• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
4 Temmuz 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Afşin Aybar

Komünü tartışmak ve anlamak

4 Temmuz 2026 Cumartesi - 00:00
Kategori: Afşin Aybar, Manşet, Yazarlar

Önder Apo Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nu tartışmaya açtığını, eleştirilere ve gelecek önerilere büyük önem verdiğini defalarca belirtti. Bu tartışmaya Türkiye’de yaşanan düşünsel çoraklaşmayı aşma, bir rönesansın yolunu oluşturma perspektifi ile katılmak en kıymetli yöntemdir

Afşin Aybar

Psikolojide dil sürçmelerinin önemsiz görülemeyeceği, bu yolla bilinçaltında saklı kalan hakikatin dışa yansıdığı iddia edilir. Her ne kadar dilimizin sürçtüğünü ve istemsiz olarak söz konusu ifadeyi kullandığımızı iddia etsek de psikolojideki bu yaklaşıma göre bu durum görünmez hakikatimizin dışa yansıması, açığa çıkması oluyor. O nedenle dil sürçmeleri basit bir yanlışlık değil bilincin gizlenemeyen hakikatinin yansıması olmaktadır.

İstemsizce dışa vuran ifadeler bile zihniyetimizi, bilinç düzeyimizi yansıtabiliyorken bilinçli kullandığımız kavramların ne kadar etkili olduğunu düşünelim. Kavramlar zihniyetin yansımasıdır belirlemesi bu açıdan çok önemli bir belirlemedir. Tersi de aynı düzeyde geçerlidir; kavramlar zihniyet oluşturur. O nedenle amiyane tabirle ağzımızdan çıkan her sözün bir anlamı ve anlattığı bir hakikati vardır. Tarih boyunca sözün seçilerek konuşulması, ağızdan çıkan sözün bağlayıcılığı bu özelliğinden ötürü vurgulanmıştır.

Son dönemlerde en çok konuşulan kavramlardan biri de komün olmaktadır. Ancak kavramın anlamını ve içerdiği hakikati anlamadan kavrama dönük birçok tartışma da yapılmaktadır. Bu tartışmalarda kullanılan üslubun bir dil sürçmesi olmadığı, bakış açısını ve ideolojik olarak konumlanılan yeri yansıttığı açıktır. Tıpkı bilincin saklı bir yönünün olması gibi yazıların da gizli bir alt mesajı vardır. Metnin bütünü dikkatlice okunduğunda alt metinde esas söylenmek istenenler, cesurca dışa vurulamayanlar kendini açığa vurur. Tıpkı bulunduğu ‘medeni’ ortamın etkisi nedeniyle cinsiyetçiliğini gizleyen birinin ‘boş bulunduğu’ bir anda tüm erkekliğini ortalığa boca etmesi gibi gerçek düşüncelerini söyleme cesareti olmayanlar da niyetlerini satır aralarına gizlerler.

Tabi sorun cesaret sorunundan daha fazlası da olabilir. Örneğin bir yerlerden sufle alıp, birileri adına ideolojik bulanıklık yaratmak için gizli görevlendirmeler temelinde de yazılar yazılabilir. Bunlara da fazlasıyla tanık olmaktayız. Niyetini gizleyen biri kendi durumunu niyet okumalarına açık hale getirir. O nedenle bilgeler her zaman şu uyarıda bulunmuşlardır; ‘savunamayacağın şeyi yapma, yaptığın şeyi ise sonuna kadar savun!’

Türkiye’nin düşünsel çoraklaşma yaşadığı bir dönemde Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda sunduğu kavram setindeki kavramların tartışılması açıkçası bize umut vermektedir. Niyetler gizlenmeden ya da art niyetli olmadıkça kavramların bizim tanımladığımız anlamının dışında tartışılmasında da bir sakınca görmüyoruz. Yeter ki gerçekten ahlaki ve politik toplumun pratikleşmesine katkıda bulunabilsin.

Bir insan meziyetidir konuşa konuşa anlaşmak. Açık tartışılırsa birbirimizi anlayabilir hatta ötesine geçer etkileyebiliriz. Ağız dalaşının siyaset, kuru kalabalığın tartışma sanıldığı Türkiye gerçeğinde bunu başarmak zor gibi görünse de akademisyen kimliği olan insanlar bunu rahatlıkla başarabilirler. Önder Apo Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nu tartışmaya açtığını, eleştirilere ve gelecek önerilere büyük önem verdiğini defalarca belirtti. Bu tartışmaya Türkiye’de yaşanan düşünsel çoraklaşmayı aşma, bir rönesansın yolunu oluşturma perspektifi ile katılmak en kıymetli yöntemdir.

Basit polemikler, kestirmeci yargılar, tarihten, felsefeden, sosyolojiden bihaber yüzeysel kanaatler bir ülkenin düşün dünyasına katkı sunmamaktadır. Toplumsal bir akıl oluşturmamaktadır. O nedenledir ki soyut bir ‘devlet aklı’ hayatın her anında ve mekanında hükmünü icra ediyor. Hasılı tartışalım, kıran kırana olsun bu tartışmalar, öyle zorlayalım ki birbirimizi kendi düşünce çeperlerimize doğru sürükleyerek o sınırları aşmaya zorlayalım. Yani birbirimize düşünce doğurtalım, fikirler çiçeklensin. Ama bu kesinlikle ‘sen yanlışsın ben doğruyum’, ‘dediklerinin bir karşılığı yok’ türünden bir yaklaşımla başarılamaz.

Apocular en önemli dönüşümlerini diyalektiği yorumlama tarzlarındaki farklılaşma sayesinde yaşadılar. Yaşamı kaba karşıtlıklar ve bunların birbirini yok eden mücadeleleri olarak okumuyoruz. Karşıtlık olarak tanımlananları yaşamı mümkün kılan farklılıklar, aralarındaki mücadeleyi ise değişim ve dönüşüme sevk eden hareketi mümkün kılan ontolojik hakikat olarak görüyoruz. Yani bizim açımızdan karşıt fikir değil farklı fikirler vardır, biz onları ortadan kaldırmayı değil onlarla diyalektik bir ilişki içinde yaşamı mümkün kılan ve içinde özgürlüğü barındıran değişim ve dönüşümü esas alıyoruz. Tartışmak isteyenlerle bu temelde her konu tartışılabilir.

 

Kürtçe komünalitenin mümkün kıldığı ilk dil

Komün kavramına ilişkin yürütülen tartışmalarda kavrama yüklediğimiz anlamın anlaşılmamasının en temel nedenlerinden biri kavramın kökenine dair yürütülen tartışmalar olmaktadır. Önder Apo, sosyalizm mücadelesinin tarihsel deneyimlerine ve mirasına dayanarak bu kavramı kullansa da oluşturmaya çalıştığı ‘Kürt aklı’nın ve Kürtçe’nin anlam zenginliğinden yararlanmaktadır. Ağırlıklı olarak felsefenin Yunanca-Almanca ile, sosyolojinin Fransızca ile, bilim-tekniğin İngilizce ile geliştirildiği gibi tüm bunlar Kürtçe de yapılabilir. Kürtçe buna mahirdir. Yeter ki biz Kürtçe’nin içinden düşünelim, Kürt ontolojisini tüm yapıp-etmelerimize yansıtalım.

Komün Kürtçe kökenli bir kavramdır, kom kelimesinden türemiştir ve ‘girse’ (kitle)’den farklı olarak bir amaç için bir araya gelen ve dayanışma içinde olan topluluğu ifade eder. Bir araya geliş bir amaca dayanıyorsa burada öncelikle gönüllülük söz konusudur. Yine amaç birliği aynı zamanda bir düşünce ortaklaşması demektir ki bu da ancak tartışma ile olur. Yani bir araya geliş tartışmak, ortak toplumsal iyiyi, faydayı belirlemek, bunun gerçekleştirilmesi için gerekli iş ve eylemi tespit etmek, bunu kararlaştırmaktır. Gönüllülük kadar iradi bir katılım da söz konusudur. Ortak kararlaşmalar ortak pratikleşmeyi de gerekli kılar. Kararı alanlar kararlarını uygulayacaktır-uygulamalıdır. O halde dayanışmadan kasıt yardımlaşma değil işi, eylemi birlikte planlamak ve yapmaktır.

Komün konusunu tartışanların söylemlerine, egemenlerin kibri ziyadesiyle yansımaktadır. Kürtler komün gibi yabancı kökenli bir kavramdan ne anlar, tarzında bir yaklaşım görülmektedir. Bu Kürdü hor görmenin, cahil sanmanın tezahürü olduğu gibi daha da vahimi komünü pratikleştirmek isteyenlerin enerjilerini bu saldırılara cevaplarla harcatmak ve komünün pratikleştirilmemesi için yapılan saldırılardır. Öyle olmasaydı aşağılama değil öğretici bir üslup esas alınırdı. Bizim şimdi yapmak istediğimizde bilinmeyen ve egemenlerce ısrarla gizlenmeye çalışılanı anlaşılır kılmaktır.

Komün, Kürt ontolojisini yansıtan bir kavramdır. Kürtlük, insanlık değerlerinin coğrafi koşulların da etkisiyle biriktiği ve sıçrama yaptığı yukarı Mezopotamya gibi bir mekanda oluşmaya, şekillenmeye başlamıştır. Bir araya gelişin, toplanmanın ve insanlık değerlerini açığa çıkarmanın yani ilk kombûn’un -komünün- mekanında Kürtlük doğmuştur. Kürdü mümkün kılan koşul komündür. İlk kombûn’un mekanı yukarı Mezopotamya’da tarihsel bir devamlılık içinde Kürtler doğmuş ve yaşamını sürdüre gelmiştir. Kürt demek komün demektir. Komün, Kürt için aynı zamanda öze dönüş, özüyle buluşma, kendi olmadır.

Tarihteki bu ilk toplanma (kombûn) aynı zamanda klandan kabileye doğru bir sıçramayı da yaratmıştır. Kabileleşmeyi mümkün kılan iki unsurdan biri özsavunma, diğeri dil olgusudur. Kürtler ilk kez kastik katil saldırılarına karşı özsavunma temelinde dağlara çekilerek kabileleşmişlerdir. Özsavunma temelinde oluşan bu ilk komünlerin günümüzde de Kürtler içinde hâlâ canlı yaşandığını gözlemleyebiliyoruz.

Bu kombûn esnasında dilin geliştiğini tarihsel kayıtlar sunmaktadır. Dil kendiliğinden gelişmez, karşılıklı paylaşım, ilişki, tartışma, gerektirir; bulunan kavramlarda, verilen adlarda ortaklaşma gerektirir. Yani tartışmak kadar karar gücü olmayı gerektirir. Kürtlüğü doğuran kombûn Kürtçe’yi de yaratmıştır. Aryen dil grubu içinde yer alan Kürtçe komünalitenin mümkün kıldığı ilk dillerdendir.

Komün sadece Kürtçe bir kavram değil Kürtlük ve Kürtçe ile ontolojik bağı da olan bir kavramdır. İkinci husus kavram ilk kez ortaya atılmış bir kavram değildir. Önder Apo, daha önce Komünler Komünü ve Topluluklar Birliği adlarını kullanmıştı. Adlandırmalar amacı en sade şekilde yansıtması ve düşünceyi özetlemesi bakımından önemlidir. Fakat en az bunun kadar önemli olan bir husus da anlaşılmayı sağlamak için tercih edilirler. Düşünce ve amacın farklı kavramlarla ifade edilmesi esasen anlaşılır kılma amacı taşımaktadır. Burada düşünsel ve kavramsal bir tutarsızlık değil bütünlük ve süreklilik söz konusudur. Asıl öz korunmakla birlikte düşünsel yoğunlaşma ile açığa çıkan anlam derinliğini yansıtmak amacıyla yeni kavramlara başvurulmaktadır. Yine siyasal konjonktür, muhataplar için anlaşılır kılma çabası da zaman zaman kavram seçimine etkisi olabilmektedir. Bu nedenle burada esas yoğunlaşılması gereken husus öz olmaktadır.

Bu öz; toplumun, bilinçli ve iradi bir bir aradalık hali olduğuna, düşünce temelli oluştuğuna ve kendisini oluşturma-yıkma-yeniden oluşturma niteliklerini taşıdığına dayanır. Toplum dıştan yabancı bir yönetimin nesnesi değildir. Kendi kendisinin öznesidir. Hegel’in devlete atfettiği tanrısallık bir soyutlama, bir niyet beyanından öte değilken toplumun bu kendi kendisinin öznesi olma hali onun tanrısal niteliğidir. Bu felsefi izahı daha sade bir dille belirtecek olursak toplum; tartışan, karar alan, bunu uygulayan ve bu kararlarını kalıcılaştırıp ahlakileştiren politik bir olgudur; ahlaki ve politiktir. Buna komün diyoruz. Komünü dağıtan, toplumu toplum olmaktan çıkaran her şeyi; iktidarı, kadın kırımını, kastik şiddeti devlet olarak tarif etmek mümkündür.

 

Aile mikro devlettir

Sosyoloji genel olarak toplumun en küçük biriminin aile olduğunu belirtir. Günümüzde aile aynı zamanda devletin de kök hücresi, temel birimi konumundadır. Komünü anlamak istiyorsak neyin devlet olduğuna bakmak da açıklayıcı olabilir. Ailelerimiz var olan hali ile mikro devlettir. Komün esas olarak aileyi bu mikro devlet olma halinden kurtarmak demektir. İlk ve en kolay komün oluşturma faaliyeti de bu olabilir. Ailedeki devletçi ilişki tarzını aşıp komünal ilişkileri hakim kılmak!

Ailenin mikro devlet olma halini kadınla erkek arasındaki eşitsizlikte, erkeğin reis olmasında, kadın ve çocuklar üzerinde tahakküm kuran ve şiddet uygulayan tarzında görmek gerekir. Hatta erkek bile asla kendisi değildir, iktidarın verdiği rolü üstlenmektedir. Bu tür bir ailede öznelerden söz edilemeyeceği gibi özlü ilişkiler de olmaz. Bu ilişki tarzı kendiliğinden şiddet üretir. Bu yönleri ile günümüz aileleri devleti temsil ederler.

Günümüzdeki ailede kadın ile erkek arasında eşit ve özgür ilişki geliştirilirse, kararlar ortak alınır yaşam birlikte inşa edilirse, çocuklar da birer özne olarak yaşam karşısında bilinçli ve sorumlu kılınırsa işte o zaman o aile bir komüne dönüşür. Orada sevgi ve anlam gelişir. Demokrasi kültürü yerleşik hale gelir. Toplumsallığı güçlendiren, özünü açığa çıkarma imkanı bulan özneler oluşur. Bu başarıldıkça devletin alanı daraltılır, küçültülür ve komün inşa edilmiş olur. Komün, devleti zayıflatma onun yerine toplumsallığı geliştirme faaliyetidir. Yaşamın her alanında devletçi-iktidarcı ilişki ve tarzlara karşı bir komün cephesi açmak, yaşamı komünleştirmek mümkündür.

Sorunumuz komünü anlamak değil asıl mesele yaşam ve ilişkilerimizde yerleşik hal almış olan devleti çözümleyememektir. Ailedeki devleti, kadın-erkek ilişkilerindeki devleti, üretim ve tüketimdeki devleti görememektir. Cinsiyetçilik, bilimcilik, dincilik, milliyetçilik üreten her eylemin esasında devlete ait olduğunu görememektir. Emeğimizin nasıl ve kim tarafından sömürüldüğünü, ihtiyaçlarımızın, arzularımızın, hayallerimizin nasıl üretildiğini, hakikat algımızın dahi nasıl çarpıtılarak yönlendirildiğini, yaşamın bize ait olmaktan nasıl çıkarıldığını görememektir. Bunların tamamına devlet demek, bunlar karşısında anlamla örülü bir yaşam inşasına da komün demek mümkündür. Komün kısaca devlet olmayandır, toplumun kendine ait olmasıdır.

Komünün özü toplumsallıktır. Onun da özü politik özneler olarak yaşama katılmaktır. Mekanlar, biçimler bu öze göre şekillenecektir. Bu niteliğinden ötürü amaca uygun olarak iki saatlik komünler inşa etmek de bir ulusun tamamını bir komün olarak örgütlemek de mümkündür. Yapılması gereken kendi adına söz söyleme, sözünü yaşamı paylaştıklarınla ortaklaştırma ve birlikte uygulayıp hayata geçirmektir.

Komünü bir ütopya, bir ham hayal gibi yansıtma çabaları hiç de az değildir. Oysa şöyle bir tarihe bakılsa nice olmaz denilenin nasıl olduğu görülecektir. Bu kişiler Hz. Muhammed zamanında yaşasaydı, çok tanrılı inanç dünyasında peygamberin ‘Allah birdir’ sözünü de ütopik bulurlardı. Saraylar saltanatlar döneminde herkesin tebaa kabul edildiği yerde birey vardır diyenleri de safça bir hayal kurmakla yargılayacaklardı. Daha yüz yıl önce kadınların oy kullanması bile düşünülemezdi ama bugün dünya değişecekse kadınsız olamayacağı bilinmektedir.

Muhafazakarlarla devrimciler arasındaki fark budur. Onlar olanı mutlak sanır, devrimciler başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanır. Liberaller sadece kendilerini düşünür ve değişimi rahatsız edici bulur. Devrimciler ise bir kıvılcımın bozkırı tutuşturacağına inanır. Fark budur. Biz bir komünle yola koyulup yaşamdaki güzellikleri çoğaltacağımıza inanıyoruz. Kürt toplumunda bunun koşulları fazlasıyla vardır.

Kürt toplumsallığını anlamadan ve onun komünal yaşam tarzına dayalı özünü görmeden komünün Kürde yabancı bir kavram olduğu türünden değerlendirmeler Kürt gerçeğini iyi tanımamakla ilgilidir. Komün toplumsallığın özüdür. Tarihte olduğu gibi günümüzde de öze dönüşün yani komünsel yaşama dönüşün mücadelesi de Kürtler öncülüğünde verilmektedir. Kıvılcımı Kürtler çakacak ve tüm halklara ulaştıracaktır.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

İlk arkadaş

Sonraki Haber

Düşünülemez olanın tarihi ve hakkı

Sonraki Haber

Düşünülemez olanın tarihi ve hakkı

SON HABERLER

NATO Zirvesi için kurulan paravanlar neyi gizliyor?

Yazar: Yeni Yaşam
4 Temmuz 2026

NATO’ya kırmızı halı…

Yazar: Yeni Yaşam
4 Temmuz 2026

Düşünülemez olanın tarihi ve hakkı

Yazar: Yeni Yaşam
4 Temmuz 2026

Komünü tartışmak ve anlamak

Yazar: Yeni Yaşam
4 Temmuz 2026

İlk arkadaş

Yazar: Yeni Yaşam
4 Temmuz 2026

Qers festival günlerine hazırlanıyor

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

Tülay Hatimoğulları Arap kadınlarla bir araya geldi

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır