Anadil’in yasaklanmasına dair konuşan CIEMEN Başkanı David Minoves Llucià, ‘Dil tanındığında, muhatap olma kapasitesi ve öteki kişinin hakları olan bir politik özne olduğu da tanınmış olur’ denir
Amed’de düzenlenen Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu’nda barış süreçlerinde yok sayılan dillere dair de atölyeler düzenlendi. “Barış süreçlerinde dil statüsü ve haklarını elde etme yöntemleri” başlıklı atölyede Escarré Uluslararası Etnik ve Ulusal Azınlıklar Merkezini (CIEMEN) Başkanı David Minoves Llucià, Katalonya deneyiminde yürüttükleri mücadele hakkında tecrübelerini aktardı.
Llucià, barış süreçlerinde dil hakkının önemi ve uluslararası hukuktaki yerini değerlendirdi. Halkların dilleri tanınmadan toplumsal barışın sağlanamayacağını kaydeden Llucià, ancak dilsel hakların tanınmasıyla kalıcı bir barış elde edilebileceğini vurguladı.
‘Çeşitlilik tanınmazsa dilsel haklar ihlal edilir’
Dil uğruna mücadele edilmedikçe tanınmanın sağlanmayacağını kaydeden Llucià, “Her gün dil için mücadele etmek gerekir, çünkü kaybedilen tek dil, konuşulmayan dildir. Sadece tek bir dili tanıyan devletler, kendi gerçekliklerini ve mevcut çeşitliliği fakirleştirmektedir. Eğer bir devlet bünyesinde farklı dilleri konuşan toplulukları barındırıyorsa, yapması gereken bu dillere saygı duymak ve hepsine eşit koşullarda resmiyet kazandırmaktır. Devlet bu çeşitliliği tanımadığı sürece, resmi olmayan dilleri konuşanların dilsel haklarını ihlal etmiş olur” dedi.
‘Yasaklama kimliğimizi yasaklamadır’
“Bir dili yasaklamak evrensel bir hakkı, aynı zamanda bir kimliği yasaklamaktır” diyen Llucià, “Doğduğumuzda çevremizle kurduğumuz ilk sosyalleşme aracı konuşmaktır ve anadilimizi konuşuruz. Anadil yasaklandığında, bizi sosyal varlıklar yapan kimliğimiz de yasaklanmış olur. Bu yasak sadece bireyi değil, tüm topluluğu ve o dilin arkasındaki tarihsel hafızayı da etkiler. İlk adım her zaman bir dilin varlığını tanımaktır. Dil tanınmadığı sürece, o dilin üzerindeki baskı ve boyun eğdirme durumundan çıkılması zordur. Dil tanındığında, muhatap olma kapasitesi ve öteki kişinin hakları olan bir politik özne olduğu da tanınmış olur” ifadelerini kullandı.
‘Dilin yayılması için bir normalleşme stratejisi gerekmektedir’
Kürtçenin tam olarak normalleşmesini zorlaştıran iki temel durumun olduğunun altını çizen Llucià, “Birincisi Kürt toplumunun yaşadığı farklı devletlerde ve bölgelerde dilin yasaklanmış olması, ikinci olarak bu yasakların yarattığı baskı ve azınlıklaştırma (küçük görme) politikaları nedeniyle dilin standartlaşma ve tanınma sürecinin zorlaşmasıdır. Dolayısıyla ilk adım, Kürtçeyi değersizleştiren bu politik eylemleri tersine çevirmek ve dilin yayılması için bir normalleşme stratejisi gerekmektedir” diye belirtti.
‘Dil hakları o dili konuşan topluluğun hakkıdır’
Dil özgürlüğü olmadan gerçek bir demokrasinin de olamayacağının altını çizen Llucià, “Temel haklar tanınmadan demokrasi var olamaz; haklar sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsaldır. Dil hakları o dili konuşan topluluğun hakkıdır; bu haklar tanınmadığı sürece gerçek bir demokrasiden söz edilemez. Katalan ve Kürt dillerinin durumu arasında pek çok benzerlik vardır. Kürtçenin standartlaşması, lehçeler, dilin baskı görmesi ve azınlıklaştırılması gibi konular, Katalancanın resmiyet mücadelesini hatırlatmaktadır. Bugün Katalanların verdiği bu mücadele, aynı şekilde Kürdistan’da da yürütülmektedir. Bu yüzden ilk adım; Bakur, Başur, Rojava ve Rojhilat dahil olmak üzere tüm Kürdistan topraklarında Kürtçenin resmiliğini tanımaktır” diye kaydetti.
David Minoves Llucià hakkında
Escarré Uluslararası Etnik ve Ulusal Azınlıklar Merkezini (CIEMEN) Başkanı David Minoves Llucià aynı zamanda barış ve uluslararası dayanışma hareketinin bir üyesidir. Ulusal Referandum Paktı ve Demokrasi Masası’nın teknik sekreterliğinde görev yapmıştır. Barselona Üniversitesi’nde Güzel Sanatlar ve UNED’de (Ulusal Uzaktan Eğitim Üniversitesi) Siyaset Bilimi okudu. Llucià, Katalonya Kalkınma İşbirliği Ajansı direktörü, Katalonya Hükümeti Kalkınma İşbirliği ve İnsani Yardım Genel Direktörü ve Katalonya Belediyeler Birliği Yeni Vatandaşlık Birimi Başkanı olarak görev yapmıştır.
Vicdani Ret Hareketi üyesi olan Llucià, Barselona Sosyal Forumu ve Savaşa Son Platformu’nun destekçisi ve Dünya Sosyal Forumu’na delege olarak katılmıştır. Şu anda Faşizm ve Irkçılığa Karşı Birim ve Katalonya İlerici Yaz Üniversitesi yönetim kurulu üyesidir.
Haber: Berivan Altan – Müjdat Can \ MA









