Bir buçuk yıldır süre gelen, birçok adı olan süreçte geriye dönüş sinyalleri etrafa yayılıyor. Bahçeli devamlı olarak davulun tokmağını kuvvetli vursa da ara sıra ritim tokmağı ile günü kurtarmaya çalışıyor. Başlangıç itibariyle çatışmalar durmuş vaziyette ve karşı taraf kendi üzerine düşeni de gerçekleştirdi. Öcalan en son açıklamasında hem benden bir şeyler yapmamı isteyeceksiniz hem de bu şartlarda çalışmamı isteyeceksiniz. Nasıl olacak? Benden bu kadar, dediğine göre durum iyiye gitmiyor. Ayrıca Murat Karayılan’ın süreç sanki donduruldu açıklaması da endişe yarattı. İmralı ile ayrıca iki aya yakındır görüşme olmuyor. Bahçeli son açıklamasında kafa karıştırıcı ifadeler kullandı. Toplum her iki tarafın masaya oturup çözümün nasıl ve ne zaman hayata geçeceğini bekliyor. Bir yandan cumhur ittifakı içindeki sorunlar büyürken, Kürtler içinde de eleştiriler dile getiriliyor. Güvensizlik ortamı herkesin umutlarına engel oluyor. İktidar bir an evvel iddialı bir şekilde ortaya attığı sorunu çözeceğiz kavramını uygulamaya başlamalıdır. Kürt sorunu Erdoğan cumhurbaşkanı olacak diye ertelenemez. Anayasa değişimi de Kürt sorununun hukuki boyutlarıyla ele alınmasıyla gerçekleşir. Kürt sorununun temel noktası Kürt dilinin ve kimliğinin tanınmasıdır. Bu sorun geçmişten bu yana tarihi bir sorundur. İnkâr ve imha politikaları bugün yaşananların nedenidir. Halen Meclis’te bazı partilerin milletvekilleri Kürtlerin en doğal haklarını kabul etmeyerek yangına benzin dökerek pirim yapmaya çalışıyorlar. Ülkenin ileriye doğru ilerlemesine neden olacak en önemli konu geçmişle yüzleşmektir. Bu yüzleşme hayata geçirilirse ki, toplumun büyük bir kısmı bunu istiyor. Adalet, demokrasi, ekonomi, barış ve özgürlüklerle beraber yaşam seviyemiz yükselir. İnsanların umudu kırılırsa çöküş de beraberinde gelir.
İran- ABD savaşı Trump’ın tehditleriyle belirsizliğini koruyor. Bu tehditlerin olmasından dolayı da dünya diken üstünde yaşıyor. En son Çin- Rusya askeri ve ekonomi antlaşmaları da dikkate değer bir şekilde gündeme oturdu. İspanya dışında hiçbir ülke de sert bir tavır almış değil. Zaten BM de ABD’nin güdümünde eli kolu bağlı vaziyette, ha keza NATO da Trump’ın içinden çıkmak istediği bir kurum oldu. Tek adam iktidarlarının hırslarından dolayı savaşlar bir türlü bitmiyor. Ortadoğu Yugoslavya’da olduğu gibi parçalanma aşamasına geliyor. Suriye’de İsrail-Suriye savaşı gittikçe yoğunlaşıyor. Suriye geçici hükümeti de İsrail’e uyguladığı yasakları tekrardan devreye sokarak yasaklamaların devamını karara bağladı. Suriye’de Kürt partileri birleşerek Türkiye’nin desteklediği Suriye meclisinde ön görülen dört temsilciyi kabul etmediklerini, bu sayının kırk temsilciyle onaylanmasının gerektiğini istediklerini dile getirdiler. Suriye’de entegrasyon süreci kaplumbağa hızıyla ilerlerken çetelerin saldırısıyla Afrin’den göç eden aileler evlerine dönmeye başladı. Türkiye’nin etrafında bulunan İran, Irak ve Suriye’de savaşlar ülkeyi hem siyasi ve hem de ekonomik yönden olumsuz etkiliyor. Umudumuz bu savaş girdabına girmemek, burada bütün siyasi aktörlere önemli görevler düşüyor.
Adalet sisteminde yeni kararlar çıkıyor. Hâkim ve savcıları ilgilendiren bir konu. Türkiye maalesef hukuk konusunda sınıfta kaldığı için AİHM’de en çok şikâyet dosyası olan bir ülke halinde. Hâkim ve savcıların taraflı yargılamalarından kaynaklı olan bu durum şimdi farklı bir boyuta evirildi. Mağdurlara ödenecek tazminatlar yanlış karar veren hâkim ve savcılardan tahsil edilecek. Bundan sonra yargılamalar nasıl geçecek, zamanla buna şahit olacağız. O kararı veren adalet temsilcileri sizin kararlarınızı uyguladık, suç bizim değil derlerse ne olacak o zaman? Tek arzumuz adaletin tescil edilmesidir. Binlerce insanı mağdur edenler cezalarını çekmelidirler.









