CHP’ye yönelik bir siyasi baskı operasyonu olarak 16 ay önce başlayan süreç, “Mutlak Butlan” kararıyla resmen partinin iç işlerine müdahale boyutuna taşınmıştır. Siyasi iktidarın muhalefeti susturma, sindirme ve yok etme aracı olarak yargıyı kullanma girişimi, artık son raddesine ulaşmıştır. Demokrasiden, haktan, hukuktan ve adaletten yana olan hiçbir yurttaş için bu karar kabul edilemez.
Yargı üzerinden siyasi mühendislik
Parti kapatmaların Türkiye’yi bir yere götürmediği gerçeği ortadayken, şimdi partilerin kongrelerine, yönetimlerine ve karar alma mekanizmalarına doğrudan el konulmaktadır.
Yıllarca Kürtlerin hak ve özgürlüklerini savunan partiler kapatıldı. Bugün CHP hedef tahtasında. Bu süreçte yargı, iktidarın hesaplarına göre hareket etmekte, muhalefetin demokratik iradesini yok saymaktadır. Bu, açık bir “siyasi operasyon”dur.
Ancak dün olduğu gibi bugün de bu karar karşısında topyekûn demokratik bir duruş gereklidir.
19 Mart İstanbul Büyükşehir Belediyesi operasyonu ve İmamoğlu’nun tutuklanması karşısında ortaya çıkan toplumsal muhalefet, bu karara karşı da aynı yaklaşım ve kararlılıkla sürmelidir. Çünkü toplum, bu birbirini takip eden yargı kararlarıyla hukukun siyasete kurban edildiğini çok net görmektedir.
Yerel seçim yenilgisinin bedeli
31 Mart yerel seçimlerinde halkın iradesiyle ortaya çıkan tabloyu hazmedemeyen iktidar, o günden beri aynı zihniyetin yeni versiyonuyla hareket etmektedir. Belediyelere kayyım atamalar, tutuklu belediye başkanları, gözaltılar, soruşturmalar… Hepsi aynı hesabın farklı bölümleridir. CHP’ye yönelik kayyım ya da mutlak butlan kararı da bu zincirin yeni halkasıdır. İktidar, sandıkta kaybettiğini yargı üzerinden geri almaya çalışmaktadır.
Bu karar, iktidarın seçmene açık bir meydan okumasıdır. İradeyi hiçe saymaktır. Halkın oyuyla gelen yönetimleri kayyımla değiştirmekle, partilerin iç seçimlerini yargıyla iptal etmek arasında hiçbir fark yoktur. Her ikisi de halk iradesine darbedir.
Kürt sorunu ve barış sürecine gölge düşürmek
Kürt meselesinde şiddet ve çatışma ortamından uzaklaşıldığı, barışçı ve demokratik adımların konuşulduğu bir dönemde bu karar, toplumda derin bir güvensizlik yaratacaktır. “Kent Uzlaşısı” davasının görüldüğü gün CHP için böylesi bir karar verildi. Bir yanda yeni yasal düzenlemelerle barış ve çözüm adımları atılmaya çalışılırken, diğer yanda yargı üzerinden ana muhalefet partisine vurulan bu darbe, “acaba yasal ve hukuki düzenlemeler de bir oyalama mı?” sorusunu akıllara getirecektir. Çünkü iktidar bu hamleyle, toplumu yeniden baskı altına almak, bölüp parçalamak, kutuplaştırmak istemekte ve hukuku hiçe saymaktadır.
Ancak 19 Mart İBB kayyım girişimi nasıl püskürtüldüyse, bu hukuksuz “parti içi kayyım” girişimi de aynı şekilde geri tepecektir.
Cumhuriyetin 2. yüzyılında demokratikleşme ihtiyacı
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, demokratik dönüşümün en yoğun tartışıldığı bir dönemde bu karar, Cumhuriyetin demokratikleşme mücadelesine karşı açık bir cephe oluşturmaktadır. Barış konuşulurken siyasi partileri saf dışı bırakma, ana muhalefet partisine adeta bir darbe tezgahlama hesabıdır ve asla kabul edilemez.
Görünen o ki; iktidar, kendi varlığını sürdürmek için ana muhalefet partisine karşı öyle bir hamle yaparak topluma umutsuzluk ve güvensizlik pompalamaktadır. CHP’yi bölmeyi, muhalefeti parçalamayı ve böylece iktidarını pekiştirmeyi hedeflemektedir. Ama hesap yanlıştır. Toplum, bu tür anti-demokratik ve mali faturası yüksek hamlelere karşı artık çok daha uyanıktır. Dolayısıyla tepkiler CHP ile sınırlı kalmayacak; emekçiden esnafa, emekliye, gençten yaşlıya geniş kesimleri kapsayacaktır.
Kutuplaşma ve toplumsal barışın önündeki engel
Kutuplaşmayı artıran her adım, yeni sorunlar doğurur. İktidar, “böl ve yönet” mantığıyla hareket ederek kendini kurtaracağını sanmaktadır. Ekonomik çıkmazı ve devasa sorunları unutturacağını düşünmektedir. Oysa sonuç tam tersidir: Toplumsal barışa vurulan her darbe, ekonomiyi sarsmakta ve iktidara karşı beslenen güvensizliği katbekat artırmaktadır.
Derhal vazgeçilmeli
Bugün CHP’ye yapılanlar, yarın başka bir partiye, yarın bir başka kesime yapılabilir. Bu nedenle bu karar, yalnızca CHP’nin değil, Türkiye’nin tamamının meselesidir.
Toplum bu kararı asla kabul etmeyecektir. Cumhuriyetin demokratikleşmesi mücadelesi, bu tür hukuksuzluklara rağmen devam edecektir. Çünkü Türkiye, güçlü bir muhalefet, güçlü bir ana muhalefet ve her şeyden önce güçlü bir demokrasi istemektedir.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni anti-demokratik uygulamalar değil, demokratikleşmedir. Hukuk ve adalet dışı bu tür icraatlarla bir yere varılamaz. İktidar, yargıyı muhalefet üzerinde sopa olarak kullanmaktan vazgeçmelidir. Parti iç işlerine müdahale, kongrelere el koyma, üyelerin iradesini yok sayma gibi girişimlerden medet umanlar hüsrana uğrayacaktır.
Sonuç olarak; hak, hukuk ve adalet herkes içindir. Bu kararın iptali ve yargının siyasallaşmasına son verilmesi, hem hukukun hem de Türkiye’nin geleceği adına zorunludur. Ancak bunun için toplumsal ve siyasal mücadele gerek.









