati söyleyenleri zindanlara kapattılar. Çünkü egemenler en çok hafızadan korkar. Hafıza diri kaldığında, yalanın saltanatı uzun sürmez.

Bugün hâlâ Dörtlerin ateşi yanıyor.

Hâlâ Haki yoldaşın enternasyonalist  sesi dağların rüzgârına karışıyor.

Hâlâ Halil Çavgun’un direnişi köy meydanlarında yankılanıyor.

Çünkü bazı insanlar yalnızca yaşadıkları döneme ait değildir. Onlar bir halkın vicdanına dönüşür. Ve vicdan kolay kolay ölmez.

Belki de bu yüzden egemenlik en çok mezarlardan korkar. Çünkü bazen bir ölünün bıraktığı hakikat, yaşayanların bütün korkularından daha güçlü olur.

Bu yüzden 18 Mayıs yalnızca bir tarih değildir.

18 Mayıs; ateşin küle dönüşmediği, hakikatin susmadığı, halkın hafızasının yeniden ayağa kalktığı gündür.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kırmızı gül buz içinde

Sonraki Haber

Yasayı Kandil mi çıkaracak?

Sonraki Haber

Yasayı Kandil mi çıkaracak?

SON HABERLER

Yasayı Kandil mi çıkaracak?

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

18 Mayıs: Ateşin hafızası, halkın vicdanı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

Kırmızı gül buz içinde

Yazar: Yeni Yaşam
18 Mayıs 2026

12’nci Cizîr Kültür-Sanat ve Dil Festivali konserle sona erdi

Yazar: Yeni Yaşam
17 Mayıs 2026

BM: Sudan’da 19,5 milyon kişi akut gıda güvensizliği yaşıyor

Yazar: Yeni Yaşam
17 Mayıs 2026

Qamişlo’daki tutsak yakınlarının eylemleri sürüyor

Yazar: Yeni Yaşam
17 Mayıs 2026

Aksaray’da kuyuya giren 3 işçi hayatını kaybetti

Yazar: Yeni Yaşam
17 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır