• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
27 Haziran 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kültür

‘Ben bir halk türküleri anlatıcısıyım’

27 Haziran 2026 Cumartesi - 00:00
Kategori: Kültür, Manşet

Alevi müziğinin sevilen sesi Aynur Haşhaş ile müziği, dijitalin etkilerini ve halk ezgilerinin sırrını konuştuk:

  • İlk zamanlar dijital platformlarda insanlar kendilerini ifade etme, sanatını sergileyebilmeye hakkı olur diye düşündüm. Dijital ortam bir de emek hırsızlığı arenasına döndü. Tembelleşti insanlar, üreteceğine çalıyorlar
  • Sevdanın en güzel halini anlatıyoruz. Sonra diyorlar ki gel bize kapı kulu ol. Böyle şey olur mu? Bunu artık sağcısı da solcusu da yapıyor. Ben Anadolu solcusu olarak kendimi ifade ediyorum. Baba İlyas, Şeyh Bedrettin’in takipçisiyim
  • Ben bir halk türküleri anlatıcısıyım. Yani sözlü tarihin sözcüsüyüm. Yani aşıkların sözlerini anlatıyorum. Hani ben inançlıyımdır. Tasavvuf erkanı anlamında. Bir kitap da hazırlamak istiyorum. Anadolu’daki kadını anlatmak istiyorum

Hüseyin Kalkan

Bu defa Aynur Haşhaş ile içsel bir yolculuk yaptık. Hem müzik dünyasının içine doğru, hem duygu dünyasına doğru. Aynur kolektif yaşamdan, kolektif üretimden söz etti. Eskiden, çok eskiden halk ezgilerinin, deyişlerin böyle üretildiğini anlattı. Aynur’a göre dijital platformalar hem emek hırsızlığını artırdı, hem tembelliği körükledi. Dijital platformların yaygınlaşması bir yandan işleri kolaylaştırırken, bazı meslek gruplarının zarar görmesine yol açtı. Müzisyenlerin, bestecilerin, derlemecilerin eserleri talan edildi. Birçok sanatçı, maddi olarak zor duruma düştü. Belediyeler veya bazı etkinlikler düzenleyen devlet kurumları, kendilerine yakın sanatçılara milyonlar öderken yandaş olmayan sanatçılar kenardan bakmak durumunda kaldı. İşte Alevi müziğinin sevilen sesi Aynur Haşhaş ile bunları konuştuk.

Aynur Haşhaş ile söyleşimiz neşeli bir ortamda gerçekleşti. Fotoğrafları İnci (Aydın) çekti. Fotoğrafları çekmekle kalmadı, söyleşiye keyif kattı.

Dijitalin müziğe yansıması

Haşhaş, dijital platformların müzik sektörüne yansımasına dair şunları söylüyor: “Yeni durum tırnak içinde emek hırsızlığını getirdi. Daha önce biz stüdyolarda çalışıyorduk, kapılarımız kapalı, türkülerimizi seçmişiz. İşte bir albümde 10 türkü mü olacak? Birkaç yılda hangi türküler olacağına karar verirdik. Çok az sanatçı her yıl albüm çıkarabiliyordu. Fakat şimdi evinde oturuyor, açıyor telefonunu, atıyor. Önceden de Unkapanı’nda da bir sürü insan dolaşıyordu ve bir sürü insan albüm yapmak istiyordu. Ama orada bir şekilde elemeler olurdu. Bazıları gerçekten iyi olanlara yatırım yapardı. Öbürleri de bazıları kendi emeğiyle, kendi parasıyla yapardı. Ama yine firmalar çıkartırdı. Ha halkta karşılık bulursa, bulur. Bulmazsa bulmaz. Benim dönemimde bir sanatçıya albüm teklif edilmesi, firmalar tarafından o sanatçının iyi olduğu, çıtasının yüksek olduğu, sesinin iyi olduğu, yorumunun iyi olduğu ya da bu işe emek verdiği anlamına gelirdi. Ki ben öyle sanatçılardan birisiyim. Yani ben şu zamana kadar ekonomik olarak (ödeme yaparak) bir albüm çıkartmamışımdır. Teklif almışımdır, yapılmıştır. Şu anda çıkartıyorum, şu anda da ben zaten Haşhaş Prodüksiyonu kurmuşum. İşte bu da dijitalin getirdiği bir şey. Artık dedik ki biz firmalarla gidiyoruz ama arşivlememizi çocuklarımıza bir şekilde bırakalım.”

Kirlilik ve sanat

Başlangıçta dijital platformlar bir umut yarattı. Ama bu kısa sürede yüzeysel üretime veya kopyalama tekniğine dönüştü. Haşhaş, bu platformlarla ilgili şöyle bir çerçeve çiziyor: “Şimdi dijital platformlar çıktığından beri, bencilliğin dışında bir de üretimde o kadar çok kirlilik var ki, dolu gibi yağıyor. İlk önce ben dedim ki ya, bak bu işte insanlar artık firmalara, firma sahiplerine, oradaki tekelleşmeye muhtaç değil, çok güzel. Ama ben böyle dolu gibi, bir fırtına, bir kasırga gibi olacağını kendim de tahmin etmedim. Çünkü o zaman bu platformlarda insanlar kendilerini ifade etme, sanatını sergileyebilmeye hakkı olur diye düşündüm. Halkta karşılık bulur bulmaz o başka mesele. Mesele o değil. Dijital ortam bir emek hırsızlığı arenasına döndü. Daha önceleri bu kadar hırsızlık yoktu. Yapsa da bilinirdi. Herkes bilirdi. Ama şimdi ben de takip edemiyorum, ben de bilemiyorum. Tembelleşti insanlar, üreteceğine çalıyorlar. Eskiden okumak için kütüphanelere giderdin ya. Kütüphane bir derya. Günlerini verirdin. O çalışmayı yapardın. Oradan makaleler toplardın. Biz önceden de öyleydik. Albüm yaparken işte biz oturur çalışırdık. İşte Ahmet Koçak, Kadir Karakoç bizim dostlarımız var. Bir ay, iki ay albüme türkü arardık. Hangi türküyü söyleyelim? Ya da hangi türkü tutar, vücut bulur? Böyle şeylerimiz de vardı. Hani anladın mı? Keyifli bir şeymiş. Bir ay filan kapanıp sonra o türkülerin bir de bir yıla yakın bir zaman sürerdi. Yorumlanması. Ben şahsen öyle yorumlardım. Hani hemen duydum yorumlamak istemezdim. Çünkü ben o türküyü anlatmak isterdim. Yani sesimle, tonalitemle hani noktalama, virgül, nefes alma yerlerini bile doğru yapmak isterdim. Çünkü bilmese bile karşımdaki dinleyici, benim ona bir yolculuk yaptırmam gerekiyordu. Hani o yolculukta bir yola çıkacağım. O türküyü eğer ağıtsa hüzünlendirebilmem, ağlatabilmem lazım. Halaysa güldürebilmem, mutlu edebilmem lazım. Şimdi burada dijitalde hiçbir şey çalışmıyor. Şimdi teknik kopyalama tekniği. Kopyalıyor yapıştırıyor, birbirine yapıştırıyor. Bir aynı sazı kopyalama tekniğiyle evinde yapıyor, bilgisayardan. Atıyor, duygusu bitiyor. Duygusu bitiyor, üretimi bitiyor. Şimdi onun için ben bazen bakıyorum, aynı türküyü 100 kişi okumuş. Aynı türküyü. Önceden mesela birisi bir eser tutturduğunda, onun kimliği gibi olurdu.”

Kolektif çalışmayı bırakmayın

Dijital platformlardan üretmenin bütünüyle dışlanmasının doğru olmadığının altını çizen Haşhaş, her platformda kolektif çalışmanın önemli olduğunu söylüyor. Genç kuşaklara şu önerilerde bulunuyor: “Önceki kuşaklarda ve aynı kuşaktaki isimlerle iletişimi sürdürmek önemlidir. Ustadan-çırak ilişkisini de kolektif müziği de yapmayı bilin. Ama kendi yaptığınız üretimler, hepiniz birbirinize dokunuşlarınız olsun. Bunu dijital platforma güçlü taşıyın. Ama birbirinize ihanet etmeyin, hırslı olmayın, kötü hırsların içerisinde olmayın. Ama kolektif çalışmayı bırakmayın. Ve birbirinizi destekleyin. İyi müzisyenler birbirini desteklesin. Bu arkadaşımız da iyi demekten gocunmayın yani. İyi ise iyi desin. Ben mesela iyi yorumcuya iyi yorumcu derim. ‘Evet onu dinlemekten keyif aldım. Aa ne kadar iyi müzisyen derim, çok güzel’ derim. Bunlar da kendi aralarında bunları deyip dijital platformda da o nitelikli çalışmalarını taşısınlar. Dolayısıyla bunlar olduğunda o zaman o kirlenmiş çalışmalar ya da işte dedim ya dolu fırtınası devam etse bile kendileri içinde bir güneş olur. Güneş açar yani yine daha bir ışığa yürür. Yoksa dijitali tamamen reddetsinler demiyorum. Kullansınlar. Ama bunu kendilerine en faydalı hale getirsinler. Kesinlikle de ben merkezci bir müzisyen ve sanatçı kimliği hep reddetmişim. Bunu yapmasınlar. Zaten boğulurlar. Zaten tek yüzersen boğulursun. Yanında birileri olmalı ama bunu da avantaja çevirmek güzel. Mesela biz belli ölçülerde avantaja çevirdiğimizi düşünüyorum. Profesörler, asistanımız var. Salih Bey ilgileniyor, ben saatlerce bunu yapamam, yapsam. Dijitalin başında çok zaman harcamasınlar. Çok zaman harcamaları demek çok üretim yapamayacaklar anlamına gelir. Ve dijitaldeki yarışa girmesinler. Ne kadar izlendik, ne kadar tıklandık, böyle bir yarış yok yani. Çünkü bunların da artık hilelerinin çıktığı ortada. Siz ne kadar gönüle dokunuyorsunuz o gönülde ne kadar varsınız ve o gönüllere hürmet edin. Daha önce ben merkezi olanların başarısızlıkları ortada. Ben size söylüyorum ya, biz çalışma yaparken birkaç arkadaşımız oturup bana repertuarı arıyoruz. Ya da işte Arif Hoca bir albümünde dedi ki hangi türküleri yapalım. Aa hocam bu vardı, siz bunu söylemişsiniz, onu söylemişsiniz. Hani böyle şeyler yaptığımız zamanlar oluyor. Hocanın da mesela bize katkısı olmuştur. Hani bu eseri koyalım repertuara, koymuşuzdur. Böyle yani. Dijitali avantajla çevirebilirsin ama kirlenmeden.”

Aleviliğin dinamizmi müziktir

Alevilik ve Alevi müziği ile ilgili konuşan Haşhaş, müziğin Aleviliğe dinamizm kazandırdığın söylüyor. Böylece yazılı kaynakları sınırlı olan Alevilik günümüze kadar gelmiş. Haşhaş, Aleviliğin yazılı ve sözlü kaynakları arasındaki asimetriyi şöyle anlatıyor: “Evet, müziğin dinamizmi ve sözlerinin kulaktan kulağa, gönülden gönüle geçmesi ile bugüne gelmiştir. Ama ben şöyle bir şey de düşünmüyorum. Aleviliğin sadece sözlü geleneğe dayandığına inanmıyorum. Yazılı gelenek de var. Ama ne yazık ki Alevilik her seferinde yakılan yıkılan bir inanç olmuştur. Hâkim güçler bir yeri işgal ettiğinde veya iktidara geldiklerinde ilk önce kütüphaneleri yakmışlardır, yıkmışlardır. Alevi erenleri ve yol ustalarının çok akıllı davrandıklarını düşünüyorum. Nedeni şu: Bakmışlar ki kitapları yakıyorlar, nefesleri saza yüklemişler. Nefesleri, müzikleri ile birlikte yüklemişler ki kimse tahrip edemesin. Küçük tahribatlar olabilir zaman içinde sözde, ama kayıp edemezsin, yok edemezsin, yok etmek için bütün insanları öldürmen gerekir. Buna rağmen yok edemezsin, niye biliyor musun, komşusu duyuyor, komşusunda kalıyor. Sözlü geleneğin bu kadar güçlü bir yanı var. Asimile olmazsan kimse seni asimile edemez. Mesela Alevilikte kadın erkek eşitliği vardır. Ama kentli Alevi erkek, bunu değiştirmek istiyor. Kendi çıkarı için değiştirmek istiyor. Alevilikte iki kadınla evlenmek yol düşkünlüğüdür, aldatma yol düşkünlüğüdür, kadın dövmek yol düşkünlüğüdür, müziksiz bir Alevi inancı yoktur.”

Anadolu solcusuyum

Haşhaş, belediyelerin veya halka hizmet götürdüklerini söyleyen başka kuruluşların bazı sanatçılara milyonlar ödediğini, bunun için ideolojik yakınlık aradıklarını, kendilerinin reklamının yapılmasını istediklerini belirtiyor. Haşhaş, sanatçının bağımsız olmak gerektiğini belirtiyor ve şunları ekliyor: “Ben sineyi millete döndüm. Hani diyordu ya eski siyasetçiler ‘Sineyi millette dönelim’. Ben zaten türkülerimi yaparken dedim ki sineyi millete dönelim. Arkadaşlarım diyor sen sanat dünyasının asi çocuğusun. Yani bu köyün delisisin. Deli kızısın. Şimdi bir de türküler söylüyorsun. Ya başkaldırıyı anlatıyoruz. Sevdanın en güzel halini anlatıyoruz. Sonra diyorlar ki gel bize kapı kulu ol, gel bize yalvar yakar ki biz sana gece verelim. Böyle bir şey olur mu? Ama bunu artık sağcısı da solcusu da yapıyor. Ben evrensel humaniterim diyelim. Ben Anadolu solcusu olarak kendimi ifade ediyorum. Baba İlyas, Baba İshak, Şeyh Bedrettin’in takipçisiyim. Nasıl inanmadığım bir şey yapayım! Buradan da veto yiyorsun. Her taraftan veto yiyorsun. Yağmur gibi veto. Taşları geliyor tamam mı? Sonra diyorsun ya nereden çıkış bulacağım diyorsun. Benim zaten meyhaneci okumamın nedeni de odur. Her tarafta sıkışmışlık yaşıyorsun. Yani müzik yapıyorsun, şarkı yapıyorsun. Sadece o diyor ki benden değil. O diyor ki bizden değil. Ben yirmi yıl o köylerde derlemecilik yapmışım. Köylüyü, kentliyi biliyorum. O halk edebiyatını biliyorum. Ve kendime artık geldiğim noktada diyorum ki ben bir türkücü değilim. Ben bir halk türküleri anlatıcısıyım. Yani sözlü tarihin sözcüsüyüm. Yani aşıkların sözlerini anlatıyorum sana. Bunu anlatırken de mimiklerimle diyorum ya vurgularımla, sesimle, şan tekniğimi katıyorum. Hani ben inançlıyımdır. Tasavvuf erkanı anlamında. Semah döndüğümde sanki gökle buluşuyorum gibi. Taşlama da yapayım bu sıralarda dedim. Notalarımı toparlarsam bir de bir tane kitap hazırlamak istiyorum. Derlemelerle ilgili. Anadolu’daki kadını, o dönemdeki kadını anlatmak istiyorum.”

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

İktidarın ‘Terörsüz Türkiye’ yasası!

Sonraki Haber

Gözaltında tecavüz: İşkence sistematik

Sonraki Haber

Gözaltında tecavüz: İşkence sistematik

SON HABERLER

Gözaltında tecavüz: İşkence sistematik

Yazar: Yeni Yaşam
27 Haziran 2026

‘Ben bir halk türküleri anlatıcısıyım’

Yazar: Yeni Yaşam
27 Haziran 2026

İktidarın ‘Terörsüz Türkiye’ yasası!

Yazar: Yeni Yaşam
27 Haziran 2026

Aşure kazanında yükselen barış çağrısı

Yazar: Yeni Yaşam
27 Haziran 2026

NATO Zirvesi’nin akla getirdikleri

Yazar: Yeni Yaşam
27 Haziran 2026

Çanakkale’de termik santrallerle kuşatıldı

Yazar: Yeni Yaşam
27 Haziran 2026

Enerji güvenliği ve barış meselesine dair

Yazar: Yeni Yaşam
27 Haziran 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır