Yüzlerce gözaltı, onlarca barikat ve ülke çapına yayılan eylemler, Bolivya’da derinleşen meşruiyet krizinin göstergesi. Halk hareketleri, Rodrigo Paz’ın istifasının ötesinde, ülkenin izleyeceği siyasal ve ekonomik rotayı da sorguluyor
Rodrigo Paz hükümetinin göreve gelmesinden yalnızca altı ay sonra Bolivya, son yılların en derin siyasi ve ekonomik krizlerinden biriyle karşı karşıya. Yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması, kemer sıkma politikaları ve yerli topraklarını hedef aldığı belirtilen düzenlemeler, köylülerden işçilere, yerli halklardan kadın örgütlerine kadar geniş bir toplumsal ittifakı sokaklara taşıdı. Ülke genelinde kurulan barikatlar ve büyüyen protestolar, yalnızca bir hükümet karşıtlığını değil, Bolivya’nın geleceğine dair farklı siyasal projelerin çatışmasını da ortaya koyuyor.
La Paz sokaklarında bir köylü kadının dile getirdiği sözler, bugün yaşanan krizin özünü özetliyor: “Eğer halk onu seçtiyse, halk onu görevden alacak.” Bu ifade, yalnızca bir protestocunun tepkisi değil, aynı zamanda son haftalarda köylü hareketlerinden işçi örgütlerine, yerli topluluklardan mahalle komitelerine kadar uzanan geniş bir toplumsal kesimin ortak hissiyatını yansıtıyor.
Bugün Bolivya’da yaşananlar, bir hükümet krizinin ötesinde, devletin yönü, ekonomik model ve halkın siyasal karar alma süreçlerindeki rolü üzerine derin bir mücadeleye dönüşmüş durumda.
Seçim vaatlerinden neoliberal programa
Rodrigo Paz, 2025 seçimlerinde eski polis memuru Edman Lara ile oluşturduğu ittifak sayesinde iktidara geldi. Seçim kampanyası boyunca özellikle köylüler, yerli topluluklar, öğretmenler ve işçi kesimleriyle diyalog kuran bir profil çizen Rodrigo Paz, Bolivya’nın çokuluslu devlet yapısını koruyacağı ve halkçı politikalar izleyeceği yönünde vaatlerde bulundu.
Ancak göreve gelmesinin ardından izlenen siyaset, seçim sürecindeki söylemlerle ciddi bir çelişki ortaya çıkardı. Hükümet ekonomik krizle mücadele gerekçesiyle yakıt sübvansiyonlarını kaldırdı, kemer sıkma politikalarını devreye soktu ve doğal kaynakların daha hızlı biçimde işletilmesine olanak sağlayan kararlar aldı.
Bu politikaların yükü doğrudan emekçiler, köylüler ve yoksul kesimlerin omuzlarına bindirilirken, aynı dönemde Büyük Servet Vergisi’nin kaldırılması, eski devlet yöneticilerine ödenen ömür boyu maaşların artırılması ve devlet yönetiminde elitlerin ayrıcalıklarını güçlendiren düzenlemelerin yapılması tepkileri büyüttü.
Böylece hükümetin ekonomik kriz söylemi ile uygulamaları arasındaki çelişki daha görünür hale geldi. Krizin bedeli halka ödetilirken, sermaye çevrelerinin ve ekonomik elitlerin korunması, Paz yönetiminin giderek daha fazla “neoliberal dönüşümün temsilcisi” olarak görülmesine yol açtı.
Yerli halklar ve köylü hareketlerinin tepkisi
Krizi büyüten en önemli başlıklardan biri de doğal kaynaklar ve toprak politikaları oldu.
Özellikle 1720 sayılı yasa, yerli topluluklar, çevreci örgütler ve köylü hareketleri tarafından sert biçimde eleştirildi. Söz konusu düzenlemenin yeni madencilik faaliyetlerinin önünü açacağı ve yerli halkların yaşadığı bölgelerde şirketlerin etkisini artıracağı yönündeki kaygılar, uzun süredir devam eden toprak mücadelelerini yeniden gündeme taşıdı.
Beni ve Pando bölgelerinden başlayan yürüyüşler kısa sürede ülkenin farklı bölgelerine yayıldı. La Paz’a doğru gerçekleştirilen uzun yürüyüşler yalnızca belirli bir yasaya karşı değil, hükümetin genel siyasi yönelimine karşı bir itiraz niteliği taşıyordu.
Bu süreçte köylü örgütleri, yerli halk temsilcileri ve çevre hareketleri ortak bir noktada buluştu: Rodrigo Paz’ın istifası.
Protestoların temelinde yalnızca ekonomik sorunlar değil, aynı zamanda Çokuluslu Devlet modelinin aşındırıldığı ve yerli halkların tarihsel kazanımlarının tehdit altında olduğu düşüncesi bulunuyor.
Sokaklar yeniden siyasetin merkezi haline geliyor
Bolivya’daki protestoların dikkat çekici yönlerinden biri, eylemlerin toplumsal tabanının genişliği.
Bolivya Köylü İşçileri Tek Sendika Konfederasyonu (CSUTCB), Bolivya İşçi Merkezi (COB), Túpac Katari Federasyonu, Bartolina Sisa Kadın Örgütü ve El Alto’daki mahalle komiteleri başta olmak üzere çok sayıda örgütlü yapı protestolara katılıyor.
Bu durum, hareketin yalnızca belirli bir siyasi grubun çağrısıyla ortaya çıkmadığını, aksine ülkenin farklı toplumsal kesimlerinin ortak bir memnuniyetsizlik ekseninde birleştiğini gösteriyor.
Bolivya’nın yakın tarihine bakıldığında, 2003 ve 2019 krizlerinde olduğu gibi sokakların yeniden siyasal karar alma süreçlerinin belirleyici alanlarından biri haline geldiği görülüyor. Bu nedenle bugün yaşananlar, yalnızca hükümete karşı bir protesto değil, aynı zamanda demokrasi anlayışı üzerine bir tartışma olarak da değerlendiriliyor.
Göstericiler açısından seçimler, halk iradesinin tek ifadesi olarak görülmüyor; tersine, halkın yönetime müdahale etme ve gerektiğinde iktidarı sorgulama hakkının seçimlerden sonra da devam ettiği savunuluyor. Bu yaklaşım, Bolivya’daki toplumsal hareketlerin tarihsel karakteriyle uyumlu olduğu kadar, taban demokrasisini esas alan çeşitli uluslararası deneyimlerle de benzerlik taşıyor.
Ekonomik kriz protestoları ülke geneline yayıyor
Siyasi hoşnutsuzluğun büyümesinde ekonomik krizin belirleyici bir rol oynadığı görülüyor.
Bolivya basını ve resmi kurumların verilerine göre protestocular ülkenin dokuz idari bölgesinde toplam 59 noktada yolları ulaşıma kapattı. La Paz, Oruro, Potosi, Chuquisaca, Cochabamba ve Santa Cruz gibi stratejik bölgelerde ulaşım ciddi biçimde aksadı.
Bolivya Karayolları İdaresi’nin yayımladığı yol haritaları, ülkenin önemli ulaşım hatlarının protestolar nedeniyle kesintiye uğradığını ortaya koyuyor.
Hükümet, yolları yeniden açmak amacıyla “beyaz bayraklı insani koridor” operasyonları düzenlerken, bu girişimler de protestocularla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirdi. Kamu İşleri Bakanı Mauricio Zamora, eylemcilerin konvoylara dinamit ve taşlarla saldırdığını öne sürerken, protestocular ise hükümeti baskıcı yöntemler kullanmakla suçluyor.
Bu karşılıklı suçlamalar, krizin artık yalnızca siyasi değil aynı zamanda güvenlik boyutu kazandığını gösteriyor.
Devlet şiddeti, gözaltılar ve OHAL tartışması
Krizin derinleşmesiyle birlikte devletin güvenlikçi refleksleri de güçlenmeye başladı.
Gösteriler sırasında çok sayıda kişinin yaralandığı, bazı protestocuların ağır şekilde yaralandığı ve şimdiye kadar yüzlerce kişinin gözaltına alındığı bildiriliyor.
Rodrigo Paz yönetimi protestoların arkasında Evo Morales’e yakın grupların bulunduğunu ileri sürerken, muhalif kesimler ise hükümetin toplumsal hoşnutsuzluğu kriminalize etmeye çalıştığını savunuyor.
Rodrigo Paz’ın anayasanın kendisine tanıdığı olağanüstü hal yetkilerini kullanabileceğini açıklaması ise gerilimi daha da artırdı. Çünkü OHAL tartışmaları, ülkede siyasal çözüm yollarının daraldığı ve güvenlik eksenli politikaların öne çıktığı yönünde yorumlanıyor.
Evo Morales’in çağrısı ve geçiş hükümeti tartışması
Krizin siyasal boyutunda en dikkat çekici çıkışlardan biri eski Devlet Başkanı Evo Morales’ten geldi.
Eva Morales, hükümetin önünde iki seçenek bulunduğunu savundu: Ya baskı politikalarını artırmak ya da geçiş hükümeti oluşturarak 90 gün içinde seçimlere gitmek.
Eva Morales’in “Ölümleri ve yaralanmaları önlemek için geçiş hükümeti kurulmalı” çağrısı, ülkede erken seçim ve siyasal yeniden yapılanma tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Bu çağrı aynı zamanda mevcut krizin yalnızca ekonomik ya da sosyal değil, aynı zamanda bir meşruiyet krizine dönüştüğünü de ortaya koyuyor. Çünkü artık tartışma hükümetin hangi politikaları uyguladığıyla sınırlı değil; hükümetin ülkeyi yönetme kapasitesi ve toplumsal destek tabanını koruyup koruyamadığı sorusu da gündeme geliyor.
Bölgesel ve uluslararası boyut
Bolivya’daki kriz ulusal sınırların ötesine taşmış durumda.
Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’nun hükümeti eleştiren açıklamaları ve ardından yaşanan diplomatik gerilim, krizin bölgesel bir boyut kazandığını gösteriyor. Buna karşılık Rodrigo Paz yönetimi, Latin Amerika’daki sağ hükümetlerden ve ABD’ye yakın çevrelerden destek görüyor.
Bu tablo, Bolivya’daki mücadelenin yalnızca iç politik bir çekişme değil, aynı zamanda Latin Amerika’daki farklı siyasal projeler arasındaki rekabetin yeni bir cephesi olduğunu ortaya koyuyor.
Sonuç: Bolivya’da mücadele yalnızca hükümete karşı değil
Bugün Bolivya’da yaşananlar yalnızca Rodrigo Paz’ın istifasi talebine indirgenemez. Krizin merkezinde ekonomik model, doğal kaynakların kullanımı, yerli halkların hakları, devletin çokuluslu yapısı ve demokrasinin anlamı üzerine yürüyen daha kapsamlı bir mücadele bulunuyor.
Üç haftayı aşan protestolar, 59 noktadaki barikatlar, yüzlerce gözaltı ve büyüyen toplumsal öfke, hükümetin karşı karşıya olduğu sorunun geçici bir güvenlik meselesi olmadığını gösteriyor. Bolivya’da bugün tartışılan esas konu, ülkenin hangi siyasal ve ekonomik rotada ilerleyeceği sorusudur. Bu nedenle sokaklarda yükselen itiraz, yalnızca bir iktidar değişikliği talebinden değil, devletin geleceğine ilişkin farklı toplumsal projelerin çatışmasından besleniyor.
Haber: Chryslen Barbosa / NûJINHA









