Hilelerin karıştığı bir yaşamda birilerinin durmadan gerçeği hatırlatması gerek. Sıradan çelişkiler, saydam heyecanlar, rüzgâr gibi geçen insanlar, gitmeyi bilmeyenler ve serseri mayınlar gibi her yerde her an olabilenlerin aynası. Dünya karmaşık, yansıma bile işe yaramıyor.
Hatırlamanın kuşattığı bir zaman ve birçok mekân var. Sınırların şeffaf, sinirlerin de geçişken köşeleri var. Denilebilir ki insan kendi kendini ve çevresini küçültmekle meşhurdur. Devreden geçmişler, gelmeyen gelecekler, insanı içine hapseden şimdiler, ertelemeler peş peşe geliyor ve hiçbir yerde bırakmıyor.
Sızılar var, bir anda yakalar insanı ya da kaybolmuşken yakalanır insan. Sermayesi kimseye satamayacak sırrı olanlar, esamesi başkasının varlığıyla görünür olanlar, yani yokluğuna herkesi feda edenler; gitmenin cahili, kalmanın acemisi. Öyle hayatlar var dünyada ve en yakınımızda. Olanlar onlar ya da onlar olanlar.
Serzenişlerin basamakları, serseriliğin adımları, sevginin yersizliği her yerde sessizce bağırır. Kimi dönüp bakar, kimi de bakıp görmez. Bazı fırsatlar erkenden istifa eder çünkü ve insan yaşadıklarından istifade ederken israf da eder. Bazen heder, bazen de keder olup kendinden düşer.
Uzak ihtimaller, oturmayan hitaplar, haksız lakaplar, hep unutulan adlar insanı yabancılaştırırken yalanlara yakınlaştırır. Ahkâm kesen belirsizlik, adressiz bırakan kaçaklık, beklemeyi öğreten duvarlar, sıradanlaşan kötülükler hep bir istikamette yol alıp insanı yolsuz bırakıyor.
Harf harf düşen bir cümlenin çaresizliği, yaprakları dökülen bir çiçek, yer değiştiren rüzgârlar ve doğmaktan bıkan bir güneş; dünyayı kahrediyor ve herkes ancak seyrediyor. Tarihin sayfaları siliniyor, yırtılıyor, eskiyor ve herkesi geçmişsiz bırakıyor. Şimdilerde herkes sadece tahminler savuruyor yaşama ve geleceğe.
Hırsların kalbura çevirdiği kalpler, kibrin darmadağın ettiği zamanlar ve mekânlar, görülen her yeri harabeye çeviriyor. Gözler, kulaklar ve diller sessizlik, duymazlık ve görmezlik bahşediyor yaşamın her anına. Bilindik kötülükler, saklanmış nefretler tek tek vuku buluyor hayatlarımızda.
Küsmüş cevaplar, hafızasını kaybetmiş sorular, hizasına sığmayan sözcükler, parantezlerinden firar eden izahlar bir noktanın peşinden giderken siliniyor da siliniyor. Endişeli hayaller ve alkışlanan kâbuslar kıskacında uykular bazen ölüme benziyor ve hayata karışıyor ve karşılaşmalar ziyan oluyor.
Serbest bırakılan nefretler, sersem eden maskeler her zaman bir oyun kuruyor ve rolleri kendine bahşediyor. Islıklar, tezahüratlar art arda iltifatlar yağdırıyor. Vakti yoktu kimsenin belki ama vakitsiz değildi hiçbir şey. Geçmişlerden ve hatta çok eskilerden gelen kehanetler tüm keşkelerin önüne barikat oldu.
Her hayatın bir değeri, başkasının ağırlığı, bilinmeyenin hafifliği sırra kadem basarak muhteşem yıkımları getirip önümüze koyuyor. Her şeyin manipüle edildiği bir çağda, herkesin şaşırmaktan vazgeçtiği bir dünyada yaşamanın yokluğu var ve bu yoklukta varlık zannı var. Dünya basit değildi, hayat kolay değildi ve bunlar bir zamanların gerçeğiydi. Yalanlar var artık yaşama karşı ve bize karıştı.
Haftanın kitap önerisi: Jose Mauro de Vasconceles, Şeker Portakalı / Çeviren: Aydın Emeç, Can Yayınları









