• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
10 Haziran 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar M. Ender Öndeş

Çılgın bir ilkbahar: Prolet-Kult

10 Haziran 2026 Çarşamba - 10:05
Kategori: M. Ender Öndeş, Yazarlar

Devrim, ‘değiştirenlerin de değişmesi’yse eğer, yığınsal kültürel dönüşümü gerçekleştiremeyen bir hareketin şansı pek azdır. 1917-21 arasındaki ‘gökkuşağı’ yılları bu konudaki tartışmalı ama cesurca bir harekettir

M. Ender Öndeş

En azından şimdiye kadarkiler için konuşursak, her devrimin en ciddi iki sorunundan biri, politik öncü ile devrime katılan kitlelerin ilişkisinin nasıl olacağı, yani memleketin hangi karar organlarıyla, nasıl yönetileceği; diğeri ise, eski kültürel hegemonyanın nasıl tasfiye edilip yerine neyin konulacağıdır.

Bu iki sorunun birbirine derinden bağlı olduğunu düşünen gazetemizin yazarlarından Volkan Yaraşır, Rus Avangardizmi / Proleter Kültür Hareketi” kitabında bizi özellikle 1917-1921 arasındaki “gökkuşağı” dönemini tartışmaya çağırıyor. Kitap boyunca, devrim sonrasının zor koşullarında parti ile devletin gitgide iç içe geçerek işçi yönetimlerini ve Sovyetleri zayıflatmasını hüzünle izlerken, Lenin’in de sık sık uyardığı ‘bürokrasi’ tehlikesinin büyümesine tanıklık ediyoruz. Bugünden bakınca, özellikle Kronstadt ayaklanması, Mahnovist hareketin ezilmesi gibi vakalara yaklaşımda kimseye haksızlık etmeden davranmak zor. Ancak bütün bu süreçlerde güç kazanarak doğrudan katılım/yönetim biçimlerini zayıflatan aşırı merkezci eğilimin sonradan temel sorunların kaynağı olduğu kesin.

Kültürel alanda ise işler çok daha çetrefilli. Yani, siz bir ülkede devrim yapıp iktidar oluyorsunuz ama üstünde durduğunuz sosyolojik/kültürel zemin hâlâ eskiye ait. Evet, siz devrime yürürken her adımda yeni bir kültürü inşa ediyorsunuz bir yandan ama nihai olarak eski rejimi politik olarak yıktığınızda ve bütün diğer kurumlar gibi kültür araçlarını da ele geçirdiğinizde, bu “arınma” ve “yeni kuşaklar yaratma” sürecini nasıl yöneteceksiniz? Tarih boyunca bu yöndeki çabalara hep tanık olduk. Çünkü sosyalizm/komünizm, -yaygın ve yanlış anlayışın tersine- teorinin kurucuları tarafından işin başından beri, üretim araçlarını şundan alıp şuna vermek, iktidardan şunu indirip şunu bindirmek işlemi olarak değil, bir uygarlık projesi olarak tasarlanmıştı. Sadece bir iktisadi/siyasi değişiklik değil, topyekûn bir toplumsal dönüşümdü tasarlanan. Feuerbach Üzerine Tezler’in üçüncüsünde “Ortamın değiştirilmesi ile insan faaliyetinin ya da kendi kendini değiştirmenin çakışması, yalnız devrimci pratik olarak kavranabilir ve ussal biçimde anlaşılabilir” derken Marks’ın kastettiği de, tam buydu: Değiştirenin değiştirme eyleminin içinde kendisinin de değişmesi!

Aşırılık zamanları

Eksiği fazlası, günahı sevabıyla Çin Kültür Devrimi bu yönde bir girişimdir örneğin, kitleleri değiştirmek… Volkan Yaraşır’ın konu edindiği Ekim Devrimi sonrası Prolet-Kult hareketi de böyledir. Tarihte bazen ‘aşırılık zamanları’ vardır, çubuğun ters yöne sertçe bükülmek istendiği zamanlardır bunlar ve bugünden bakışla olup bitenleri anlamak zordur; hatta saçma görünür birçok şey. Eski kültürün yerine devrimin yeni proleter kültürünün inşası olarak girişilen Proleter Kültür Hareketi de doğrusu epey çılgıncadır. Eski sanatın öldüğü iddiasıyla müzeleri yıkıp fabrikaları ve sokakları kültür mekânları haline getirmeyi amaçlamak, işçilerin kendi şiirlerini yazıp kendi tuvallerine kendi resimlerini yaptıkları atölyeler yaratmak, Meyerhold’un yaptığı gibi on binlerce kişinin rol aldığı oyunlarla Petrograd kentinin tamamını tiyatro sahnesine çevirmek, hatta fabrika sirenleri, motor ve dinamo sesleriyle icra edilen senfoniler bestelemek… 200 bine yakın aktif üyesi olan, 500 bin işçinin pratik olarak katıldığı bir hareketten söz ediyoruz. 1917-1921 arası Eğitim ve Kültür Komiseri Anatoli Lunaçarski’nin de desteğiyle gerçekten coşku dolu bir dönem.

Daha sonra, iç savaş ve zorluklar ortamında parti-devlet bütünleşmesi ve yerel komitelerin, sovyet işleyişinin zayıflamasına paralel olarak Prolet-Kult’ün de etkisizleştirilmesi, “yeni kültürün laboratuvarda yaratılamayacağı” eleştirileriyle aforoza uğratılması şüphesiz tartışmalıdır. 1921’de sonra hareketin Lenin’in de dahil olduğu parti kurmayları tarafından “küçük burjuva sübjektivizmi”yle suçlanması, yavaş yavaş yıpratılıp avangard özelliklerinin tasfiyesi, vb. hepsi tartışmalı süreçlere denk düşüyor. Yaraşır, bir gökkuşağı gibi olan devrimin renklerinin böylece eksildiğini, reel politika uğruna devrimin ufkunun daraltıldığını söylerken, bu tartışmaları yeniden açıyor. Gerekli tartışmalar bunlar; çünkü toplumların kültürel dönüşümleri, her zaman politik/ekonomik dönüşümlerden daha kritik bir alandır ve o alanda kaybeden hiçbir devrimin uzun ömürlü olması mümkün görünmüyor.

Bir anektod

Kitabı okurken, tiyatro alanında Cumhuriyet dönemi başlangıcının önemli isimlerinden Muhsin Ertuğrul’un Moskova Notları’nda yer alan bir anekdotu yeniden hatırladım. Kitap şimdi elimde yok ama uzun yıllar önce okuduğum satırları hâlâ aklımdadır. 1925’te tiyatro bilgi ve görgüsünü artırmak için Moskova’ya giden Ertuğrul, Sovyet Eğitim ve Kültür Komiseri Lunaçarski ile görüşmesinde büyük şaşkınlığa uğrar. Bu görüşmenin çok zor olacağını düşünen ve büyük bir makam odası hayal eden Ertuğrul, kendi deyimiyle sıradan bir “evkaf müdürlüğü” odasına benzer her tarafı kitaplarla dolu bir yerde Lunaçarski ile görüşüp derdini anlattığında, Lunaçarski, masasından bulduğu “bakkal kâğıdı” gibi bir şeye, çok basit cümleler yazıp imzalar: “Bu mektubu getiren Muhsin Ertuğrul Yoldaş, Türkiye Cumhuriyeti’nden gelmiş bir reji uzmanıdır. Kendisine Sovyetler Birliği içindeki bütün tiyatroların kapılarını açınız; her provayı, her oyunu, her salonu serbestçe görsün ve incelesin.”

Ve şöyle der Ertuğrul’a: “Ben bir Halk Komiseriyim ama buradaki tiyatroların müdürlerine, yönetmenlerine ‘Bu adamı içeri alın’ diye emir veremem. Sanat kurumları emirle yönetilmez. Bu yüzden size bir emirname değil, bir tavsiye mektubu yazıyorum. Onlar bu mektubu okuyunca, bir dost sanatçı olduğunuzu anlayıp kapılarını size kendileri açacaktır.”

Ertuğrul, daha sonra, bu basit kâğıt parçasıyla Meyerhold, Stanislavski ve Tairov gibi dev yönetmenlerin provalarına nasıl girdiğini hayranlıkla anlatır.

1925’ten söz ediyoruz… Basit bir oda, rasgele bir kâğıda yazılmış iki cümle… Muhtemelen örneğin 1970’lerde, 80’lerde, Sovyetler Birliği Kültür Bakanlığı bir sürü insanın çalıştığı kocaman bir binadır. Bir yanından bakınca bu bir ‘ilerleme’ gibi görünüyor ama işte tartışmalı olan da bu zaten. Özellikle 1921’den sonra adım adım gerçekleşen ve 90’lara kadar gelen bu ‘büyüme’ye bir de Volkan Yaraşır’ın özetlediği tartışmanın içinden bakmak gerekiyor.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Topladığı taşlarla Kürdistan’ı bir araya getirdi

Sonraki Haber

Çankaya Remzi Oğuz Arık mahallesi: Kolektif yaşam anlayışıyla birlikte yönetiyoruz

Sonraki Haber

Çankaya Remzi Oğuz Arık mahallesi: Kolektif yaşam anlayışıyla birlikte yönetiyoruz

SON HABERLER

SKM Sözcüsü Kara ve SKM’li Tuncer’e tahliye

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Gar katliamı 128’inci ayında: Duruşmaya katılım çağrısı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

NATO Zirvesi için öğrencilerin kaldığı yurtlar boşaltıldı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Ortadoğu’daki gerilim altın fiyatlarını düşürdü

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Belfast’ta göçmen karşıtı gösteriler: Evler ve araçlar yakıldı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Sonita Alizadeh: Müzikle kaderini değiştiren kadın

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

İran’da ‘gönüllü zorunluluk’ iddiası: Tutuklular savaş bölgesine gönderilecek

Yazar: Yeni Yaşam
10 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır