Dêrsim’in değişen ekonomisini Dêrsim Belediyesi Eşbaşkanı Cevdet Konak, Hasan Hüseyin Coşkun ve Oktay Aktaş ile konuştuk:
- Oktay Aktaş: ‘Dêrsim’de arazi parçalı, iklim sert, pazar olanakları zayıf, tek kaleme yüklenmek yerine küçük üretimleri birleştirmek şart. Benimsenmesi gereken üretim tarzı üretilen ürünleri çeşitlendirerek doğrudan satılan ürünlere yönelmek’
- Hasan Hüseyin Coşkun: ‘Bugün hızla para kazandıran bungalovlaşma, önlem alınmadığı takdirde gelecekte kentin turizm algısını ucuzlatan, doğasını tahrip eden ve kendi pazarını yok eden bir krize dönüşme potansiyeline sahiptir’
- Cevdet Konak: ‘Dêrsim’in geçirdiği belli başlı üç tarihsel süreci vardır. 1937-38 soykırımı, 12 Eylül darbesi ve 94 köy boşaltmaları. ‘Dêrsim cennettir gelin’ deniyor ama irade üzerindeki gasplar devam ettiği sürece Dêrsim bir cennet değildir’
Duygu Kıt
Dêrsim’de çözülmeyen işsizlik sorunu ve kamu yatırımlarının yetersizliği nedeniyle insanlar kendi geçim modellerini yaratmaya çalışıyorlar. Son yıllarda özellikle ‘doğa turizmi’ adıyla Munzur ve Pülümür Vadileri çevresinde artan mevsimlik kamping alanları, bungalov işletmeleri birçok kişi için gelir kapısı haline geldi. Devlet destekli kalıcı istihdam alanlarının olmaması nedeniyle kent büyük bir genç göçü yaşarken, yerel halk küçük ölçekli ve yatay ilişkilerle kurulan bir turizm ekonomisine yüzünü çevirmiş durumda. Ancak bu yeni ekonomi modelinin kalıcı ve güvenli bir istihdamın aksine ileride doğa tahribatını artıran yeni bir ekolojik sorun haline gelmesi muhtemel. Bu bağlamda Dêrsim’in değişen gelir ekonomisini Dêrsim Belediyesi Eşbaşkanı Cevdet Konak, Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Hüseyin Coşkun ve üretim için köyüne dönen üretici Oktay Aktaş ile konuştuk.
‘Geçici bir kalkınma hakim’
Oktay Aktaş on yıl önce İstanbul’dan Dêrsim’e dönen bir üretici. Köyü Pertek’e tarımsal üretim yapan Aktaş, üretim sürecindeki gözlemlerini şöyle paylaştı: “Dêrsim’de köylerde temel geçim kaynakları geleneksel tarım ve hayvancılığa dayanıyor. Coğrafi yapıya bağlı olarak (Pertek ve Mazgirt dışında) geniş tarım arazileri bulunmadığından hayvancılık temel geçim kaynağı konumunda. Son yıllarda ise turizm, tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği gibi alanlarda girişimler artıyor. Coğrafya ve iklim koşulları düşünüldüğünde Dêrsim’de bir çiftçi tüm kalemlerde (hayvancılık, arıcılık, sebze meyve yetiştiriciliği gibi tüm bu başlıklarda) küçük üretim biçimleriyle üretim yapıp ihtiyaç fazlasını da kendi imkânlarıyla pazara, çevresine sunabiliyor en fazla. Pazar ağı küçük. Bunun yanı sıra Dêrsim gitgide artan bir ilgiye sahip. Kışın emekli kasabasına dönüşen Dêrsim’in yaz eksenli bir geçime yönelmesi artık daha çok tercih ediliyor.”
Çözüm önerileri
Aktaş bugüne değin gelen deneyimlerinden yola çıkarak üretime dayalı bir ekonomi modeli için çözüm önerilerini şöyle sıraladı: “Dêrsim’de arazi parçalı, iklim sert, pazar olanakları zayıf, tek kaleme yüklenmek yerine küçük üretimleri birleştirmek şart. Benimsenmesi gereken üretim tarzı üretilen ürünleri çeşitlendirerek küçük, çeşitli, işlenmiş (kurutma, reçel, marmelat, salça, konserve) doğrudan satılan ürünlere yönelmek. Kimyasal gübre, yem yerine köy içi döngüyle ihtiyaçları gidermek. Hayvan gübresi, bitkilerden gübre yapımı, otların yaygın biçilmesi gibi. Benzeri yaklaşımlarla mevcut parçalı arazilerde doğru ürünlere yönelip az üreterek de bir geçim ekonomisi yaratılabilinir. Şehirden köyüne dönmüş 10 yıllık bir üretici olarak deneyimlerim bunlar.”
Yatay bir ekonomi

Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Hüseyin Coşkun, Dêrsim’in geçmişte kamu istihdamı odaklı bir gelir yapısına sahip olduğunu fakat bugün devlet eliyle sağlanan doğrudan istihdam alanlarının nispi olarak daraldığını kaydetti. “Bu durum ciddi bir iş gücü arzı fazlasını ve buna bağlı olarak nitelikli genç nüfus göçü riskini beraberinde getirmiştir” değerlendirmesinde bulunan Coşkun, şunları söyledi: “Bugün mevcut kısıt haliyle yerel aktörler ve dinamik nüfus, merkezi yapıların iktisadi alanı doldurmasını beklemek yerine, hibe, fon ve bölgesel projeler yoluyla dikey olmayan, ağ temelli yeni bir mikro-girişimcilik ekosistemi inşa etmeye yöneldi. Oda olarak yakından takip ettiğimiz bu süreç, kentimizin kendi işini kendisi yaratan yenilikçi ve esnek bir girişim sermayesi modeline kavuşmasını sağlarken, yerel halkın kendi imkânlarıyla kurguladığı yatay ekonomi modelini de filizlendirmiştir. Bölgede büyük sanayi tesislerinin coğrafi engeller, lojistik maliyetler ve çevre koruma vizyonu nedeniyle sınırlı kalması, iktisadi aktörleri ulusal ve uluslararası fon mekanizmalarını etkin birer kaldıraç olarak kullanmaya sevk etmiştir. Bu doğrultuda gelişen proje ekonomisi, sermaye birikiminin yetersiz olduğu kentimizde risk paylaşımını optimize etmekte ve genç girişimcilerin inovatif fikirlerini ticari faaliyete dönüştürmelerine olanak tanımaktadır.”
‘Gelecek için tehdit’
“Sanayi altyapısının kısıtlı olduğu ekosistemde, kontrolsüz, plansız ve denetimsiz şekilde büyüyen mikro oluşumlar, kısa vadede ekonomik getiri sağlasa da ileri zamanlarda Tunceli’nin en büyük turizm sermayesi olan ‘el değmemiş doğa’ imajını ve özgün kültürel dokusunu tamamen kaybetmesine yol açma tehlikesi taşımaktadır” diye devam eden Coşkun, olası risklere karşı önerilerini şöyle anlattı: “Son yıllarda nehir kenarlarında ve vadilerde hızla filizlenen bungalov, kamping ve ekoturizm odaklı yerleşimler, tam anlamıyla yatay ekonomi modelinin pratik bir yansımasıdır. Ziyaretçilerin konaklama, yeme içme, rekreasyon ve rehberlik ihtiyaçları doğrudan yerel esnaf ve bölge gençleri tarafından karşılandığı için yaratılan katma değer tamamen kent içinde sirküle olmaktadır. Ancak büyük otellerin yokluğunda can simidi olarak görülen bu bungalov ve kamping modeli, orta ve uzun vadede bizzat Tunceli turizminin geleceğini baltalayabilecek ve kendi kendini imha edebilecek çok ciddi yapısal riskleri de bünyesinde barındırmakta. Nehir yataklarına ve vadilere gelişi güzel kondurulan tesislerin yarattığı görsel kirlilik, katı atık ve arıtılmamış foseptik sızıntıları, orta vadede Munzur ve Pülümür çaylarının biyolojik kalitesini bozarak buraları cazibe merkezi olmaktan çıkaracaktır. İleriye dönük en büyük tehdit ise, bu kontrolsüz alanların zamanla niteliksiz, aşırı yoğun ve çevreye saygısı düşük bir kitle turizmini kente çekmesi, buna karşılık yüksek katma değer bırakan ve doğaya duyarlı nitelikli turist profilinin Tunceli’den tamamen uzaklaşması olacaktır. Dolayısıyla bugün hızla para kazandıran bungalovlaşma, önlem alınmadığı takdirde gelecekte kentin turizm algısını ucuzlatan, doğasını tahrip eden ve kendi pazarını yok eden bir krize dönüşme potansiyeline sahiptir.”
Tarihsel arka plan

Yerine kayyım atanan Dêrsim Belediyesi Eşbaşkanı Cevdet Konak, Dêrsim’in bugün yaşadığı ekonomik krizi yalnızca güncel koşullarla açıklamanın yetersiz olacağına dikkat çekti. Kentin üretimden, nüfustan ve ekonomik canlılıktan koparılmasının uzun bir tarihsel arka planı olduğuna dikkat çeken Konak, şöyle konuştu: “Dêrsim’in geçirdiği belli başlı üç tarihsel süreci vardır. 1937-38 soykırımı, 12 Eylül darbesi ve 94 köy boşaltmaları. 2000’li yıllardan sonra ise siyasi baskılar ekonomik krizle birlikte bir bunalıma dönüştü ve gençlerimiz birer birer buradan ayrılmak zorunda kaldılar. Yüzlerce köyümüz boşaltıldı. Dolayısıyla kapalı bir ekonomik yapıyla karşı karşıya kalındı. Dêrsim’de ekonomik yapının güçlenmesi için yaşama kapatılan bütün meraların, mezraların ve köylerin altyapısının oluşturulması gerekiyor. Dêrsim Belediyesi’ne iki dönemdir kayyım atanıyor. 2024’te yine DEM Parti yerel yönetimlerde görev ve sorumluluk aldı, 7 ay kalabildi. 7 ayda bu kentin sorunlarını çözebilir misiniz? İşsizi, yoksulu, genci, kadını gelip kendi ekonomik, sosyal, siyasal sorunlarını bizimle tartışıyordu. Şimdi bu kapı da kapandı. ‘Dêrsim cennettir gelin’ deniyor ama irade üzerindeki gasplar, işgaller devam ettiği sürece Dêrsim bir cennet değildir.”
‘Yedi bin genç göç etti’
Konak, Dêrsim’de kalıcı bir ekonomik canlanmasının ancak yerel üretime dayalı modellerle mümkün olabileceğini belirterek, çözümün kooperatifleşme ve toplumsal örgütlenmeden geçtiğini söyledi. Konak şöyle devam etti: “Esas olarak halkın dahil olduğu yerel ekonomiyi güçlendirmemiz gerekiyor. Örgütlenmeden, kooperatifleşmeden, komünleri yaratamadan hiçbirine cevap olamayız. Son altı yılda 7 bine yakın gencimiz coğrafyasını terk etti. Halen de birçok gencin hem diasporaya hem fırsat buldukça yurt dışına gittiklerini görüyoruz. Coğrafyamız insansızlaştırılıyor. Yeniden ekonomik krizlerden, siyasal baskılardan kaynaklı göç dalgaları ile karşı karşıyayız. Kısmen geriye dönüşler var. Ama temel sorun Dêrsim’in ekonomisini besleyen, ana damarını oluşturan yaşam alanlarının yeniden açılması ihtiyacıdır. Yoksa elbette Dêrsim doğasıyla yabani hayatıyla, bitki örtüsüyle, akarsularıyla elbette zengin bir coğrafyadır. Dolayısıyla bizim kendi yerel ekonomimizi güçlendirmemiz lazım. Bunun da yerel gücü yerel yönetimlerdir.”
İrade gaspı varken
Kayyımdan önce belediyenin üretime ve kooperatifleşmeye dayalı çeşitli projeler üzerinde çalıştığını belirten Konak, “Kayyum politikaları devam ederken Dêrsim’de yerel ekonomiye dayalı istihdam yaratılamaz” dedi. Konak şu ifadeleri kullandı: “Dêrsim Belediyesi’nin kayyım gaspından önce istihdama yönelik birden fazla projesi vardı. Bunlar 2025 yılında kısmen hayata geçecek, 2026’da da belirli bir oranda üretim aşamasında olacaktı. Ama mevcut merkezi iktidar bunlara fırsat vermedi. Kısacası Dêrsim sadece turizm ağırlıklı görülmesi gereken bir coğrafya değildir. Dêrsim’in kendisi bir hakikattir, hafızadır, kimliktir, kültürdür. Buraya turizm adı altında gelenlerin de bu hakikati görerek gelmesi gerekiyor. Dêrsim’in yerelinden de bu hakikat üzerinden çağrıların yapılması gerekiyor. Burayı betonlaştırarak, beton kenti yaparak istihdama çözüm bulamazsınız. Kentin sorunlarının çözülmesi için iradeyi gasp eden güçlerin geri çekilmesi gerekiyor. Turizme insanlar vaktiyle karşıyken şimdi neredeyse herkes bir yer açmak istiyor. Kimse insanların yaşamını idame ettirmek isteğinin karşısında değil ama bu durum uzun vadede Dêrsim’e zarar verecek bir girişimcilik örneğine de dönüşüyor.”









