- Türkiye üç-beş günde bir ekranlara, manşetlere düşen ‘ünlü’ operasyonlarını artık kanıksadı. İktidar, ‘uyuşturucuyla mücadele’ iddiasında ama aslında buzdağının görünmeyen kısmı olan sokaklarda zehir ırmakları akıyor
- ‘Ünlü’ operasyonlarının ‘caydırıcı’ etkisi de çok tartışmalı. Türkiye’de herkes yargı kılıcının sadece siyasi muhalefete keskin olduğunu, adli vakalarda işlemediğini biliyor ve operasyonlar tam tersine durumu normalleştiriyor
- Yıllarca Kürt coğrafyasında yürütülen savaşın finansmanının uyuşturucudan sağlandığı bilinmeyen bir şey değil. Şimdiyse salt şiddet ve savaş ile sonuç alamayan devlet, topluma karşı bir çürütme ve yozlaştırma stratejisi izliyor
Şirin Bayık / M. Ender Öndeş
Ağır ekonomik kriz, işsizlik ve yoksulluğun artışı nedeniyle uzun süredir toplumsal rıza üretmekte zorlanan AKP-MHP bloku, bir yandan her gün muhalefete yönelik şafak operasyonlarıyla tasfiye harekâtına girişirken, diğer yandan da toplumsal çürümenin en görünür alanlarına yönelik yargı/polis işlemleriyle bir ‘ahlaki temizlik’ imajı yaratmaya çalışıyor. Vergi alamadığı için zaten çıkar sağlayamadığı ‘yasadışı bahis’ dünyasını hedefe koyan iktidar, öte yanda ise toplumda ‘ünlüler’ diye kodlanan oyuncu, müzisyen gibi gruplara, medya yüzlerine yönelik uyuşturucu operasyonlarına hız veriyor. Artık her sabah dizilerden, ekranlardan tanıdığımız insanların gözaltına alındığı haberlerini okuyoruz.
İlk bakışa her şey ‘normal’ görünüyor sanki. Yani devlet, devlet olmanın gereği olarak toplum sağlığı için tehdit oluşturan bir alana müdahale ederek, bir illeti kurutmaya çalışıyormuş gibi bir hava yayılıyor; muhtemelen evlerinde oturup haber izleyen yurttaşların bir bölümü, en çok da kaygılı anne babalar, bunun ‘iyi bir şey’ olduğunu düşünebiliyor.
Birkaç ‘küçük’ mesele
Ancak meseleye daha yakından bakınca, her şey o kadar masum görünmüyor. Operasyonların birkaç ciddi sorunu var.
Her şeyden önce, operasyonlarda gözaltına alınanların neredeyse tamamı, ‘kullanıcı’ şahıslardan oluşuyor. Yani yaygın deyimle ‘içici’ insanlar. Sahne ve ekran karakterlerinin bazılarının bu tür eğilimleri olduğu bilinmeyen şey değil, ancak bu insanlar Türkiye’deki toplam kullanıcı sayısının çok cüzi bir kesimini oluşturuyor. Bu ‘ünlü’ operasyonlarında yakalanan maddelerin toplamı bir teraziye koyulsa, Türkiye’de şu anda dolaşımda olan uyuşturucu miktarının milyonda birine bile denk düşmeyeceği biliniyor. Devlet verileri yakalanan miktarı verir ve bu rakam da dolaşımdaki toplamın onda biri, yüzde biri değildir ama o verilere göre bile örneğin sadece 2025’te yakalanan uyuşturucu, 33.6 ton civarında görünüyor.
Geçtiğimiz aylarda Alican Uludağ’ın DW Türkçe için yaptığı habere göre, Türkiye’ye uyuşturucular Güney Amerika’dan, İran ve Irak sınırından giriyor. Türkiye uyuşturucu kaçakçılığında artık sadece geçiş ülkesi değil aynı zamanda bir pazar ve üretim merkezi. Emniyet Genel Müdürlüğü raporuna göre Türkiye’ye metamfetamin İran ve Irak sınırından sıvı halde girerken, kokain ise Mersin ve İstanbul limanlarından giriyor. Türkiye’de 2024 yılında akalamalar ise yüzde 4,3 ton oldu. Ve bunlar tabii ki ‘yakalananlar’, yani dolaşımdaki miktarlar değil. 2024’te uyuşturucu suçundan işlem gören şüpheli sayısı yüzde 20 artarak 375 bin kişi olmuş. Bunlardan 293 bini uyuşturucu satın almak ve kullanmak, 77 bini ise uyuşturucu ticaretiyle ilgili. 2025’te ise 900 bin şüpheliye adli işlem yapılmış, nerdeyse Türkiye’de yaşayan her 100 kişiden biri. Bunların da yaklaşık 125 bin ya da 145 bini ‘satıcı’ olarak görünüyor.
Dolayısıyla, sansasyonel operasyonlarla iktidar, yıllara dayanan çürüme konusunda kendini temize çekerken, aslında sorunun büyüklüğünün üstünü örten, hafifleten bir davranış sergiliyor.
İdeolojik bir harekât
Öte yandan, yapılan işin ideolojik yönü de gözlerden kaçmıyor; operasyon yapılan ‘ünlü’lerin çoğunun AKP’nin kendisi uygulamayıp topluma vazettiği muhafazakâr hayat tarzının dışındaki insanlar olması dikkat çekiyor. Muhalefet partileri “uyuşturucu yanlısı” gibi görünmemek için meseleye pek karışmasa da, savcılık mahremiyetinde olması gereken test sonuçlarının basına sızdırılması, gösterişli videolar eşliğinde servis edilmesi gibi olgular, açıkça AKP’nin ideolojik savaşının bir parçası. Bakanlık verilerine göre 2025 yılında uyuşturucu operasyonlarında işlem gören 900 bin kişinin ve tutuklanan 43 bin 524 kişinin isimleri ve raporları, vs… toplum tarafından bilinmezken, sadece belli bir kesime yönelik bilgilerin ifşa edilmesi, bu çabanın göstergesi olarak yorumlanıyor. İktidar, böylece CHP’ye yönelik ‘yolsuzluk’ operasyonları, bahis tutuklamaları ve ünlülere yönelik gözaltılarla, bir yandan ‘herkese dokunulabileceği’ imajını yaratmakta, diğer yandan da kendisine yönelik binlerce yolsuzluk iddiasına karşı bir baraj oluşturmak istiyor.
Yukarıdakiler aşağıdakiler
Sorunun en önemli noktası ise, kullanıcılar arasındaki sınıfsal fark ile ilgili. İktidarın ısrarla öne çıkararak manşetlere taşınmasını sağladığı operasyonlarda ‘yakalanan’ kişiler, genelde zengin sayılabilecek bir kesimden oluşuyor ve bu kesim, fiyatı hayli yüksek maddelere ulaşma imkânlarına sahip. Uyuşturucu argosunda ‘temiz mal’ diye bilinen bu maddeler, daha alt kesimlerin ulaşabileceği şeyler değil. Yani, metropol kentlerin varoşlarındaki yoksul kesimden gençler, genel olarak o ‘üst düzey’ maddeleri değil, daha alt türevleri kullanıyorlar ve bu sentetik türevler, içeriğindeki kimyasallardan ötürü diğer uyuşturucuların on katı, yüz katı etkiye ve bağımlılık yapma gücüne sahip. Yani sokaklarda sular seller gibi akan uyuşturucu ırmakları, her gün daha yenileri ve daha ucuzları icat edilen maddelerden oluşuyor, ilkokullara kadar iniyor ve işin merkezinde ‘ünlü’ tabir edilen kişiler değil, öğrenciler, genç emekçiler ve çocuklar var.
Sokaklarda ne akıyor?
Bağcılar, Esenler’den Amed’in ara sokaklarına kadar yoksulların dünyasında ‘sosyete’ maddelerinden çok, ucuz ve tehlikeli malzemeler dönüyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı tarafından yayımlanan 2025 Türkiye Uyuşturucu Raporu verilerine göre, Türkiye’de en çok kullanılan maddelerin başında kimyasallar geliyor. 2024 verilerine göre miktarı bir önceki yıla göre yüzde 54 artmış durumda. Yeşil ve kırmızı reçeteli ilaçların kötüye kullanımı yüzde 227 artarken, Sentetik Kannabinoid türevleri de muazzam bir artış gösteriyor. Bu maddelerin ucuz olmasının temel sebebi, doğal bir bitkiye ihtiyaç duymadan tamamen merdiven altında üretilmeleri. Yasal olarak satılan ancak uyuşturucu amaçlı kullanılan maddeler ise, en dip yoksulların dünyasında hâlâ büyük yer tutuyor.
2024 yılında uyuşturucu kaynaklı ölümler yüzde 42,3 artarken, bu ölümlerin büyük çoğunluğu birden fazla maddenin aynı anda kullanılması (poli-madde kullanımı) ve özellikle metamfetamin kaynaklı olarak geçiyor. Raporlara göre, madde bağlantılı 427 ölümün 204’ünde sentetik kannabinoid, 142’sinde ise diğer kimyasallara rastlandı. 97 ölüm ise hap haline getirilmiş kimyasallar kaynaklı. 2024 yılında sadece tedavi merkezlerine yapılan toplam ayaktan tedavi başvuru sayısı 390 bin 778 olurken, yine bunların büyük çoğunluğu kimyasal türevlerin kullanıcısı.
‘Ünlü’ teşhiri caydırıcı mı?
İktidarın, ünlülere yönelik operasyonlarla ilgili bir ‘caydırıcılık’ iddiası varsa eğer, bu da çok tartışmalı. Aksoy Araştırma’nın yakın zamanda yaptığı bir çalışmada, yurttaşların sadece yüzde 56,2’sinin operasyonları hukuki olarak değerlendirdiği, geriye kalanların ise şüphe duyduğunu gösteriyor. Öte yandan, ünlü isimlerin operasyonlarla gündeme gelmesi uyuşturucu tehlikesine dikkat çekse de, uzmanlar bu durumun gençler arasında “herkes yapıyor” algısı oluşturarak kullanımı normalleştirme riski taşıdığı konusunda uyarıyor. Ayrıca “kullanma” suçu genellikle tedavi ve denetimli serbestlik ile sonuçlandığı için hukuki caydırıcılığı da düşük. Bütün bunların da ötesinde, Türkiye’de tüm yurttaşlar, yargı kılıcının sadece siyasi muhalefete keskin olduğunu, adli vakalarda işlemediğini günlük deneyimleriyle biliyor ve siyasal olmayan vakalarda herkesin bir şekilde ‘paçayı kurtarabildiğini’ düşünüyor. Dolayısıyla, ‘ünlü’ operasyonlarının sigara paketlerinin üzerindeki uyarılar kadar bile etkisi olmadığı kesin.
Sonuç: Savuşturma ve magazin
Sonuç olarak, iktidarın yürüttüğü sansasyonel operasyonların uyuşturucu sorununu çözdüğü tartışmalı. Gerçek dünyada, sokak aralarında ise hayat yine bildiği yerden akıyor ve geleceksizliğe yoksulluğa mahkum edilmiş genç nüfus, nerede en ucuzu varsa kolayca bulup kullanıyor. Ne narkotiğin sunduğu parlak tablolar, ne de artık herkesin kanıksadığı ‘ünlü’ operasyonları bu akışı etkilemiyor. Biz ünlülere bakarken, arka planda ‘ünsüz’ olduğu için umursanmayan çocuklarımız zehirlenmeye devam ediyor.
Kürdistan: Bir özel savaş pratiği
Uyuşturucu meselesinin Kürdistan ayağı ise daha karmaşık. 90’lı yıllardan beri korucular ile kimi polis/asker görevlilerin sınırı delik deşik ettiği ve uyuşturucu akışını kontrol ettiği biliniyor. Sokaklarda ise en sıradan bir polis memurunun bile mantığı basit işliyor: ‘Terörist’ olma da ne içersen iç!’ Özel Savaş’ın bir yöntemi olarak uzun süredir bölgedeki uyuşturucu trafiğine dokunmamak, Kürt gençlerinin pasifize edilmesinin bir yolu olarak maddelerin yayılmasını sağlamak ya da ses çıkarmamak, ‘Çökertme Planı’nı bir parçası olarak işliyor. Emniyet Genel Müdürlüğü raporlarındaki 2025-2026 verilerine göre de bölgede en çok kullanılanların başında bin çeşidi olan kimyasallar geliyor.
Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan ‘Şiyar Be’ Uyuşturucu İle Mücadele Platformu Eş Sözcüsü Murat Kan da operasyonları algı yaratma ve manipülasyon olarak görüyor. Uyuşturucu için “Son dönemlerin en önemli sorunlarından biri. Hatta bir çözüm süreci kadar ya da barış süreci kadar toplumu ilgilendiren bir konu. Toplumun kanayan yarası. Tabi bunun küresel sistem stratejileri ile de bağı var. Bunun ulus devlet zihniyeti ile de ilişkisi var. Bunun toplumun yaşadığı çözülme ve çürüme ile de bağı var” diyor.
Büyük rant alanı
Murat Kan, şöyle devam ediyor:
“Küresel sistem açısından ciddi bir rant alanı olarak düşünülebilir. Hatta dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olan kara paranın doğrudan uyuşturucu ile bağı var. Ayrıca dünyanın sayılı devlet, banka ya da şirketlerin de bu olgular üzerinden milyon dolarları bulan rant elde ettiği düşünüldüğünde bu sahanın marjı net biçimde anlaşılır. Bir de dünyanın önemli ekonomilerinden biri de ‘Narko Ekonomi’ olduğu düşünüldüğünde işin boyutları daha net anlaşılır.”
Bitirme değil kontrol etme
Uyuşturucu ve buna bağlı gelişen fuhuş, kumar vb. olgularının kontrol edilebilir bir toplumun oluşturulmasında ve bağımlı bireylerin yaratılmasında da önemli bir işlev gördüğünü belirten Kan, yapılan operasyonlar konusunda, “Ben bunu 198O’li yıllarda ABD’nin Kolombiya’da yaptığı kimi operasyonlardan bir örnek ile açıklamak istiyorum. Kolombiya’nın en büyük iki uyuşturucu karteli Medellin ve Cali kartellerine yönelik yıllarca operasyonlar yapan ABD, nihayet 1985’li yıllara gelindiğinde bunları kontrol altına aldı. ABD’nin amacı uyuşturucu ticaretini engellemek değil, kartelleri kontrol ederek oluşturduğu paramiliter güçler ile Latin Amerika da gelişen halk hareketlerini bastırmaktı” diyor. Murat Kan, şöyle açıklıyor:
“Bu operasyonlar da bir yandan kamuoyuna dönük bir algı oluştururken diğer yandan bilgi dezenformasyonuna ve manipülasyona yol açar. Oysa gerçeklik hiç de öyle değildir.
Türkiye devletinin yıllarca Kürt coğrafyasında yürüttüğü savaşın finansını uyuşturucudan kazandığı bugün bütünüyle gün yüzüne çıkmış bir gerçek. 2015 yılı sonrası da bu yürütülen savaşın rengi değişti. Bu biraz da 21. yüzyılda savaşın bir toplum kırım biçimini almış olmasıyla da alakalı. Salt şiddet ve savaş ile sonuç alamayan devlet, toplumun kendisine yönelerek bir çürütme ve yozlaştırma stratejisi izledi. Uyuşturucu ile beraber fuhuşu da yaygınlaştırarak sonuç almaya çalıştı. Bunu da yaparken devlet görevlilerini kullandı.
Toplumun yoksulluğunu ve yoksunluğunu kullandı. Amaç bataklığı kurutmak değildi, kurutuyor gibi görünmekti.”
Kirli savaş
Yıllarca Kürt coğrafyasındaki savaşın ciddi bir yozlaşmaya ve çürümeye yol açtığını belirten Murat Kan, “Bu savaş yürütülürken etik dışı, gayri meşru her yol ve yöntem mübah sayıldı. İlk etapta bu bir özel savaş yöntemi idi. Zamanla toplumun kendisine yönelerek bir toplum kırım biçimini aldı. Daha ince ve daha farklı taktik ve yöntemlerle yürütüldü. Toplumsal bilinci çarpıtmayı, toplumu parçalamayı ve çözmeyi amaçlayan bir savaştı ve temel yönelim alanı olarak toplumun zaafları kullanıldı. Uyuşturucu kullanma yaşının dokuzlara düştüğü düşünüldüğünde nasıl bir toplumsal gerçekliğinde inşa edildiği daha net anlaşılır” diyor.
Murat Kan, çözüm için de şunları söylüyor:
“Bu konuda gerçekten bir mücadele verilecekse salt güvenlik tedbirleriyle değil yaşamın her alanının örgütlendirilerek Demokratik bir Cumhuriyet ve Demokratik bir toplumun toplumsal siyasal zemini oluşturularak ve yasal düzenlemeler ile buna dair ciddi tedbirler alınarak mücadele edilmeli.”








