• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
2 Temmuz 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Ertuğrul Kürkçü

Teşbihte hata olur…

1 Temmuz 2026 Çarşamba - 23:00
Kategori: Ertuğrul Kürkçü, Yazarlar

Bu sözün aslını biliyorsunuz. “Teşbihte hata olmaz” denir. Yani “benzetmede hata olmaz.” Teşbih, Batı felsefesinde analoji denilen düşünme yönteminin, Osmanlı belagat geleneği ve medrese kültüründeki karşılığıdır. Grekçe kaynağında analoji, iki şeyden çok iki ilişkinin birbirine benzemesinden hareketle yeni bir olguyu, bilinene bakarak anlama çabasıdır. Fakat “teşbihte hata olmaz” demek tam olarak ne demektir? Belagat kültüründe, benzetilenlerin her yönüyle aynı olmasının gerekmediği anlamına gelir. Birine “aslan gibi” demek, onun bir hayvan olduğunu değil, aslana atfedilen “korkusuzluk” niteliğine sahip olduğunu anlatmakla ilgilidir. İlk yakıştırmanın, benzetmeden dışlanmasına dairdir. Tam tersi yorumlar da var: Eskiden bu ifade “teşbih hata kaldırmaz” anlamına gelirken, yaygınlaştıkça “benzetmek serbest, at atabildiğin kadar” diye de düşünülmeye başlanmış ve klasik dikkat ilkesi gömülüp gitmiş, besbelli. O yüzden teşbihte ya da özgün kökeninde dendiği şekliyle analojide hata olur ve olmaya devam ediyor.

Dahası, mesele yalnızca analojinin hatalı olmasında, benzetileni benzediğiyle özdeşleştirmekle yetinmekle de sınırlı değil. Aynı zamanda, benzetileni benzettiğinin yerine koymak ve ötekinde olup da onda olmadığını sandığı özellikleri bir çeşit anormallik olarak kategorize etmekle devam ediyor. O zaman işler iyice içinden çıkılmaz hâle geliyor.

Bu tür analojileri “İmralı Görüşmeleri” başladığından beri giderek daha sık işitiyoruz. En çok, Kürt sorununun bilinen ve bizdekinin aksine çözümle sonuçlanan başka tarihlerdeki ve toplumlardaki ulusal sorunlarla benzetildiğini görüyoruz. Buradan hareketle başlayan tartışma, çözümle sonuçlanan vakadaki olaylar sıralamasının burada gerçekleşmesini önleyen sebep ortadan kaldırılırsa sonucun da onlara benzeyeceği iddiasıyla bitiyor.  PKK-IRA/DEM Parti-Sinn Fein ilişki benzetmeleri ilk akla gelenlerden.

Bunun son örneği, Perspektif’te yayımlanan Adnan Boynukara’nın “Vesayetten Siyasete: DEM Parti’nin Tarihi Sınavı” başlıklı makalesi. 2013-2015 Çözüm Süreci’nin AKP ve Erdoğan tarafının teknisyenlerinden Adalet Bakanlığı görevlisi Boynukara Nefes’teki yazısında şöyle diyor:

“PKK’nın bıraktığı hasar derin ve kalıcı, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da. Bu dönemin her aşaması farklı acılarla dolu. Konu siyasi geleneğin tutumu olunca, iki somut örnekten bahsetmemek olmaz. İlki, devletin fonksiyonlarını doğrudan hedefleyen ve örgüt talimatıyla yapılan “öz yönetim” ilanlarıdır. İkincisi, “Kıra Dayalı Şehir Gerillacılığı” projesinin uygulanması ve şehirlerde ortaya çıkardığı vahim sonuçlardır. Bu iki girişimin bedelini kararları verenler değil, o şehirlerde yaşayanlar ödedi.

“Peki bu tablonun sorumluluğu kime ait?

“Bu tablo yalnızca terör ortamının kaçınılmaz sonucu değil, örgütün bilinçli tercihlerinin ürünü. DEM’in içinden çıktığı siyasi gelenek o günlerde bu iki projenin de karşısında durmadı. Sonrasında bu duruma ilişkin sahici bir özeleştiri de yapılmadı. Özeleştiri olmadan bu kapı kapanmaz. DEM Parti bu gerçeklikle nasıl yüzleşecek?

“Bu sorunun cevabını ararken aklıma hep aynı örnek geliyor: IRA’nın Sinn Féin’e dönüşümü. O dönüşümde en kritik adımlardan biri, silahlı dönemin toplumsal hasarını açıkça kabul etmekti. Bu kabul hem Kuzey İrlanda toplumunda hem de İngiliz kamuoyunda güven inşasının temel taşı oldu.

Bir iç muhasebe yapılmadan güven inşa edilmez. Güven inşa edilmeden Kürt olmayan seçmenle de devletle de gerçek bir siyasal ilişki kurulamaz. Sinn Féin’in asıl dönüşümü şuydu: artık geçmişi bir gurur kaynağı olarak değil, bir yük olarak taşımayı kabul etti. Bu kolay değildi. DEM için bu, şehirlerde yaşananları “koşulların zorladığı bir dönem” olarak değil, sahici bir hesaplaşmanın konusu olarak ele almak anlamına geliyor. Henüz o adım atılmadı.”

Teşbihte hata konusuna mükemmel bir örnek. Bu anlatıya göre, Kuzey İrlanda’daki iç savaşın bitişi ve bugünkü “barışçıl” statükonun inşası bakımından en kritik konu Kuzey İrlanda’daki PKK’nin (IRA) DEM Parti’ye (Sinn Féin) dönüşümüymüş. Boynukara öyle diyor. Buna göre, sivil siyaset, silahlı şiddetin vesayetini kırmış. “Sinn Féin artık geçmişi bir gurur kaynağı olarak değil, bir yük olarak taşımayı kabul etmiş.” DEM de bunu “sahici bir hesaplaşmanın konusu olarak ele almalı” imiş. Teşbihe göre, olay Kuzey İrlanda ve Britanya’da “kamuoyunda güven inşası”nın esasını oluşturduğu gibi, burada da öyle olacakmış. En azından benzetmeye göre olması gerekiyor.

Önerilerin doğruluğu-yanlışlığına ilişkin bir hüküm vermeden iki belirleme yapmak zorunlu. Birincisi, teşbihin, analojinin, iki tarafında da ilişkiler benzer değil, benzemez. İkincisi, İrlanda İç Savaşı Sinn Féin ile IRA arasında değil; Britanya işgal ordusuyla İrlanda Cumhuriyetçi hareketi arasında oldu.

Sinn Féin ve DEM Parti karşılaştırması da IRA ve PKK karşılaştırması da benzerlik değil benzemezliğe kanıt olabilir. Çünkü tarihsel olarak İrlanda Cumhuriyetçi hareketi, bir askeri hareket değil; Sinn Féin Partisi tarafından yürütülen toplumsal ve politik bir devrim hareketi olarak doğdu. İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) 20. Yüzyıl başlarından beri İrlanda’nın kurtuluşu için silahlı mücadele aygıtıydı. Harekete ise daima Sinn Féin liderlik etti. Bağımsızlık savaşı güneyde İrlanda Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla sonuçlanırken kuzeyde mücadele sürdü, ancak ordu-parti ilişkisi değişmeden kaldı. 1980’lerde Sinn Féin içinde taktik olarak silahlı şiddeti önceleyen kanadın neredeyse IRA ile aynılaşmasına karşın temel ilişkide siyasi güç de sorumluluk da Sinn Féin’de olduğu için sürece partinin yön vermesinden doğal bir şey olamazdı. Sinn Fein lideri Gary Adams’ın bu güce sahip olduğu herkesin bildiği bir hakikatti.

Burada durumun bu olmadığını bilmeyen mi var? Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin siyasi önderliği Partiya Karkeran Kurdistan (PKK) basbayağı bir siyasal partiydi ve onun silahlı kolu Hêzên Parastina Gel (HPG) gerilla mücadelesini esas alan bir silahlı güçtü.  Kuzey Kürdistan’da sürüp giden halk hareketini kuran da, örgütleyen de, ona modern bir toplumsal/politik kurtuluş hareketi niteliği kazandıran da siyasi partidir. Bugün polisiye-askeri literatürde “terör” denilen şey sadece HPG faaliyeti değil, bu hareketin binlerce hayata mal olan mücadelesiyle elde edilen ruh, prestij, maneviyat ve kendini yönetme iradesidir. İlerleyen yıllarda halk hareketinin kendi yaşam ve mücadele alanlarında hukuk ve kanun dairesinde legalitenin sınırlarını zorlayarak oluşturduğu politik partiler, bu toplumsal kabarışın ifadesi olan sahici kurumlar olmakla birlikte tarihsel ve politik liderlik iddiasında değildirler ve Sinn Fein’in IRA üzerinde sahip olduğu nüfuz ve manevi siyasi üstünlüğe asla sahip olmadıkları gibi, özellikle 2011’den bu yana bu partiler yalnızca Kürtlerin değil, ama Kürtlerin çoğunlukta olmasıyla birlikte Türkiye’nin bütün ezilenlerinin kurumsal kimlikleriyle katıldıkları politik partiler olarak PKK ile ilişkileri bakımından IRA/Sinn Fein ilişkisiyle benzetilebilirliği bütünüyle bağlam dışı kalmış yapılardır. Bu partilerin, özellikle HDP dönemi göz önünde tutulduğunda, güçlü özerk kimlikler edinmiş ya da o etkinliğe yaklaşmış olmaları, PKK’nin sevk ve idaresi bakımından yapısal ve politik olarak herhangi bir güç icra etme yeteneği bulunduğu anlamına gelmez.

Öte yandan, İrlanda’da barışçı bir geçiş olasılığının doğmuş olmasında özellikle muhafazakâr John Major hükümetinin, AKP’nin İttihatçı bozması Kürt siyasetinin kıyısından bile geçemediği geniş bir özerklik perspektifiyle yola çıkmış olması -belirleyiciydi. Sinn Féin’in 1990’larda bağımsızlık ayaklanmasını Kraliyet sınırları içinde özerkliğe taşıyan manevraları esasen başından sonuna kadar bu açılım perspektifinin masadan hiç kaldırılmamış olmasından güç aldı.

PKK’nin 2015 Kasım seçimleri sonrasında gündeme gelen “devrimci halk savaşı” ve onun devamındaki “özyönetim isyanları”nın elbette tartışılması ve muhasebesi gerekecektir.  Ama bu, hareketin kendisine ve halkına karşı sorumluluğu gereği olabilir ancak. Çünkü tek yanlı ateşkes sürerken Erdoğan, 22 Mart 2015’te, daha bir ay önce 28 Şubat’ta açıklanan Dolmabahçe Mutabakatı’nı tanımadığını belirterek, “Kürt sorunu yoktur” diyerek süreci “buzdolabına kaldırdık” ifadesiyle görüşmelere son vermişti. 7 Haziran’daki seçim yenilgisi sonrasında da adım adım çatışmaya dönen hükümetin kendisiydi.

Bu teşbihin her yerinde hata var. Bu “bürokrat”ın AKP kadroları içinde “çözümcü” olarak bilinenlerden biri olduğunu da akılda tutunca diğerlerinin sürecin çöküşünde nasıl roller oynadıklarını daha iyi görebiliriz.

Öyle görülüyor ki, yeni dönemin sağlıklı ve onarıcı bir barış süreci olarak devam etmesi açısından hükümet muazzam bir insani ve siyasi kapasite açığıyla malul ve bu koşullarda yol almaya devam etmek açısından hemen her şeyin yükü Özgürlük Hareketinin sırtında. Ancak AKP’nin, Erdoğan’ın, Ergenekoncu müttefiklerinin yol açtığı faciaların özeleştirisi bu yükler arasında değil.

Türkiye/Kürdistan, Britanya/İrlanda, PKK/IRA, HDP/Sinn Fein ilişkilerinin aykırılığı benzerliklerinden kat kat fazla iken, İrlanda-Britanya çatışmasında işe yaradığı farz edilen çarelerin burada hakikaten bir işe yarayacağına fazla bel bağlamamak en iyisi.

Ama genel bir ilkeye bel bağlayabiliriz ve bunun Türkçe ve Kürtçe karşılıklarını bulup uygulamak hem daha kolay hem de daha mümkün. Marx İrlanda sorunu bağlamında bu ülkeyi şöyle ifade etmişti: “Bir millet hem özgür olup hem de başka milletleri ezmeye devam ediyor olamaz.”

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Barış Kurulu’dan UNRWA açıklaması: Gazze’nin geleceğinde yeri yok

Sonraki Haber

33 yıl, 33 can…

Sonraki Haber

İşkence gören tutsağa gözdağı

SON HABERLER

‘Terra Viva’ kooperatifi

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

Liberal dünyanın komün kâbusu

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

Bu ‘Medar-ı Maişet Motoru’ başka bir motor

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

Ölü Deniz: Gerçek ve mizah yer değiştirince

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

Hafıza zaman aşımına uğramaz

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

İşkence gören tutsağa gözdağı

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

33 yıl, 33 can…

Yazar: Yeni Yaşam
1 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır