• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
1 Haziran 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Adıyla da kavgasıyla da müsemma: Cevahir

31 Mayıs 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Güncel, Manşet

İsmail Beşikçi: Hüseyin Cevahir 1969-1970’li yıllarda Atatürk Üniversitesi’nde yanıma geldi, Kürt sorunu ile ilgili bilgi almak istediğini söyledi. Ben de ona Kürt sorunu ile ilgili o dönemdeki bilgilerimi aktardım. Dikkatle dinledi, notlarını aldı, teşekkür etti ve gitti

Bülent Küçük: Cevahir hem solun evrensel tahayyülüne iştirak ediyordu hem de Dersimli olmanın yerel hafızasını -Kürtlüğün, Aleviliğin, kurumsal şiddetin ve 1938’in örtbas edilmiş belleğini- bilgi stoku olarak bedeninde taşıyordu

Duygu Kıt

Tarihte iz bırakan her ismin ardından daima ayrıştırıcı bir hikâyeye tanık olmuşuzdur. Hüseyin Cevahir de Türkiye sol hareketinin en müstesna öznelerinden biri. Çağdaşlarının hep anlattığı gibi, çok yönlü bir kişiliğe sahip; edebiyat tutkunu, alçakgönüllü. Cevahir aynı zamanda Türkiye sosyalist gençlik hareketinin öncülerinden, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’nin (THKP-C) kurucu önderlerinden.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi 3. sınıf öğrencisi ve Dev-Genç’in aktif bir üyesi olan 26 yaşındaki Cevahir’in 1 Haziran 1971 yılında Maltepe’de polisle girdiği çatışmada katledilmesinin üzerinden 55 yıl geçti. Arkadaş Zekai Özger’in kendisine “Aşkla Sana” şiirini yazdığı, Musa Anter ile Kürt sorunu üzerine ortak bir metin hazırlayan Hüseyin Cevahir’i, sosyolog-yazar İsmail Beşikçi ve sosyolog Prof. Dr. Bülent Küçük ile konuştuk.

Beşikçi’nin tanıklığı

Kısa ama yoğun yaşamında THKP-C’nin neredeyse tüm eylemlerinde yer alan; Giresun’da fındık işçileriyle beraber direnen, Söke’de tütün işçilerine destek olan, Aliağa’da yapı işçileri içinde örgütlenen, 15-16 Haziran işçi eylemleri öncesinde Kocaeli’ne gidip işçilerin yanında olan Hüseyin Cevahir, 68 devrimci hareketi içerisinde ve dönemin yoğunluğunda Türkiye’nin en önemli meselesi olan Kürt meselesi ile özel olarak ilgilenmiş, Bismil ve Silvan’a gidip Kürt raporu hazırlamıştır. Kürt meselesini “kendi anadilini kullanma hakkına sahip eşit vatandaş olma özlemidir” diye tanımlayan Cevahir, Kürt meselesi ile ilgili olarak 56 yıl önce Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olan İsmail Beşikçi ile görüşmüştür. 56 yıl sonra bu görüşmenin yapıldığını Beşikçi ile de teyit ettik. Geçtiğimiz yıl Amed’de düzenlenen 9. FilmAmed Belgesel Film Festivali’nde, yaşamını konu alan “Bizim İsmail” belgeselinin gösterimi sonrası rahatsızlanan ve tedavisi süren İsmail Beşikçi, sağlık koşullarının elverdiği ölçüde Cevahir’e dair tanıklığını paylaştı.

İsmail Beşikçi

İsmail Beşikçi Vakfı Başkanı İbrahim Gürbüz aracılığıyla ulaştığımız Beşikçi şu notu aktardı: “Hüseyin Cevahir 1969-1970’li yıllarda Atatürk Üniversitesi’nde yanıma geldi, Kürt sorunu ile ilgili bilgi almak istediğini söyledi. Ben de ona Kürt sorunu ile ilgili o dönemdeki bilgilerimi aktardım. Dikkatle dinledi, notlarını aldı, teşekkür etti ve gitti.”

İbrahim Gürbüz’ün, Cevahir’in öldürüldüğünü öğrendiğinde ne hissettiğini sorması üzerine ise Beşikçi şu yanıtı verdi: “Bunu anlatmak çok zor şu an.”

Du Bois, Paul Gilroy, Cevahir

Prof. Dr. Bülent Küçük

Prof. Dr. Bülent Küçük, Hüseyin Cevahir’i devrimci kuşağın diğer isimlerinden ayıran temel unsurun yalnızca kişisel tercihleri ya da bireysel yetenekleri olmadığını, içinde doğduğu toplumun onun siyasal öznelliğini farklı biçimde şekillendirmesi olduğunu söyledi. “Bu öznelliği analiz etmek için W. E. B. Du Bois’un çifte bilinç kavramına müracaat ediyoruz” diyen Küçük şu değerlendirmeyi yaptı: “Du Bois, siyahların bir yandan baskın grubun bakışını içselleştirmek, öte yandan dışlanmış bir topluluğun alışılmış ve içsel bilgisini bedenlerinde taşımak zorunda kaldıklarını anlatır. Bu durum hem bir yarılmışlık hem de ekstra bir bilme kapasitesidir; baskın kimliğin kavramsal ve duygulanımsal bakışını özümseyen özne, aynı zamanda egemen söylemin değersizleştirdiği subaltern bilgiyi de taşır. Paul Gilroy bu kavramı bireysel psikolojik gerilimin ötesine taşır. Black Atlantic’te çifte konumlanma, müzik, edebiyat ve sözlü gelenek aracılığıyla kuşaklar boyunca dolaşıma giren kolektif bir bellek pratiğine dönüşür. Gilroy için bu gerilim üretkendir: iki dünya arasındaki yarılmışlık, hem baskıya hem de baskıya karşı direnişe dair birikmiş deneyimi kültürel bir aktarım zinciri hâlinde taşır. Bellek burada bireysel bir yük değil, kolektif bir varlık biçimidir.”

Kimliğin etkileri

Cevahir’in durumunun bu kavramsal zeminden bir adım daha ötede yer aldığını ifade eden Küçük, Rethinking Marxism’in Daniel Bensaïd özel sayısında 2023 yılında önerdikleri “çifte hafıza” kavramına işaret etti. Küçük, “Çifte hafıza kavramı, Gilroy’daki kültürel aktarım vurgusundan ayrışarak epistemik ve siyasi bir kırılmayı merkezine alır. Cevahir hem solun evrensel tahayyülüne iştirak ediyordu hem de Dersimli olmanın yerel hafızasını -Kürtlüğün, Aleviliğin, kurumsal şiddetin ve 1938’in örtbas edilmiş belleğini- bilgi stoku olarak bedeninde taşıyordu.

Gilroy’da bellek kültürel bir dolaşım meselesiyse, çifte hafıza kavramımda bellek bir görme biçimidir: egemen evrenselciliğin göremediğini görünür kılan, onu içeriden sorgulayan bir epistemik kapasitedir. Bu çifte konumlanma Cevahir’i devrimci akranları arasında tekil bir yere yerleştirdi. Sol kavrayışlar, ona egemenin tarihini yeniden anlamlandırmak için kavramsal araçlar sundu; ancak Cevahir, aynı zamanda Türkiye solunun sınıf evrenselciliği örtüsü altındaki ırksal tahakküm yapılarını da görüyordu” şeklinde konuştu.

Hafızası farkıydı

Türkiye solunun o dönem Kürt meselesini çoğu zaman ekonomik geri kalmışlık ve kültürel yetersizlik çerçevesinde değerlendirdiğini ifade eden Küçük, Cevahir’in farkının tam da burada ortaya çıktığını belirterek şöyle devam etti: “Mevcut yaklaşımla daha derinlerdeki kurumsal şiddet ve kolonyal tahakküm görmezden geliniyordu. Cevahir’in çifte hafızası, tam da bu kör evrenselciliğin göremediği şeyi görünür kılıyordu. Cevahir, bu epistemik baskıya rağmen ve bu baskının tam içinden, ne bir manifesto ne de açık bir itirazla değil; varlığıyla ve taşıdığı bellekle dönüştürücü oldu. Hegemonik evrenselciliğin bastırdığı şeyi, orta sınıf devrimci gençliğinin hayal dünyasına sessizce taşıdı. İşte bu yüzden Cevahir’in Türkiye solunun karşı-kamusal alanında unutulmuş olması tesadüf değil: çifte hafızasında cisimleşen bu ikili eleştiri -hem devlet evrenselciliğine hem de sınıf evrenselciliğine yönelik- onun sol hafızada güçlü yer almamasının başlıca nedenidir.”

Nevhiz Tanyeli’nin hafızasında Cevahir

Cevahir’in cisimleştirdiği bu taşıyıcılık sadece teorinin değil beraberinde görsel sanatın da radarına girerek ressam Tanyeli’nin tuvallerinde de hayat bulur.

Hüseyin Cevahir’in öldürülmesinin ardından gazetelerde yayımlanan görüntüleri resmeden Nevhiz Tanyeli, figüratif resmin Türkiye’deki en önemli temsilcilerinden. Nevhiz Tanyeli ile Hüseyin Cevahir Beyoğlu TİP’te tanışıyor. İkisi de o dönem TİP Beyoğlu gençlik örgütünde aktif. Tanyeli ile Cevahir’in yakın çevrelerde bulunduğu bilinse de, ilişkilerine dair kaynaklar sınırlı. Ancak Tanyeli’nin Cevahir’in öldürüldüğü ana ilişkin yaptığı yaklaşık 10 tablo, bu ilişkinin en güçlü tanıklıklarından biri haline gelmiş bulunuyor. Tanyeli, dünyaca tanınan şair ve ressam Federico Garcia Lorca’nın bir arkadaşının ölümü üzerine kaleme aldığı “Uyu, uç, dinlen; deniz bile ölür” dizesinden hareketle, Cevahir’in ölümünü başka bir hafızaya dönüştürdü. Cevahir bu tabloların kiminde elinde çiçekle kiminde sedyeyle taşındığı değişik versiyonlarda resmedildi. Tanyeli’nin bu çizimleriyle Cevahir’in teşhir edilmek istenen ölüm anı bir fotoğraf olmaktan çıkıp Cevahir’in tutkunu olduğu sanatın parçası hâline geldi.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Irak’ta ‘tek ordu’ tartışması ve Tom Barrack’ın dosyası

Sonraki Haber

Demokratik dönüşüm hepimiz için

Sonraki Haber

Demokratik dönüşüm hepimiz için

SON HABERLER

Zehra Taberi’ye yeniden idam cezası

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mayıs 2026

Demokratik dönüşüm hepimiz için

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mayıs 2026

Adıyla da kavgasıyla da müsemma: Cevahir

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mayıs 2026

Irak’ta ‘tek ordu’ tartışması ve Tom Barrack’ın dosyası

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mayıs 2026

Hopa’da Metin Lokumcu anması: Mücadeleyi büyütme çağrısı

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mayıs 2026

Cengiz Holding tren istasyonuna çöküyor

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mayıs 2026

son darbe?

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mayıs 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır