Bahçeli’nin açıklamalarının siyaseten kırılmayı temsil ettiğini belirten Sebahat Tuncel, ‘Bahçeli sözlerini yasaya dönüştürüp meclise getirmeli’ dedi
Özgür Kadın Hareketi (TJA) üyesi Sebahat Tuncel, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla başlayan süreci, iktidarın yaklaşımını ve Devlet Bahçeli’nin son açıklamalarını değerlendirdi. Tuncel, sürecin esas olarak silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçişi ifade ettiğini belirterek, iktidarın ise meseleyi yalnızca silahların bırakılması ekseninde ele aldığını söyledi.
Öcalan’ın çağrısının yalnızca çatışmasızlığı değil, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir toplumsal dönüşüm programını içerdiğini ifade eden Tuncel, “Yani sadece silahların susması değil; bir değişim, dönüşümden bahseden bir program. Ama iktidar, siyasetin değişim, dönüşümü, cephesinden bakmak yerine, yine sonuca odaklanan, yine güvenlikçi perspektifte, daha çok silahların bırakılmasına odaklanan bir yaklaşım içerisinde. Oysa Sayın Öcalan aslında bunun stratejik bir değişim olduğunu ifade etti. 52 yıllık silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçiş, yani Kürt halkının hak ve özgürlük mücadelesinin toplumcu bir sosyalizm diye tanımladığı demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmanın yaşam bulmasının yol ve yöntemini silahlı mücadeleden değil; demokratik siyasetten geçtiğini, devletin de buna olanak sağlaması gerektiğini ifade etti” diye konuştu. Devletin inkâr ve asimilasyon politikalarından vazgeçmesi gerektiğini dile getiren Tuncel, AKP’nin geçen sürede demokratik siyasetin önünü açacak somut adımlar atmadığını kaydetti.
‘Devlette değişimi görmedik’
Sürecin tıkandığı yönündeki tartışmalara değinen Tuncel, sorunun temelinde devlet cephesinde stratejik bir dönüşüm iradesinin ortaya konulmamasının yattığını söyledi. Tuncel; “Devletin Kürt karşıtı politikasını değiştirdiğine dair ne dilde ne üslupta ne de siyasetçilerin açıklamalarında bir değişim görmüyor. Sonuçta bir zorlanmayla bu sürece girildiği görülüyor ama bunun toplumsal yansıması yok. İktidar ısrarla Batıya anlatmıyor. İkincisi baskı siyasetine devam ederek çözümsüzlükten yana bir tavır gösteriyor. Doğal olarak çözüm isteyenler, barış isteyenler de bütün bu tabloya baktığında, umutsuzluk ve çözümsüzlük görüyor” dedi. Meclis komisyonu dışında kayda değer bir adım atılmadığını belirten Tuncel, demokratik siyasetin önünü açacak yasal düzenlemelerin hâlâ yapılmadığını ifade etti.
Toplumdaki beklentilere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tuncel, ilk dönemde devletin samimiyetine dair ciddi kuşkular bulunduğunu, ancak yürütülen halk toplantılarıyla sürecin bir “oldu-bitti” değil, uzun soluklu bir mücadele ve dönüşüm süreci olduğunun daha iyi anlaşıldığını söyledi. Kürtlerin süreci daha fazla sahiplendiğini belirten Tuncel, Batı’daki muhalif kesimlerin ise sürece daha temkinli yaklaştığını kaydetti.
CHP’ye dönük baskılar
CHP’ye yönelik baskıları da değerlendiren Tuncel, “Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendisiyle uğraşır hale getirmek, bir devlet stratejisi olarak ortaya çıkıyor. Yani AKP aslında CHP’ye yönelik baskı siyasetiyle, gözaltı, tutuklama, belediyelerine kayyım ataması stratejisiyle kendi çözümsüzlük politikasını ya da kendi stratejisinin yanına CHP’yi dahil etmek istiyor. Dikkat edin AKP medyası hala Kürt sorunun çözümü tartışılmıyor. Süreç tartışılmıyor. Bu strateji devam ediyor. Türkiye’yi daha çok CHP gündemiyle, muhaliflere yönelik siyasetle ya da başka gündemlerle, Ortadoğu’da şimdi İran daha çok konuşuluyor” dedi. Kürt sorununun seçim hesaplarına indirgenmemesi gerektiğini belirten Tuncel, CHP’nin daha aktif bir barış politikası yürütmesi gerektiğini söyledi.
‘Sözleri küçümsememek gerekiyor’
Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını da değerlendiren Tuncel, “Devlet Bahçeli’nin hani o bir buçuk yıldır gösterdiği performans ya da yaptığı açıklamalar aslında önemli. Yani Türkiye siyasetinde bir kırılmayı ifade ediyor. O yüzden küçümsememek gerekir. Ezber bozan bir yerde. Devletteki kırılmayı da gösteriyor. Bahçeli’nin geçmişteki tutumları düşünüldüğünde “umut hakkı” ve siyaseten çözüm vurgularının dikkate değer olduğunu belirten Tuncel, buna rağmen açıklamaların yasal düzenlemelerle desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Bahçeli’nin önerdiği “barış ve siyasi süreç koordinatörlüğü” modelinin, Öcalan’ın sürecin muhatabı olarak tanınması ve müzakerelerin daha kurumsal bir zeminde yürütülmesi açısından önemli olabileceğini ifade eden Tuncel, ancak bunun çağrılarla değil somut yasal adımlarla hayata geçirilmesi gerektiğini kaydetti. Tuncel sözlerini şu sözlerle sürdürdü; “Burada sorun alanı şu; Devlet Bahçeli bunları işte çağrı yapacak, bunları “Yapın” diyen konumda olmaması gerekir. Kendisi iktidar ortağı; yapması gerekir. Problem alanı burası. Yani önermelerini hayata geçebilmesi için yasal sürecin işlemesi gerekir. Başından beri Sayın Öcalan diyor ki; “Bu sürecin güvencesi hukuk olacak.” Hukuki adımlar atılmıyor. Nasıl olacak bu iş? Dolayısıyla çağrı yapan değil; yapan, yasa çıkaran konumda olması gerekir. AKP, MHP sonuçta Cumhur İttifakı’nın bir gücü var. Bunu yasaya dönüştürüp, Meclis’e getirse daha anlamlı olur.
Bundan sonraki aşama önemli
Sürecin ilerleyebilmesi için iki temel başlık bulunduğunu söyleyen Tuncel, bunlardan ilkinin Öcalan’ın çalışma ve iletişim koşullarının değiştirilmesi, ikincisinin ise süreci denetleyecek ve olası krizleri aşacak mekanizmaların oluşturulması olduğunu ifade etti. Tuncel, Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile silahlı mücadele yerine demokratik siyaseti esas alan stratejik bir dönüşüm ortaya koyduğunu belirterek, bundan sonraki aşamada önemli olanın bu yaklaşımın hayata geçirilmesini sağlayacak adımların atılması olduğunu söyledi.
‘Halk özgür olmasını istiyor’
Öcalan’ın statüsüne ilişkin tartışmalarda kullanılan “mahkumiyet hakkı saklı kalmak şartıyla” ifadesine de değinen Tuncel, “Bence Bahçeli’nin ne dediğinden ziyade bizim ne istediğimiz, Kürt halkının ne istediği önemli. Kürt halkı Önderliği’nin özgür olmasını istiyor. Bunun içinde mücadele ediyor. Bir halkın önderi özgür değilse, onun şahsında o halk özgür değildir. Dolayısıyla o koşulları ne Devlet Bahçeli, ne Erdoğan belirleyebilir. Yani bu bunu halk belirlemiştir” Öcalan’ın yalnızca bir kişi olarak değil, Kürt halkı adına müzakere yürüten siyasi bir aktör olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Tuncel, demokratik siyasetin gelişebilmesi için Öcalan’ın toplumla, örgütüyle ve kamuoyuyla doğrudan iletişim kurabileceği koşulların sağlanması gerektiğini savundu.
Haber: Dicle Müftüoğlu –Helin Özgün \ MA









