Marks trajik olanın tekrarı trajikomik olur demişti, bizde trajikomik olanın tekrarı facia olur.
Butlancı Kılıçdaroğlu’nun “bayramlık ağzından” kaçırdığı “FETÖ’cülük ve halkı ayaklanmaya kışkırtmak” suçlamasından hareketle şu soru olanca çıplaklığı ile ortaya çıktı: 15 Temmuz’a benzer bir “ayaklanma” provokasyonu mu tertip ediliyor?
Türkiye’de olan bitenler bir başka ülkede olsaydı sokaklar bir anda şiddet olaylarıyla çalkalanırdı. Ama hâlâ çalkalanmadı.
Çalkalanabilir mi?
Çok basit.
Bir Cumhuriyet köşe yazarı dün Özgür Özel ve bazı arkadaşlarının CHP’den ihraç edileceğini ve arkasından da dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla birlikte tutuklanacağını büyük bir ihtimal olarak yazdı. Eğer böyle olursa sokakları çalkalayacak çok tehlikeli siyasi ve yargısal provokasyon yapılmış olur. Bu provokasyonu CHP’nin ilk protesto gösterisinde ajan-provokatörlerin bir iki el silah patlatması izlediği zaman olanlar olur. Arkasından “Özgür Özel Terör Örgütü’nün ayaklanması bastırılır.”
“İkinci Allah’ın lütfu ve cuntanın marifeti” ile “İkinci Yenikapı kürsüsü” kurulur, Kılıçdaroğlu da ikinci defa Erdoğan’ın yanında yerini alır.
Askeri darbe “tek vuruşta” gerçekleşir. Ama sivil darbeyi tek vuruşta yapamazsınız. Süreç içinde, adım adım tırmandıra tırmandıra ve bu yolla da alıştıra alıştıra yaparsınız. Süreç içinde attığınız her adım, bir önceki adımınızı unutturur. Bakın, İBB duruşmaları artık neredeyse bir iki duygusal gelişme dışında haber bile olmuyor. Olmuyor ama, geleceğin cumhurbaşkanına yapılan darbe amacına ulaşmış oluyor. Sıra geleceğin iktidar partisine geliyor, gelir gelmez de geleceğin iktidarına bu defa butlan darbesi gerçekleşiyor. Geriye geleceğin iktidar partisinin yöneticilerini hapse atmak kalıyor.
İşte bu son darbeye az kaldı. Temmuz ayındayız. Temmuz ayı netameli aydır. 7-8 Temmuz’da NATO zirvesi, 15 Temmuz’da çakma darbenin 10’uncu sene-i devriyesi. Aktörler yerini aldı. Kılıçdaroğlu CHP’nin yine başında, Erdoğan sarayında. Ve bu defa devlet aygıtı “tertemiz”, tutuklanacak ne general var ne yargıç. Hepsi emre amade.
60 yılı aşkın siyasi tecrübem bana şunu fısıldıyor: Eğer Özgür Özel ve arkadaşları CHP’de biraz daha oyalanırsa çok kötü bir kıskaç altında kalacak. “Kılıçdaroğlu-Özel hizip kavgasına son, CHP’de birlik” diyen bir “Orta Yolcu” ne idüğü belirsiz ekip ortaya çıkacak. Özelciler Erdoğan’la ve Kılıçdaroğlu ile boğuşurken, bunlara Orta Yolcular eklenecek. Bahçeli, İnce sahnede. Mansur Yavaş az sonra “itidal manifestolarıyla” arz-ı endam edecek. Ve Yılmaz Özdil’in salvoları altında sivil darbenin CHP içindeki cunta uzantıları “FETÖ’cü ayaklanmacılara karşı” sahayı “arındırmış ve temizlemiş” olacak.
Gidişat böyle.
Özel ve arkadaşlarına Atatürk’ten kalma bir sözü hatırlatmanın zamanıdır: “Hattı müdafaa yok, sathı müdafaa vardır, satıh bütün vatandır.” “Hat” işgal edilmiş CHP, satıh ise “sine-i millettir.” Partinizin kurucusu işgal altındaki İstanbul’da kalsaydı ne olurdu? Düşünün. Erdoğan Türkiye’yi nasıl anayasasız, hukuksuz yönetiyorsa, görevlendirdiği Kılıçdaroğlu da CHP’yi tüzüksüz ve hukuksuz yönetmekte. Yerel seçim sonrasında “ya erken seçim yaparsınız ya da tüm muhalefet olarak sine-i millete çekiliriz” demediniz, ülke ne hale geldi. Şimdi de aynı hatayı yaparsanız tasfiye olursunuz.
CHP’nin bir “hizbi” olarak yapacağınız mitingler CHP’nin başındaki Kılıçdaroğlu tarafından “ayaklanma” olarak ilan edildiği ve darbeciler “ayaklanmayı bastırmak” üzere harekete geçtiği zaman iş işten de geçmiş olacak. Yapılacak iş “hizip” olmaktan çıkmaktır, CHP’yi geri almak, sivil darbeyi püskürtmek, müzakere sürecinin tıkanıklığını aşmak amacıyla DEM Parti ile eylem birliği yapmak üzere gecikmeden partileşmektir. Butlancıları ve “orta yolcuları” CHP’de bıraktığınız zaman, onların “darbedeki” rolleri sıfıra inecektir.
İktidar “iki cephede” savaşmayı göze alamaz. Metropollerdeki milyonlarla Kürdistan’daki milyonlar başlangıçta ayrı ayrı da olsa aynı hedefe yürüdüğü zaman iktidar geri adım atacaktır. Müzakere sürecinin demokratikleşme yönünde hız kazanması mümkün olacak, atılan her demokratik adım CHP’ye karşı darbeyi geriletecektir. Cuntaya karşı devletin içindeki “legal norm içi devlet” unsurları cuntacılara karşı güç kazanacak, İmralı’nın eli kuvvetlenecek, barış eğilimi ağır basınca CHP’ye karşı savaş eğilimi zayıflayacaktır.
Bu tehlikeli krizi aşmanın bir başka yolu kalmamıştır.









