Türkiye siyaseti son viraja girdi. Hatırlarsanız 12 Eylül darbesi öncesi yapılan hazırlıklar bu dönem devreye girmiş durumda. Darbe yapıldıktan sonra da ABD’den tarihe düşen açıklama geldi. Halen dillerde dolaşan ‘’ Bizim çocuklar başardı’’ cümlesini siyasetle uğraşan herkes bilir ama kimse bu konu hakkında tartışmaz. Kimse ABD ne demek istedi sorusuna cesaretle karşı durmadı veya duramadı. Bugünlerde de bu durumu yaşıyoruz. ABD büyükelçisi Tom Barrack bu söz üzerine görevlendirildi. Görevi bitmesine rağmen Suriye ve Irak’ta atama olarak görevine devam ediyor. Demek ki burada daha işi bitmedi. Kendisi özellikle de Türkiye’ye ‘’hanedanlık ‘’ güzellemesi yaparak ülke siyasetine bir dizayn veriyor. En dikkat çekici olay da bugüne kadar olan hükümetlere karşı duruşta bulunan muhalefet hep dış güçlerin maşası olarak nitelendirildi. Kendi hatalarını dış güçler bahanesiyle örtbas etmeye çalıştılar. Türkiye NATO’ya girdikten sonra bağımsızlığını kaybetti. O zamandan beri Türkiye’deki siyasi kişilerin çoğu ABD’de eğitim aldı. Kimlerin eğitim aldığı açıklanırsa bugün yaşadıklarımız sorunların çoğunu daha net bir şekilde anlarız. 68 kuşağı ‘’ABD defol, NATO’ ya hayır” derken mitinglerde onlara saldıranların kimler olduğunu ve kimlerin organize ettiğini anlarsak dış güçlerin Türkiye içindeki bağlantılarını da ortaya çıkartmış oluruz. ABD onayı olmadan hangi hükümet iktidara gelmiştir sorusunu sormamız gerekmiyor mu? En son AKP’nin iktidara gelişi kimin onayı ile oldu. 25 senelik AKP döneminde Türkiye ekonomi ve sosyal alanda ne kazandı dış güçler ne kazandı tartışması neden yapılmaz bu da mı devlet sırrıdır. Güncel konjonktüre göre hangi liderin seçileceğine kimlerin karar verdiği bilindiği halde neden karşı çıkılmaz.
Bayramı burnumuzdan getirdiler dersek yerindedir. CHP içindeki kavgalar siyasetin ne kadar kirli olduğunu ortaya koydu. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Karşılıklı olarak o kadar suçlamalar var ki inanılmaz. Seçim döneminde ellerini beraber havaya kaldıranlar bugün birbirlerini suçluyorlar. AKP bizim bu işle alakamız yok kendilerinin sorunu derken ve kaybettikleri belediyeleri yolsuzluk suçlamasıyla kayyum ile ele geçirirken nasıl alakamız yok diyor anlamak mümkün değil. Kayyumların nasıl çalıştığını HDP belediyelerinden alındıktan sonra yaptıkları yolsuzlukların haddi hesabı yok. Bunlar hakkında ne gibi işlemler yapıldı çabuk unutuluyor. Şu an cezaevinde bulunan eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Selçuk Mızraklı kayyumun belediye içindeki odasını basına açık olarak açıklama yaptı. Diğer belediyelerdeki kayyumların da aynı şekilde davrandığı ortaya çıktı ve yolsuzluk yapan kayyumlar cezaevinde mi şu anda iktidara sormak lazım.
Türkiye siyasetinde önemli bir yeri olan DEM Parti’nin tutumu bu zor süreç içinde oldukça zor görünüyor. Bir yandan İmralı görüşmeleri ile iktidar ile görüşmelerini sürdürürken diğer yandan iktidarın ana muhalefet partisine yönelmesini doğru bulmadığını belirtiyor. Kürtler açısından kim iktidara gelirse gelsin Kürtçe eğitim, siyasi af ve hasta tutukluların serbest kalması, KHK mağdurlarının haklarının geri verilmesi kayyumların olmaması konusundaki duruşlarını açıklaması gerekir. Yeni anayasa yapılacaksa çoklu parlamenter sisteminin Meclis’e geri dönülmesi şartı olmalıdır. Seçim zamanı yaklaştıkça iktidar demokrasiyi hiçe sayarak seçimi kazanmaya çalışıyor. İktidarda bulunduğu çeyrek asırda vaat ettiklerini yerine getirmeyen bir iktidarın vaatlerine inanmak istemiyor halk. Yetki istedin verdik ama etkiyi de olumsuz olarak yaşadık. Kürt seçmeni gelecek seçimde çok önemli bir pozisyonda olacak ve olmalıdır da. Her şeyden önce şimdiden söylemek erken olabilir ama aday tespitlerinin iyi yapılması ve temsili gücünün yalnız iç kamuoyuna değil de dış kamuoyunda da güçlü ve donanımlı olması gerekir.









