• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
4 Temmuz 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

İlk arkadaş

3 Temmuz 2026 Cuma - 23:00
Kategori: Forum, Manşet

Pek çok sevdiğim gibi sen de birçok kez düşlerime misafir oluyorsun. Nedense düşlerimin tüm mekanları Aden’i çağrıştırıyor. Bize bir cennet gibi bahşedilen, doğanın eşsiz güzelliği. Ve ben ‘aşkın uzun yol arkadaşlarının’ yüreğinin birer Aden Bahçesi olduğunu biliyorum

Ah Pir’i canımız… Bir zamanlar kavim olarak neydik sahi. Doğadan koparken hayattan ve Ana’dan kopmuş çöle düşmüştük. Sonra sürgün edilmiştik. Kendimizi yitirmiştik. Çağlar sonra ışıkla yeniden buluştuğumuzda kendimizi hatırladık. Işıktan ve sözden yeniden doğduk

Önderlik sana ‘ilk arkadaşım’ diyordu. Sonra ‘O bizim petrusumuzdur’ demişti. İlk kayamız olmuştun. Petrus da İsa’nın ilk arkadaşlarındandı. İsa O’na ‘evimi senin üzerine kuracağım’ demişti. Petrus hakikatin ve umudun bedenleşmiş haliydi. Sen de Önderlik için böyleydin

Deniz Hayati Kaytan*

Ben taşıdığın yüreğe çocukluğumda sevdalanmıştım. Sizler çocukluğumun ilahlarıydınız, demiştim. “Onurlu ölmek” diye bir metafor vardı. Bu onurlu yaşam çok uzun olmayabilir ama kendinin haini olmaktan iyidir. Babamı bir sürgünde başı kucağımda yitirdiğimde benden pek çok şey öldü. Artık sana açılan bir kapı bulmalıydım. Benim yaşamımın yolları sana açılıyordu. Zamanın ve mekanın sınırlarının dışına çıkabilen yegane varlığın insan olduğunu söylemiştin. Önder Apo’nun dediği gibi “Bulunduğum çağdan ve zamandan ne kadar koparsan bütün çağların ve zamanların içine o kadar açılabilirsin.” Özgürlük zamanın ve mekanın tüm kısıtlayıcı ve sınırlarından bağlarından kopmakla başlar. Yoksa varlığın kaderidir. İnsanın bir karşı yazgı olması “zamanın ve uzayın dışına uzanabilen biricik varlık olmasıyla bağlantılıdır” demiştin yine.

Kaç kez kanadı yüreğim

Bu mekanlarda kaç kez yüreğim kanadı hatırlamıyorum. Bazen sadece yüreğimden ve onun yaralarından akan kanı durdurabiliyorum ancak. Acıya ve zorluklara dayanacak bir enerji kaynağı bulmaya çalışıyorum. “Değerli metaller” değil aradıklarım. Biz insan denen varlığın güç sınırlarını genişlettik. Genişletmediysek bile uygarlığın atıl bıraktığı kapasitelerini önemli oranda aktifleştirdik.Yaşam denilen şey uygarlıkla birlikte hastalandı. Kapitalizmde öldü, veya komalıktır. İşte sanki biz komalık ve hatta ölü halimizden uyanıp ya da dirilip bir zamanlar sağlıklı olan halimizi hatırlayan durumdayız. Bu kendini hatırlama durumu bile potansiyelimizde atıl olan kapasiteyi aktifleştiriyor, müthiş güçlü kılıyor.

Seninle en son bir kabus gibi hepimizin üzerine çöken Şubat karasının hemen ertesinde vedasız ayrılmıştık. Suskundun, senin suskunluğun başkaydı. Şems’ini yitiren Mevlana’ydın ve bu kez ben büyük korkularla uzak bir mekana gidiyordum. O karanlığın ruh halinde “Bir daha dönecek miyim ve döndüğümde kimler olmayacak” korkusu kabusum olacaktı. Öyle oldu, dönemedim. Döneceğim ama pek çok sevdiğimi göremeyeceğim.

Pek çok sevdiğim gibi sen de birçok kez düşlerime misafir oluyorsun. Nedense düşlerimin tüm mekanları Aden’i çağrıştırıyor. Bize bir cennet gibi bahşedilen, doğanın eşsiz güzelliği. Ve ben “aşkın uzun yol arkadaşlarının” yüreğinin birer Aden Bahçesi olduğunu biliyorum.

Aden seni bekliyor

Cennetimizi ve onun kutsal hakikatini düşlerken Dêrsim’de Gole Buyere’ye giden patikalarda çok kez yol aldığını biliyorum. Her türlü kötülükten koruyan ve bizim de onları koruduğumuz kutsal jar’larımız. O kutsal mekanda bir düşümde seni görüyorum. Gölden akan küçük suyun kurbanlarımızı kestiğimiz yerden dönüp doğuya, Güneşe bakmak isterken seni görüyorum. Ardından Aden’in -cennetin kapısını çağrıştıran yemyeşil bir vadi uzanıyor. Sen ve doğa nasıl da güzelsiniz, nasıl da birbirinize yakışıyorsunuz. O güzelliğin aynı zamanda yüreğin olduğunu biliyorum. Akışta ve arayışta, sana yakınlıkta ya da uzakta biraz da senin için yaşadım. Sende bedenleşen hakikat aşkı için. Öyle ki benden yana güzelliğine ve soylu gerçeğine bir toz zerresi ya da bir gölge düşmemeliydi. Halen aynı kaygıdayım. Yoldayken ve yürürken hakikat aşkının en iyi taşıyıcısı olduğun için sana yürüyorum. Varlık bulan anlama, yol’a ve yolculuğa…

Ey Dirok…

Bana özlediğim yüreğinden bir zaman ver. Kendi bilincinden, ruhundan ve kudretinden bana zamanı bükebilme kudreti ver ey yüreğim. Öyle ki sana yeniden dönebileceğim. Seni yeniden bulup yaşayabileyim. Böyle bir zamanı yaşamadım ben. Dergahında arkadaşlık ocağının eşiğindeyim ey yüreğimin dervişi! Sana sarılabileceğim bir zaman ver bana. “Özgür ruhundan, düşlerinden, büyülü sözlerinden, sırrın sırrından bana bir zaman ver” demek istiyorum ama sen de ne bitiyorsa bana, canlara verdin zaten.

Ölümsüz olan ruhumuzla bizler görünmez, sırra ermiş bir hakikat olarak buradayız. İnsan eksik tanrı, Tanrı kendi sırrına ermiş insandı inancımızda. Ondandır ki dünyayı değiştirirsek de bedenimiz toprağa değse de bizler başlangıçtan bugüne evrensel tarihte bir bütün olan hakikatiz. İlk yurdumuz dağların yüreğiydi. Yaşam düşmanı kastik katillerin elinden dağların kuytularına sığındık. Ana kadının yanı başındaydık. Kadın ki, insanda anlam bulan her değerin yaratıcı-doğurucu-besleyen ve büyüteniydi hayatın. Bizim evrensel doğamızdı. Hayatın kanayan ve ışık alan yüzündeydik tüm ölümlere ve zulme inat. Sen ise “Ben İnsandım”da anlatmıştın yerini. “Ey Dirok”ta “Akış Sevinci”nde. Seni çepeçevre saran ve en çok da hakikat aşkının bilincini taşıdığın özgürlüğünü arayan kadının yanı başındaydın. Ondandır ki şimdi biz tarihin yeni bir sayfasını yeniden açmanın kudretini biriktirdik. Şehadetini açıkladıklarında kendinde soylu ve yüceleşen gerçeği yaratan kadınlar yürek ortaklarının son karesine seni yerleştirmişlerdi. Gördün değil mi, bildin ve hissettin.

Önderlikte kendini bulmak 

Seninle Önderlik sahasındaydık. “Sen bir komünistsin” demişti Önderlik… Yüzünde gülümseyişle geliyordun. Heyecanlıydın. “Ne oldu” dedim. “Önderlik bana sen bir komünistsin dedi” demiştin. O an istesen kanatlanabilirdin. Şimdi olsa “sen gerçek bir komünalistsin” derdi. Öyle hissediyorum ki yaşanan bu anın içinde “özgürlüğünü arayan kadınlarımızın” sana bahşettikleri ve hak ettiğin bu onur karşısında da aynı sevinçle taşmıştır ruhun. Ben de onurlandım elbet!

Kendi köklerimizde kendimizi ararken tarihin başlangıcına gittik. Şimdi özgürlük zamanı diyor rüzgar. Sözü bulup onu doğuran, yüreğinde yaratan kadınlar şimdi yaşam denilen çocuğun elinden tutup yola çıkıyorlar. Halen iç içe işliyor her şey kendi zamanının içinden akıyor hayat. İlk sözü, ilk ışığı, ilk sevgiyi yaratan, insan olmamızı sağlayan, kadının ardı sıra yürürken hiçbir şeye son olarak bakmıyoruz. Kendimizi özgürlüğe taşırken de kendimizi arıyoruz. Kendimizde bulduğumuz her bir parçamızla kendi özgürlük evrenimizi kuruyoruz.

Önderlikle yeniden doğaya dönüyoruz, ondaki doğuran, üreten, besleyen ve koruyan doğaya. Ve sonra bin bir hasetle ona ihanet edip ondan koptuğumuz doğaya. Ondan koparken kendimizden, varlığımızdan, insanlığımızdan çıktığımız doğaya.

İlk arkadaşım

Ah Pir’i canımız… Bir zamanlar kavim olarak neydik sahi. Doğadan koparken hayattan ve Ana’dan kopmuş çöle düşmüştük. Sonra sürgün edilmiştik. Kendimizi yitirmiştik. Sözün kadrinden, gücünden ve yüceliğinden de kayıp bir kavim olmuştuk.

Çağlar sonra ışıkla yeniden buluştuğumuzda kendimizi hatırladık. Işıktan ve sözden yeniden doğduk. Hayatla aramızda açılan mesafeleri kapatmalıydık. On yıllara binlerce yılı sığdırdık. Şimdi özgürlüğün baharına akarken yaratılmış tüm güzellikleri topluyoruz. Tarihin hafızası oluyor geçmişimiz. En onurlu zamanlarımızın mirası…

Önderlik sana “ilk arkadaşım” diyordu. Sonra “O bizim petrusumuzdur” demişti. İlk kayamız olmuştun. Petrus da İsa’nın ilk arkadaşlarındandı. İsa O’na “evimi senin üzerine kuracağım” demişti. Petrus hakikatin ve umudun bedenleşmiş haliydi. Sen de Önderlik için böyleydin. Zaman kuantum evreninde kanatlanıp yol alır haldeydi. Bizde varlık bulanın evrensel olduğunu sen de biliyordun. Yıllar yılı bunları bizlerle de paylaşmış, tayfa merdiven dikmenin, oraya yürümenin mucizevi heyecanını anlatmıştın. Seni anlatmanın sınırı yok, biliyorum. Şimdilik erdemle, bilgelikle, arkadaşlıkla donanmış, dervişane sofrandan alacağım şu lokmayla yetineceğim. “Biz Kürtler tarihi gelecek zamanda olan bir halkız. Sadece yurdunu değil, dünyayı kendi vatanı bilen bir halk. Sadece yurdunda değil, evrende oluşan bir halk. Bu geleceğin şafağı olan bir halktır. Ve her birimiz sen-ben ve ötekiler bu hakikatin taşıyıcılarıyız. Bir tarihsel anlamın taşıyıcısı olmak ve onu yaşamsallaştırmak zordur. Hatta genelde imkansızı hedefler. Ama tam da bize göredir. Yalandan arınmış bir tarihi kurmak için…”

Hep ışık olacak

Devlet ve komün arasındaki diyalektik mücadele tarihinin içinden bugüne akarken, sırtta taşıdığımız hançerin sahiplerine, yeni kastik katillere karşı direnen insan varlığının ışıktan yüzüyüz. Biz bugünümüzü on binlerce yıllık insanlığın direniş tarihinden topladık. İlk tanrıçalardan – Ana kadından bugüne insanlık için yaratılmış her değeri tarihin dehlizlerinde arayıp bugüne taşıyoruz. Yarım kalan hayaller, düşler, direnişler, idam sehpasında, arenalarda biten hayatlar, bir kentten başka bir kente doğru sıra sıra çarmıha gerilmiş özgürlük için başkaldıran kölelerin ölü bedenleri… Ana kadından Spartaküslere, Hallac-ı Mansurlardan Sühreverdi’ye, Bruno’dan Babek’e, Leyla ve Mecnun’dan Siyabend û Xece’ye, Kerem ile Aslı’dan Şeyh Bedreddin’e, Pir Sultan’dan Baba İshak’a. Yani insanlığın direnen yüzünde akan tüm ırmakların toplamıyız. Onlardan toplayıp kendi hakikatimizde evrensele dönüşeni, sentezleneni, yeniden evren ile paylaşıyoruz.

Hayatın aktığı tüm mecralarda birey olarak asla tarihsel sorumluluklarımız bitmiyor. Bu yalın gerçeğin en açık ifadesi, “Benim ölümüm dirimden fazla iş yapar” diyen Önder Apo’dur. Tarihimizin yeni sayfasında hem yerel-bölgesel, hem de evrensel bağlamda başta sen ve akranların ve tüm şehitlerimiz olmak üzere yine önümüzde yolumuzu aydınlatan ışık olacaksınız.

Hep birlikte, birbirimizden hiç ayrı düşmeden, evrensel birlik halinde…

Hep ışık olarak kalacak olanlara bağlılıkla…

* Bolu F Tipi Cezaevi

BİTTİ

Yüreğimizin dervişi: Fuat Heval

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Tülay Hatimoğulları Arap kadınlarla bir araya geldi

Sonraki Haber

Komünü tartışmak ve anlamak

Sonraki Haber

Düşünülemez olanın tarihi ve hakkı

SON HABERLER

Qers festival günlerine hazırlanıyor

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

NATO Zirvesi için kurulan paravanlar neyi gizliyor?

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

NATO’ya kırmızı halı…

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

Düşünülemez olanın tarihi ve hakkı

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

Komünü tartışmak ve anlamak

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

İlk arkadaş

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

Tülay Hatimoğulları Arap kadınlarla bir araya geldi

Yazar: Yeni Yaşam
3 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır