• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
3 Temmuz 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Uçurumun kenarında kanatlanmak

3 Temmuz 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Forum, Manşet

Soykırımın kıskacında olan, paryadan beter bir durumu yaşayan bir toplumsal gerçeklik normal zemin olamaz; uçurumun kenarı olur. Uçurumun kenarında olduğunu bilen insan ancak kanatlanabilir

Kürtlük ve sosyalizm davasını bugüne kadar getirmek verili insan dışında bir insan niteliğine bağlıdır. ‘Hakkını vermek’ denilir ya insan yaptığı işin gerçek anlamda hakkını verirse ‘olmaz’ denileni oldurur

Nasıl yaşayacağımıza dair daha net cevaplarımız olmalıdır. Yaşama saygının gereği de budur. Saygın ve saygılı olmak bununla bağlantılıdır. Sahte, aldatıcı şeylerle saygın ve saygılı olunmaz

Ergin Atabey

Her yönüyle iyi olmanız dileğiyle selam, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum, hepinizi özlemle kucaklıyorum.

Burada bir yılımız doluyor. Müthiş özgürleştirici bir zaman ve mekan. Her anı müthiş bir hesaplaşmayla ve inşayla geçen bir zaman dilimi. Put kırıcılık, dogmatizmin parçalanması anı anına gerçekleştirilen hesaplaşmayla ve inşayla gerçekleşiyor.

Bilindiği gibi Rêber her fırsatta kendi yaşamından örnekler veriyor. Bizzat yaşamının tanığı ve komününün bir parçası olunca daha iyi anlaşılıyor. Şüphesiz anlamak için ille birlikte yaşamaya gerek yok. Her yönüyle ciddi bir “Okul” olan ve öğreten bir yaşam gerçekliği var. Ama maalesef bir türlü bu okuldan öğrenemiyoruz. En çarpıcı derslerle doludur. Nasıl ve niçin yaşadığımıza bakıldığında öğrenememe durumumuz öfkelendiriyor. Ortada olan örnek abartı değildir. Gerçekleşen ve gerçekleştirilen bir yaşam var. Bunun karşısında bizim yaşamımız yürekler acısıdır. Dogmatik ve kendi kendini kandıran hallerimiz halen devam ediyor. Şüphesiz bu zihniyetle kendi kendimizle uğraşamamamızla ilgilidir. Oysa insanın yücelerde seyretmesi için kendi kendisiyle doğru temelde uğraşabilmesi gerekiyor. Bunu gerçekleştirmesini başaramadığımız için yaşamdan kopuk, kendi kendini tüketen bir durumun ötesine geçemiyoruz.

‘Kürt özgür varlık sürecindedir’

Rêber Kürtlüğü nasıl fark ettiği ve hiç kimsenin adını bile ağzına alamadığı Kürtlüğün kavramsal olarak adını koyması ve en önemlisi kavramsal olarak içini doldurması başlı başına bir okuldur, derstir. Daha ilkokulda Kürtlükle tanışıyor. Bu konuda herkesin hikâyesi benzerdir. Ama çıkış yapan, fark yaratan Rêber’dir. Yetmişlerde kavramsal gelişme yaratana kadar neler yaşandı? Önce herkes gibi Kürtlükten kaçmak ister. Çünkü Kürtlüğün ciddi bir engel olabileceğini görür, fakat kaçamaz. Daha çocuklukta kaçışı durdurur. O yaşlarda geleneksel Kürtlüğün bir tavuk, çocuklar vb. için ölüp-öldürdüğünü görünce, “Allah’ım bana Kürt davası uğruna ölmeyi nasip et. Ardımda ‘Kürt Davası için öldü’ desinler” diye yakarır. Sır bu yakarışta gizlidir. Ne kadar bilincinde olunur bilinmez; ama yakarış kendi kendine verilen bir söz gibidir. O söz yüreğe ve zihne kazınır. En önemlisi “ Kürt Davası” kavramsallaşmasıdır. O söz ve kavram ile arayış başlar. Kavramın içi doldurulur ve Kürtlüğün nasıl yaşanması gerektiği ortaya konulur.

Kürt adının konulması, içinin doldurulması ve o kavramsallıkta özgür Kürdün inşa edilmesi soyut değildir. Kavramsallığa göre yaşanan bir yaşam var. Biz de aynı kavramsallaşmayı benimsedik ve katıldık. Ama birde bizim yaşadığımız gerçekliğe bakalım: Ne kadar kavramsal sorumluluk ile yaşadık? Zihniyet, yürek, kişilik olarak ne kadar özgür Kürtleştik? Rêber nasıl sahip çıkıp yaşadı, biz nasıl sahip çıkıp yaşadık? Geleneksel, köhnemiş yürüyüşü geçemedi bizimkisi. Bırakalım başarılı yürüyüşü, Kürt olmayı, en büyük Kürtlük okulunda öğrenmekte bile güçlük çekiyoruz.

İşin sırrı şurada: Oldukça güçlü benliklerimiz var. Rêber’in mütevazi içine girdiği uğraşlara girmeye tenezzül edemiyoruz. “Çöplük” kavramsallaştırılmasını hâlâ kabullenemiyoruz. Çünkü çöplük içine girmeyi kendimize yediremiyoruz. Oysa Rêber’in bir anı bile o çöplük dışında geçmemiş. Ne yaratılmışsa o çöplük eşelenerek açığa çıkarılmıştır. Eğer bugün çöplükten Kürtlük adına inci açığa çıkarılmışsa bu Rêber’in çöplüğü eşeleye eşeleye bulup buluşturduğu ve açığa çıkarttığı bir gerçekliktir.

Bizimkisi ise, daha kendi zihniyetimizin, kişiliğimizin bulaştığı çöplüğü kabullenemiyoruz. Kürtlük bir çöplük haline getirilmişse, biz o çöplüğün kendisi olmuyor muyuz? Demek ki öncelikle bizim içimizdeki inciyi bulmaya, oluşturmaya ihtiyacımız var. Neden gittiğimiz her yerde kaçırtıyoruz? Çekici olamıyoruz? Çünkü içimizdeki çöplük koku saçıyor. Kavramsal sorumluluk ve iç hesaplaşma öncellikle oradan başlamalıdır ki, çekici, oluşturucu, gerçekleştirici ve inşacı olalım.  Yoldaş olmak istiyorsak öncelikle buna tenezzül etmeliyiz.

Hayatını vermekle sorumluluk yerine getirilmiyor. Kürt kavramının geliştirilmesi ve içinin doldurulmasıyla Rêber’in asıl bir “Özgür Kürtlük Ömrü” yürüyüşü içinde olduğu ortadadır. Aslında ne daha vakti gelmemiş sözü söylemek, adımı atmak ve ne de vakti gelmiş sözü söylememek, adımı atmamak bu ömür yürüyüşün bir sırrı olabilir. Durumumuzu ele aldığımızda biz bu konuda karma karışık ve dağınığız. Hangi sözü ve adımı zamanında söyledik ve attık? Sözümüzün ve pratiğimizin dağınık ve birbirinden kopuk olmasının nedeni bu olabilir mi? Rêber bir şey söyledi mi mutlaka gereğini yapıyor. Kürt kavramını ve içini doldurmasına o denli bağlanmış ki, bir anı bile onlarsız geçmiyor. Anı anına sonuna kadar nefes nefese yüklenip içini doldurmaya, oluşturmaya, gerçekleştirmeye ve inşa etmeye devam ediyor. Bu konuda sorumluluğun bir başka örneği yok. Sözü boşuna söylemez, gereklerini mutlaka yapar. Tüm ömür böyle geçmiş. Bizdeki sözün ve pratiğin bu denli kopuk olması ve bunu kabul etme halimiz hem Rêber’i öfkelendiriyor hem de hayretler içinde bırakıyor. Bizimkisinde kapitalist modernitenin etkisi yoğunca yaşanıyor. Kapitalizm zihinleri, yürekleri, kişilikleri paramparça etmiş. Sözün değerini yok etmiş. Yalanı temel felsefe haline getirmiş. Bu özelliklerin diğer bir etkisi de insanın kendi kendini kandırmasıdır.

Kavramları yaşamsallaştırmalıyız

Kürtlük ve sosyalizm davasını bugüne kadar getirmek verili insan dışında bir insan niteliğine bağlıdır. “Hakkını vermek” denilir ya insan yaptığı işin gerçek anlamda hakkını verirse “olmaz” denileni oldurur. Asıl mesele bizim ne kadar hakkını verdiğimizdir. İnsan için en kötü özellik yaptığı işin hakkını verememektir. Bu en kötüsünden bitme halidir. Birilerinin bizi yok etmesine gerek yok ki. Öylece ortalıkta dolanıp dururken, hakkını vermeyerek zaten kendi kendimizi tüketiyoruz. Rêber bu avare yaşamımız için, “Ben bir saniye öyle yaşayamam” diyor. Zaten öyle olduğu için hakkını veriyor.

Bu hakkını vererek yaşamının en temel derslerinden biri de şudur: Bir işi sağlam zemine oturtmadan stratejik ve taktik adımlar atmamaktır. Tüm pratiği belirleyen bu derstir. Bizim de attığımız adımlar oluyor. Hatta yoğun bir koşuşturma içindeyizdir. Ama sonuç nedir? Rêber’in deyimiyle sonuç “Hamal Haso”dur. Bunun nedeni yaptığımız işi bir temele bağlamamaktır. Zemin sağlam mı, değil mi, buna bakmadan adımlar atıyoruz. En önemlisi de adımlarımızda strateji ve taktik var mı? Ona da bakamıyoruz. Rastgele bile diyemeyeceğimiz adımlara sahibiz.

Manifesto çıktığından beri manifestonun kavramlarıyla konuşuyoruz, tartışıyoruz, yazıyoruz, okuyoruz, yaşıyoruz. Bu olması gerekendir de. Fakat kavramsal yaşamımızın en yoğununu yeni yaşamıyoruz ki. Yirmi beş yıldır yeni paradigmanın kavramları gündemimize girmiş. Geçen yirmi beş yılda her savunma yeni kavram setini yaşamımıza dahil etti. Fakat bunların hakkını veremediğimiz açıktır. Adeta ezberleyip tükettik. Sanki bu kavramlar Özgür Kürt yaşamının inşası için değil de, tartışmak ve orada bırakmak içinmiş için gibi yaklaştık. Bu nedenle kavramlarla ilişkimiz kavramsal sorumluluk ve inşacı temelde değildir. Daha çok müritçe bir ilişki kuruyoruz. Bilindiği gibi müridin en önemli özelliği kavramları ezberlemek ve onlara iman edip tekrarlamaktır. Bu ilişkisellikte kavramlar ve yaşam donuktur. Diyalektiği durdurur, dogmatikleştirir. Bu risk şimdi vardır. Bu ilişkisellikten çıkmak, kavramsal sorumlulukla ve inşacılıkla kavramlarla ilişki kurmak gerekir.

Rêber çocukluğunda yaşam gerçekliğimizi kavramsallaştırıyor. Sadece kavramsallaştırmıyor, içini dolduruyor, inşa ediyor. Bundaki en temel özellik kavramsal sorumluluğu taşıması ve hakkını vermesidir. Tüm ömrü bu sorumluluk ve hakkını vermekle geçirdi. Sosyalizm ve komünalizm açısından da bu böyledir. Sadece yaşanması gereken Kürtlüğün kavramsallaşmasının sorumluluğunu taşımadı ve hakkını vermedi; Özgür Kürdü, komünalizm ve Demokratik Toplum Sosyalizmi kavramlarının da hakkını vermekle inşa etti. En önemlisi bunu öncelikle kendi yaşamında yaşamsallaştırdı. Bu yönleriyle insanın en temel özelliklerine tutunmuştur. Özgür, komünalist ve sosyalist Kürdü şahsında en çarpıcı şekilde inşa etmiştir.

Rêber bunu çözümlerken “Kavramsal sorumluluk, hakkını verme ve kavramlara ihanet etmemek” olarak tanımlıyor. Biz de aynı kavramları öğrendik, onlara göre yaşamak istedik. Ama kavramsal sorumlulukla hakkını vermekle ve ihanet etmeyerek yaşama konusunda bizim için ciddi soru işaretleri vardır. Rêber o iki kavramla başlayıp günümüze kadar getirdi. Benzer kavramları birçok kişi kullandı. Ama sonunu getiremediler. Dikkat edilse ciddi bir fark vardır. O iki kavramı ilk açıkladığında bayılıyor. Bunun ağırlığının, sorumluluğunun, hakkını vermenin ve asla ihanet etmeyeceğinin farkındalığı öylesi bir sonuç yaratıyor. Daha sonraki tüm kavramları aynı sancıyla, ağırlıkla geliştirmiştir. Acaba kaçımızın kavramlarla böylesi bir ilişkisi var? Olmadığını yaşam gerçekliğimizde görüyoruz. Ne kadar benimsediğimiz kavramlarla yaşıyoruz? Aynı kavramları biz de benimsedik, öğrendik. Ama aynı sorumlulukla ve hakkını vererek yaşamadık. Temel sorunlarımızdan biri, sorumluluk ve hakkını vererek yaşamak ve inşa etmek noktasında kavramlarla bağımızın kopuk olmasıdır. Daha çok ezberlemişiz, dogma bir inanç haline getirmişiz. Bu günümüz insanlığın da temel sorunudur. Kapitalist modernite insanlık ile kavramsallık, sorumluluk ve hakkını vererek yaşamak arasındaki bağı koparmıştır. Rêber bu durumu “fahişeleşme” olarak tanımlıyor. Fahişelik, kavramsal ve sorumluluk anlamının yitimidir. Diğer bir yönü de kavramlarla bağın kopması, taşlaşmadır. Günümüzde birçok kavram kullanılıyor. Ama bu kullanım daha çok aldatma içindir. Tarihte hiçbir dönem kavramlara bu denli ihanet edilmemiştir. Dolayısıyla kavramlarla sorumluluk, hakkını verme ve ihanet etmeden yaşayarak bağ kurmak oldukça önemlidir. Bizim bu bağı doğru kurup yaşamaya ciddi ciddi ihtiyacımız var. Bu temelde kendimizle ciddi ciddi hesaplaşmamız gerekiyor ki özgür, komünalist ve sosyalist Kürt olalım.

‘Kürt Davası için ölmek’

Yaşanan gelişmelere bir de bu yönüyle anlam vermek gerekmektedir. Kürdün mezardan çıkartılması, darağacından indirilmesi böylesi bir gelişim diyalektiğine sahiptir. Kürt şimdi mezarda ve darağacı sürecinde değildir. Özgür varlık sürecindedir. Şimdi her şey bize kolay geliyor. Aslında bundan dolayıdır ki, özgür varlık sürecine nasıl gelindiğinin tam bilincine varamıyoruz. Bu nedenle yaratıcı olamıyoruz. Sahi soykırım sürecinde olan bir varlık olmanın tedirginliğini, telaşını ve refleksini ne kadar yaşıyoruz? Rêber Kürdün soykırım kıskacında bir köle olduğunu, böyle yaşanmaması gerektiğinin farkını derinden yaşadığı için onu sonlandırmanın tarihi yürüyüşünü gerçekleştirmiştir. İlginçtir, biz soykırım kıskacına ve köleden beter durumumuza karşı çıkarken özgürmüşüz gibi çıkış yapıyoruz. Bu büyük bir yanılgı ve kendini aldatmadır. Kendini özgür gören yaşamı da farklı olur. Gerçekten özgür olunursa, bir değeri olur. Gerçekte özgür olunmadığı zaman ise, büyük kendini kandırma olur.

Bu yaklaşımımız Kürt zeminini çözümlemeden, tanımadan, o zeminle yürümeyi de getiriyor. Rêber insanın nasıl kanatlanacağını hep sorunsallaştırdı. Bu sorunsallaştırma zor duruma düşmekle bağlantılı değildir. Kürt zemininin doğru çözümlenmesiyle bağlantılıdır. Bilindiği gibi daha ilk çıkış yıllarında Mazlum Arkadaş, Rêber için “Kanatlanmış” tanımını yapmıştı. Rêber Kürt zeminine girerken bunun normal bir zemin, yol olmadığını doğru tanımlamıştır. Bu nedenle normal yolda yürümediğinin farkındalığıyla yaşamıştır. İnsan normal yolda kanatlanamaz. Ancak uçurumun kenarında kanatlanabilir. Kürt zemini de tam da uçurumun kenarıdır. Soykırımın kıskacında olan, paryadan beter bir durumu yaşayan bir toplumsal gerçeklik normal zemin olamaz; uçurumun kenarı olur. Uçurumun kenarında olduğunu bilen insan ancak kanatlanabilir. Birincisi, uçurumdan düşmemek için. İkincisi ise, sürekli uçurumun kenarında yaşamak, yaşamasını bilmek kanatlanma yeteneğini geliştirir. Eğer biz bunca yıllara, sürece rağmen kanatlanmamışsak, uçurumun kenarında yaşayan değil de, normal yoldan yürüyen olduğumuz içindir. Kürt zemininde olduğumuzu iddia ediyoruz, ama normali yaşıyoruz. Aslında bu Kürt zeminini doğru çözümlememekle ilgilidir. Kürt zeminini bilerek yaşamakla ancak kanatlanılabilinir. Bu husus Kürdün hâlâ uçurumun kenarında yaşadığının da göstergesidir. Bunun bir telaşı, tedirginliği ve psikolojisi vardır. Kanatlanmak bu gerçekliği anlamlaştırmaktır.

Nasıl yaşayacağımıza dair daha net cevaplarımız olmalıdır. Yaşama saygının gereği de budur. Saygın ve saygılı olmak bununla bağlantılıdır. Sahte, aldatıcı şeylerle saygın ve saygılı olunmaz. Kürt dinamiği devrimci dinamik niteliği kazanmıştır. Geçen yüz yılda mezara gömdürüldü, darağacına götürüldü. 21. yüzyılda özgür varlık olma imkânını elde etmiştir.

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Amedspor, Berk Kızıldemir ile anlaşma sağladı

Sonraki Haber

İyi, cesur, politik ve muzip

Sonraki Haber

İyi, cesur, politik ve muzip

SON HABERLER

Türkiye’de yaşama ara verdiren güç; NATO Zirvesi

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

Yüreğimizin dervişi: Fuat Heval

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

Kazanamayacağın savaşa kalkışırsan…

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

İyi, cesur, politik ve muzip

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

Uçurumun kenarında kanatlanmak

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

Amedspor, Berk Kızıldemir ile anlaşma sağladı

Yazar: Yeni Yaşam
2 Temmuz 2026

DBP’den Riha’da ‘Barışın sözünü halkla kuruyoruz’ buluşmaları

Yazar: Yeni Yaşam
2 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır