Kazım Öz: Bu yapıyı yalnızca bir meslek örgütü olarak değil, aynı zamanda bir mücadele örgütü olarak görmek gerekir
Rojhilat Aksoy: Kadınların eşit katılımı, yalnızca kadınların talebi değil; çalıştayın genel yaklaşımının doğal ve vazgeçilmez bir parçası olarak değerlendirildi
Aram Dildar: Kürt halkının birçok alanda örgütlenmeye çalıştığı bir dönemde sinemacıların dağınık, birbirinden kopuk ve bireysel çabalarla üretim yapmaya çalışması önemli bir eksiklik oluşturuyordu
Cihan Ekinci
Kürt sineması uzun yıllardır festivallerde görünürlük kazanmasına rağmen, üretimden dağıtıma, finansmandan seyirciyle buluşmaya kadar uzanan çok katmanlı sorunlarla yol almaya çalışıyor. Bir yandan farklı coğrafyalara yayılan üretim pratiği, diğer yandan kurumsal örgütlenme eksikliği, sinemacıların ortak hareket etmesini zorlaştırıyordu. Diyarbakır’da gerçekleştirilen çalıştay ise bu dağınık yapıyı ortak bir zeminde buluşturmayı hedefleyen yeni bir adımın başlangıcı oldu. Kurulan Kürt Sinemacılar İnisiyatifi, yalnızca yeni bir meslek örgütü kurmayı değil; Kürt sinemasının geleceğine ilişkin ortak bir yol haritası oluşturmayı amaçlıyor. Bu kapsamda görüştüğümüz yönetmen Kazım Öz, Ortadoğu Sinema Akademisi üyesi Rojhilat Aksoy ve yönetmen Aram Dildar, yeni oluşumun neden ortaya çıktığını, hangi ihtiyaçlara cevap vermeyi hedeflediğini ve Kürt sinemasının önündeki temel meseleleri gazetemize değerlendirdi.
- Bu inisiyatifin kuruluşunu yalnızca yeni bir meslek örgütü olarak mı görmek gerekir, yoksa Kürt sinemasının yeni bir tarihsel evreye geçişinin simgesi mi?

Kazım Öz: Bu yapılanma, temelde aynı mesleği yapan insanların bir araya geldiği bir meslek örgütü. Ancak Kürt sinemacılarının içinde bulunduğu koşullar düşünüldüğünde, onu klasik bir meslek örgütü olarak değerlendirmek eksik kalır. Kürt sanatçılar ciddi engellerle, kurumsal eksikliklerle ve çeşitli baskılarla karşı karşıya. Bu nedenle birbirimize, dayanışmaya ve ortak mücadeleye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bu yapıyı aynı zamanda bir mücadele örgütü olarak görmek gerekir.
Elbette bu yalnızca bir başlangıç. Uzun süredir hissedilen ortak bir ihtiyaçtan doğdu. Kürt sineması için emek veren, üreten ya da üretmek isteyen çok sayıda insan var; ancak bu insanların birlikte hareket edebileceği kalıcı bir zemin eksikti. İnisiyatif, bu ihtiyaca cevap vererek sinemacıları ortak hedeflerde buluşturabilir; maddi ve manevi dayanışmayı güçlendirebilir.
Rojhilat Aksoy: Asla sadece mesleki bir örgütlenme olarak ele alamayız bu çalışmamızı. Elbette mesleki anlamda sorunlarımızı bütün detayları ile tartışarak çözüm yollarını aradık bu çalıştayda. Ama iddialarımız bununla sınırlı değildir. Tabi ki İnisiyatif aktifliğine bağlı olarak Kürt Sineması’nın teknik felsefi örgütsel bütün sorunlarını çözme iddiasıyla Kürt Sinemasına olumlu anlamda bir geçişi sağlaması arzumuzdur.

Aram Dildar: Kürt sineması bugüne kadar birçok önemli evreden geçti. Bu nedenle, henüz kuruluş aşamasındaki bu girişime bugünden tarihsel bir anlam yüklemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Daha önce de benzer birliktelikler ve ortak çalışma girişimleri oldu.
Bu çalışmayı farklı kılan ise yalnızca bir inisiyatif olarak kalmayı değil; daha örgütlü, kurumsal ve mümkünse mesleki bir örgütlenmeye, hatta sendikal bir yapıya dönüşmeyi hedeflemesi. Bu yönüyle son derece olumlu buluyorum. Bu girişimin gerçekten tarihsel bir dönüm noktası olup olmayacağını ise zaman gösterecek. Bunu belirleyecek olan, bugün bir araya gelmiş olmamız değil; ortaya koyacağımız üretimler, ortak çalışmalar ve örgütlülüğümüzün gücü olacak. Umuyorum ki bu inisiyatif, Kürt sinemasının gelişimine somut katkılar sunacak kalıcı adımların başlangıcı olur.
- Siz hem genç bir sinemacı hem de Ortadoğu Sinema Akademisi’nin bir üyesisiniz. Akademinin bu iş birliğine girme kararı nasıl alındı?

Rojhilat Aksoy: Ortadoğu Sinema Akademisi’nin kuruluş amacı zaten Kürt sinemasının gelişimine katkı sunmaktır. Sinemacıların uzun yıllardır dağınık biçimde çalışması, bireysel çabaların kurumsal yapılara dönüşememesi bizi bu toplantıyı organize etmeye yöneltti. Biz yalnızca mekân sağlayan bir kurum olmadık. Sinemacıların bir araya gelmesini kolaylaştırdık. Bundan sonraki süreçte oluşacak modelin de ortak tartışmalarla belirlenmesini önemsiyoruz. İnisiyatifin nasıl bir yapıya dönüşeceğine tek başımıza karar vermiyoruz; bunu bütün sinemacılar birlikte belirleyecek.
Aram Dildar: Aslında bu girişim tarihsel bir ihtiyacın sonucu. Kürt halkının birçok alanda örgütlenmeye çalıştığı bir dönemde sinemacıların dağınık, birbirinden kopuk ve bireysel çabalarla üretim yapmaya çalışması önemli bir eksiklik oluşturuyordu. Bunun yanında ana dilde üretimin zayıflaması da bizi daha güçlü bir ortak zemine ihtiyaç olduğu düşüncesine götürdü. Rojava Film Komünü, Kürdistan Film Komisyonu ve Rojhilat’taki Bağımsız Kürt Sinemacılar Derneği gibi örnekler zaten vardı. Biz de Bakur’da bu sürece katkı sunmamız gerektiğini düşündük. Ortadoğu Sinema Akademisi olarak sinemacıları bir araya getirmek için inisiyatif aldık. Ancak bu yapının nasıl şekilleneceğine, bir inisiyatif olarak mı kalacağına, kooperatife ya da başka bir örgütlenme modeline mi dönüşeceğine tek başımıza karar vermedik. Bunu bütün sinemacılarla birlikte tartışarak ortak bir yol haritası oluşturmayı tercih ettik.
- Siz daha önce de böyle birlikteliklerin kurulup dağıldığına şahit oldunuz. Bu girişim, önceki örgütlenme deneyimlerinden somut olarak hangi yönüyle ayrılıyor?
Kazım Öz: Geçmişte de benzer örgütlenme girişimleri oldu ve çoğu aynı sorunlarla karşılaştı. Bugün ise en önemli fark, uzun yıllar belirleyici olan savaş koşullarının en azından şimdilik değişmiş olması. Savaşın yaşandığı bir ortam ile görece çatışmasız bir dönemin sunduğu imkânlar arasında büyük bir fark var. Bu süreci, Kürt sinemasının örgütlenme, finansman, teknik altyapı ve dağıtım gibi yapısal sorunlarını aşması için önemli bir fırsat olarak görüyorum. Bu nedenle zamanı iyi değerlendirmeli, geçmişten kalan alışkanlıklarımızı geride bırakmalı ve daha hızlı hareket etmeliyiz. Elbette gerçekçi olmak gerekiyor. Önümüzdeki dönemi “her şey çözüldü, kalıcı barış sağlandı” diye okumak doğru olmaz. Ancak mevcut koşullar, en azından pratikte savaşın olmadığı bir döneme işaret ediyor. Bu da bize daha güçlü örgütlenme, daha sık bir araya gelme, ortak üretim yapma ve filmlerimizi seyirciyle buluşturma konusunda önemli imkânlar sunuyor. Bu fırsatı doğru değerlendirebilirsek hem üretimimizi hem de kurumsal gücümüzü büyütebiliriz.
- Diyarbakır’ın ev sahibi seçilmesi sembolik mi, yoksa inisiyatifin fiili merkezi burada mı konumlanacak?
Kazım Öz: Diyarbakır, yalnızca sanat açısından değil; siyaset, tarih ve sosyoloji bakımından da önemli bir merkez. Bu nedenle kuruluş toplantısının burada yapılması son derece doğal. Bununla birlikte sanatın ve kültürel örgütlenmenin tek bir merkezde toplanmasını doğru bulmuyorum. Kürt sineması Diyarbakır’la sınırlı kalmamalı; Van, Dersim, Hakkâri ve diğer kentlerde de aynı ölçüde güçlenmeli. Hatta bazı çalışmaların bu kentlerde yürütülmesi çok daha verimli sonuçlar doğurabilir. Önemli olan başlangıcın nerede yapıldığı değil, bu birlikteliğin kısa sürede farklı kentlere yayılması ve yeni buluşmalarla kalıcı bir örgütlenmeye dönüşmesidir.
- Seçilen komisyonun üyeleri hangi kriterle belirlendi; cinsiyet, kuşak, coğrafya (Bakur/Başûr/diaspora) dengesi gözetildi mi? Siz bu sürece nasıl dahil oldunuz?
Rojhilat Aksoy: Çalıştayın en önemli sonuçlarından biri, inisiyatifin yürütme kurulunun seçilmesi oldu. Daha sonra komisyonlar ve alt komisyonların oluşturulması tartışıldı. Komisyonların oluşturulmasında, üyelerin ilgili alanlardaki profesyonel deneyimlerinin esas alınması gerektiği yönünde ortak görüş oluştu. Bu doğrultuda komisyonların daha sağlıklı çalışabilmesi için geçici bir kolaylaştırıcı kurul seçildi. Kurulun görevinin, komisyonların ilk toplantılarını organize etmek ve tartışma süreçlerini kolaylaştırmak olduğu; komisyonların çalışma biçimi ve yapısına ilişkin kararların ise ilerleyen toplantılarda komisyonlar tarafından alınacağı benimsendi. Çalıştayın Bakur’da yaşayan ve üretim yapan Kürt sinemacılarının ortak inisiyatifi olduğu vurgulandı. Bununla birlikte, diğer bölgelerde yaşayan Kürt sinemacıların da kendi koşullarına uygun çalıştaylar ve örgütlenmeler oluşturmalarının önemli olduğu, bu yapıların ortak bir çatı altında birbirini besleyen bir dayanışma ağı kurabileceği ifade edildi. Ben de Amed’de yaşayan bir sinemacı olarak, bu çalıştaya bulunduğum yerin deneyimlerini, sorunlarını ve gözlemlerini ortak tartışmaya taşımak amacıyla katıldım.
- Kadın sinemacıların üretim, yönetmenlik ve karar alma süreçlerindeki payı bugün ne durumda? Çalıştayda ‘’toplumsal cinsiyet eşitliği” tartışıldı deniyor; somut bir kota veya hedef belirlendi mi, yoksa bu bir niyet beyanı olarak mı kaldı?
Rojhilat Aksoy: Kadın sinemacıların karar alma süreçlerindeki temsili, çalıştayın üzerinde hassasiyetle durduğu konulardan biri oldu. Çalıştayda kadınların setlerde, üretim süreçlerinde ve yönetmenlik pratiğinde karşılaştıkları eşitsizlikler ile toplumsal cinsiyet temelli hak ihlalleri değerlendirildi. Ancak tartışma yalnızca kadın sinemacıların dile getirdiği bir başlık olarak değil, tüm katılımcıların ortak sorumluluğu olarak ele alındı. Bu yaklaşım, seçilen yürütme kurulunun oluşturulmasında da kendini gösterdi. Herhangi bir kota kararı alınmamış olmasına rağmen kadın temsili gözetildi; kadınların eksik temsil edildiği durumlar doğrudan katılımcılar tarafından gündeme getirildi ve dengeli bir yapı oluşturulmasına özen gösterildi. Bu durum, Kürt sinemasında kadınların üretim, temsil ve karar alma mekanizmalarındaki yerinin artık ortak bir duyarlılık olarak benimsendiğini gösteriyordu. Kadınların eşit katılımı, yalnızca kadınların talebi değil, çalıştayın genel yaklaşımının doğal ve vazgeçilmez bir parçası olarak değerlendirildi.
- İnisiyatifin finansman modeli ne olacak; üyelik aidatı, yerel yönetim desteği, uluslararası fonlar ya da bağışlar mı? Hangi model öne çıkıyor?
Rojhilat Aksoy: Bu konuda henüz kesinleşmiş bir model yok. Çalıştayda bir hazırlık grubu oluşturuldu ve bu ekip önümüzdeki süreçte farklı ülkelerdeki örnekleri de inceleyerek yol haritası hazırlayacak. Ama benim görüşüm, yalnızca bir inisiyatif olarak kalmak yeterli olmayacaktır. Üretimi destekleyen, mesleki hakları savunan ve sendikal işlevler üstlenebilecek daha kapsamlı bir yapı oluşturulmalı. Finansman modeli de bu tartışmalar sonucunda netleşecek.
- İnisiyatif yalnızca film üretimini mi artıracak, yoksa Kürt sinemasının düşünsel/eleştirel yönünü de şekillendirecek mi; örneğin bir yayın, bir dergi, bir akademik program düşünülüyor mu?
Rojhilat Aksoy: Bence bir inisiyatifi uzun vadede ayakta tutacak olan yalnızca ortak üretim değil, ortak ilkeler etrafında buluşacak farklı düşüncelerdir. Bu nedenle Kürt sinemasının kolektif ruhunu, eleştirel birikimini ve estetik arayışını canlı tutacak süreli yayınlara, dergilere ve tartışma platformlarına ihtiyaç vardır. Bu, hem sinemanın gelişimine katkı sunacak hem de Kürt sinemasının kendi düşünsel zeminini kurmasını sağlayacaktır.
Kazım Öz: İnisiyatif henüz ilk çalıştayını gerçekleştirdi. Bu nedenle bugünden kesin bir model ortaya koymak için erken. Ancak hedefimizin yalnızca bir dayanışma ağı oluşturmak olmadığı açık. Kürt sinemasının gelişiminde yön gösteren, üretimi teşvik eden ve sektöre hareket kazandıran bir motor güç olmasını istiyoruz. Özellikle güçlü ve nitelikli projelerin hem maddi hem de manevi olarak desteklenmesi, bu yapının öncelikli hedeflerinden biri olmalı. Bunun için ulusal ve uluslararası fonların, kitlesel finansman modellerinin, kurumsal desteklerin, festivallerin ve proje yarışmalarının daha etkin kullanılabileceği yeni mekanizmalar geliştirilebilir. Böylece Kürt sinemasının en temel sorunlarından biri olan finansman meselesine daha kalıcı çözümler üretilebilir.
- Sizin de bizzat yaşadığınız gibi, bir filmin “sakıncalı” bulunması çoğu zaman doğrudan yasakla değil, Bakanlıktan gelen sözlü bir uyarının seçici kurulu etkilemesiyle ya da gazetecilerin röportaj iptal etmesi gibi görünmez baskı biçimleriyle işliyor. Bazen de salt dil üzerinden ayrımcılık yaşanabiliyor. İnisiyatif, bu üç biçimdeki (dolaylı sansür, medyada öz sansür, dil temelli ayrımcılık) baskıya karşı nasıl bir kayıt, belgeleme ve kamuoyu stratejisi geliştirecek?
Kazım Öz: Bu soru hem demokratikleşme hem de özgür sanat anlayışı açısından son derece önemli. Türkiye’de kültür-sanat alanında uygulanan sansürün en görünmez ama en etkili biçimlerinden biri sinema alanında yaşanıyor. Resmî yasaklardan çok, bakanlık müdahaleleri, seçici kurullar üzerindeki dolaylı baskılar ve görünmeyen yönlendirmelerle işleyen bir sansür mekanizması söz konusu. Benzer bir durum medyada da yaşanıyor. Alternatif yönetmenlere, bağımsız yapımlara ve farklı dillere ait filmlere yönelik sistematik bir görmezden gelme ve gündem dışına itme pratiği bulunuyor. Bu da en az doğrudan sansür kadar etkili bir baskı yöntemi. Kürt Sinemacılar İnisiyatifi’nin kalıcı ve güçlü bir yapıya dönüşmesi hâlinde, bu sorunların tamamı ortak biçimde tartışılacaktır. Amaç yalnızca bu baskıları görünür kılmak değil; bunlara karşı etkili mücadele yöntemleri geliştirmek, yaşanan ihlalleri belgelemek, kamuoyuyla paylaşmak ve sorumluları teşhir edebilecek ortak bir dayanışma zemini oluşturmaktır.
- Dijital platform önerisi gündeme gelmiş. Bu, Netflix veya MUBI benzeri bir model mi, yoksa ücretsiz erişimli bir arşiv mi olacak? Ortadoğu Sinema Akademisi bu platformun teknik ve kurumsal altyapısında rol alacak mı?
Aram Dildar: Dijital platform meselesi tek bir kurumun karar verebileceği bir konu değil. Böyle bir çalışmanın hayata geçebilmesi için kapsamlı bir hazırlık ve güçlü bir kurumsal iş birliği gerekiyor. Bu nedenle bugün nasıl bir model izleneceğini söylemek için erken.
Ortadoğu Sinema Akademisi olarak Kürt sinemasının ihtiyaç duyduğu her projede sorumluluk almaya hazırız. Ancak böylesi büyük bir girişimin yalnızca bizim imkânlarımızla yürütülmesi mümkün görünmüyor. Bu nedenle Kürdistan’ın diğer parçalarındaki sinema kurumlarıyla ortak hareket edilmesi ve ulusal ölçekte güçlü iş birlikleri kurulması gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir platform ancak ortak emek ve ortak kurumsal iradeyle hayata geçirilebilir.
Aram Dildar: “Böyle bir platform ancak ortak emek ve ortak kurumsal iradeyle hayata geçirilebilir.”
- Türkiye, Irak, İran, Suriye ve diasporadaki üretimler sizce hâlâ aynı sinema havzasının parçaları mı, yoksa artık birbirinden bağımsız yönelimler mi oluşuyor?
Rojhilat Aksoy: Sanatsal üretimler nasıl kendi zamanların ruhundan etkileniyorsa içinden çıktığı coğrafyanın da etkileri görülür. Ama Kürtlük ortak paydasından muhakkak birbirine temas eder. Özgürlük Hareketi ile gelişen Kürt aklı Kürt sinemasının da belli ölçüler ile gelişmesinde etkili oluyor. Ortak ulusal değerler ve özgürlük temaları yine yaşadıkları benzer sömürgeci yaklaşımlar Kürt sinemasını hangi parçada olursa olsun doğallığında ortak bir havza da buluşturuyor.
Aram Dildar: Kürt sineması ister istemez parçalı bir yapıya sahip. Çünkü her coğrafyanın kendine özgü siyasal ve toplumsal koşulları var. Türkiye’de, Rojava’da, Irak Kürdistanı’nda ya da diasporada üretim yapan sinemacıların ihtiyaçları aynı değil. Buna rağmen bu farklılıkların bizi birbirimizden uzaklaştırdığını düşünmüyorum. Tam tersine, teknoloji ve iletişim olanakları sayesinde bugün birbirimizin üretimlerini takip etmek, desteklemek ve ortak çalışmalar yürütmek geçmişe göre çok daha mümkün. Ben Kürt sinemasını aynı havzayı besleyen farklı nehirler gibi görüyorum. Bu inisiyatif de bu yakınlaşmayı güçlendirecek; sinemacıların daha kolektif hareket etmesini, birbirlerinin üretimlerinden haberdar olmasını ve ortak bir sinema kültürü oluşturmasını sağlayacaktır.
Kazım Öz: Henüz birbirinden tamamen bağımsız sinema geleneklerinin oluştuğunu söylemek için erken. Kürt sineması hâlâ aynı kültürel ve tarihsel havzanın farklı parçaları olarak gelişimini sürdürüyor. Bunun en önemli nedeni, Kürtlerin temel sorunlarının ve ortak tarihsel deneyimlerinin devam etmesidir. Elbette her coğrafya kendi estetik arayışını ve anlatım biçimini geliştiriyor. Farklı üslupların ve sinema dillerinin ortaya çıkması son derece doğal ve zenginleştirici bir durum. Ancak bütün bu çeşitliliğin beslendiği ortak bir hafıza, ortak bir duygu ve ortak bir mücadele zemini var. Bu nedenle Kürt sineması açısından birliktelik büyük önem taşıyor. Üç sinemacı, Kürt sinemasının yaşadığı sorunların tek bir başlık altında açıklanamayacağı görüşünde birleşiyor. Finansman, dağıtım, sansür, ana dilde üretim, eğitim ve seyirciyle buluşma birbirini besleyen yapısal sorunlar olarak öne çıkarken, çözümün de ancak ortak örgütlenmeyle mümkün olabileceği vurgulanıyor.
- Bugün Kürt sinemasının en büyük sorunu nedir; finansman mı, dağıtım mı, sansür mü, yoksa seyirciyle buluşamamak mı?
Kazım Öz: Bu başlıklardan yalnızca birini öne çıkarıp “en büyük sorun budur” demek doğru olmaz. Kürt sineması eğitimden üretime, dağıtımdan finansmana kadar birbirini etkileyen çok katmanlı sorunlarla karşı karşıya. Bugün artık küçümsenmeyecek ölçüde bir Kürt sineması üretiminden söz edebiliriz. Buna rağmen üretilen filmlerin kendi seyircisine ulaşması hâlâ en büyük sorunlardan biri. Mevcut dağıtım sistemi ve gösterim kanalları bu filmlerin geniş kitlelerle buluşmasını engelliyor. Bu nedenle en temel meselelerden biri, Kürt sinemasının seyircisiyle kurduğu bağın zayıflaması ya da koparılmasıdır. İkinci önemli başlık finansman. Daha nitelikli filmler üretebilmek için yeni finansman modellerini ciddi biçimde tartışmamız gerekiyor. Dünya sinemasındaki örneklerden yararlanırken kendi koşullarımıza uygun modeller de geliştirmeliyiz. Sansür ise kuşkusuz önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Ancak bunu üretimin önünde aşılmaz bir engel olarak görmek yerine, bu koşullarda nasıl üretmeye devam edebileceğimizi tartışmalı ve yeni yöntemler geliştirmeliyiz.
Aram Dildar: Bu sorunlardan yalnızca birini öne çıkarmak mümkün değil. Finansman da, dağıtım da, sansür de, filmlerin seyirciyle buluşamaması da Kürt sinemasının temel sorunları arasında yer alıyor. Bunlara bir de ana dilde üretim meselesini eklemek gerekiyor. Kürt sinemasının kendi diliyle daha fazla üretim yapması gerektiğine inanıyorum. Bunun önünde çeşitli siyasal ve yapısal engeller bulunsa da, bu durumu yalnızca bir tercih meselesi olarak değerlendirmek doğru olmaz. Elbette önümüzde ciddi sorunlar var. Ancak yalnızca bunlara odaklanmak bizi ileri taşımaz. Aynı zamanda çözüm yollarını da konuşmalı ve küçük ama kararlı adımlarla ilerlemeliyiz. Bugün atılacak doğru adımların gelecekte çok önemli sonuçlar doğuracağına inanıyorum.
- Kürt sineması kendi içinde yeterince özeleştiri yapabiliyor mu? Aynı temaların tekrar edildiği, benzer anlatıların yeniden üretildiği eleştirisine katılıyor musunuz?
Kazım Öz: Bu eleştiriyi büyük ölçüde haklı buluyorum. Kürt sinemasında zaman zaman aynı temaların ve benzer anlatım biçimlerinin tekrarlandığını görüyoruz. Oysa farklı üsluplara, yeni arayışlara ve daha cesur anlatım biçimlerine ihtiyaç var.
Aynı hikâyeyi farklı estetik yaklaşımlarla anlatabilmek sinemanın zenginliğidir. Bu çeşitliliği bir özgürlük alanı olarak görmek ve teşvik etmek gerekir. Özellikle siyasetin ya da seyircinin tek tip beklentilerine teslim olmayan, daha renkli, deneysel ve yaratıcı üretimlerin çoğalmasını önemsiyorum. Sadece acıları anlatan filmlerle sınırlı kalmamalıyız. Mizahın, hicvin, fantastik anlatıların ve deneysel sinemanın da Kürt sinemasında daha güçlü biçimde yer bulması gerektiğine inanıyorum.
Rojhilat Aksoy: Ben bu eleştiriyi yapmak için henüz erken olduğu kanaatindeyim. Çünkü ortada karşılaştırabileceğimiz kadar geniş bir film üretimi yok.
Öncelikli meselemiz daha fazla film üretmek olmalı. Üretim arttıkça elbette estetik tartışmalar da, öz eleştiriler de daha sağlıklı yapılacaktır. Bugün eksik olan şey öncelikle üretimin kendisi.
Aram Dildar: Bence bugün öncelikli mesele, daha fazla film üretmenin yollarını bulmak. Üretim arttıkça estetik tartışmalar, film eleştirileri ve öz eleştiriler de doğal olarak daha güçlü bir zemine oturacaktır.
- Tiyatrodan sinemaya geçen çok sayıda Kürt oyuncu var. Bu iki alan birbirini yeterince besliyor mu, yoksa Kürtçe profesyonel oyunculuk eğitimi altyapısındaki eksiklik bunu engelliyor mu?
Kazım Öz: Kuşkusuz birbirini besliyor. Bu etkileşim yalnızca oyunculukla sınırlı değil; anlatılan hikâyeler, ele alınan temalar ve seyirci kitlesinin büyümesi açısından da Kürt tiyatrosunun Kürt sinemasına önemli katkıları var. Özellikle oyunculuk alanında tiyatro, sinema için güçlü bir kaynak oluşturuyor. Ancak burada da ciddi bir dağınıklık ve kurumsal eksiklik söz konusu. Yetenekli ve deneyimli çok sayıda oyuncumuz olmasına rağmen, iletişim ağlarının zayıflığı, örgütsüzlük ve mevcut sistemin yarattığı dışlayıcı koşullar nedeniyle bu isimler hak ettikleri görünürlüğe ulaşamıyor. Bu nedenle inisiyatifin öncelikli adımlarından biri, oyuncuların yer aldığı ortak bir platform ya da veri tabanı oluşturmak olabilir. Böylece hem yönetmenlerle oyuncular arasında daha güçlü bir iletişim kurulabilir hem de Kürt oyuncuların üretim süreçlerine daha etkin katılımı sağlanabilir.
Aram Dildar: Ben de tiyatronun sinema için önemli bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Ancak oyuncuların gelişimini destekleyecek Kürtçe profesyonel oyunculuk eğitimi veren kurumların eksikliği büyük bir sorun.
Kamera önü oyunculuğu, karakter geliştirme ve ana dilde eğitim alanlarında kalıcı kurumlar kurulmadan bu açığın tamamen kapanması zor görünüyor.
- Kürt sineması kendi içinde toplumsal cinsiyet açısından yeterince eleştirel mi? Erkek yönetmenlerin de yeniden ürettiği erkek egemen anlatı kalıpları olduğunu düşünüyor musunuz?
Kazım Öz: Erkek egemen bir sistemin içinde yaşıyoruz. Böyle bir düzende ne sanatçıların ne de üretilen eserlerin bu sistemden tamamen bağımsız kalması mümkün. Dolayısıyla Kürt sineması da bundan bütünüyle muaf değil.
Buna rağmen, dünya sinemasıyla karşılaştırıldığında Kürt sinemasının toplumsal cinsiyet konusunda daha duyarlı bir yaklaşım geliştirdiğini düşünüyorum. Kadın temsili ve eşitlik meselesine yönelik önemli bir hassasiyet oluştu. Bu, kuşkusuz olumlu bir gelişme.
Ancak bu durum eleştirinin gereksiz olduğu anlamına gelmiyor. Erkek egemen bakış açısını yeniden üreten filmler ve anlatılar elbette var. Bunların açık biçimde tartışılması ve eleştirilmesi, Kürt sinemasının gelişimi açısından önemli bir ihtiyaç.
- Uzun yıllar Kürtler daha çok başkalarının filmlerinde temsil edilen bir halktı. Kendi kuşağınız için kendi hikâyesini kendi anlatmaya başlamak sinemayı nasıl değiştirdi? Sizce bu gecikme hâlâ kapanmadı mı?
Aram Dildar: Bence bu gecikme henüz kapanmış değil. Kendi hikâyelerimizi anlatmaya başladık, ancak bunu yeterli ölçüde yaptığımızı söyleyemeyiz. Üretim sayısı hâlâ çok sınırlı ve bu, böylesine büyük bir halkın sinemadaki temsilini karşılamaya yetmiyor.
Zaten bu örgütlenmenin temel amaçlarından biri de bu eksikliği gidermek. Dört farklı devlet arasında yaşayan milyonlarca Kürdün hikâyesini yılda birkaç filmle anlatmak mümkün değil. Çok daha fazla üretime ihtiyaç var. Yine de umutsuz değilim. Kürt sineması geç başladı ama önemli bir birikim oluşturuyor. Bugün hâlâ temsil açısından önemli eksiklerimiz var; ancak bunların ortak üretim ve dayanışmayla aşılabileceğine inanıyorum.
- Kürt sinemasının “acıların sineması” olmaktan çıkıp kendi geleceğini, mizahını ve hayalini de anlatabilmesi için hangi engelin öncelikle kalkması gerekiyor; dışsal baskılar mı, içsel beklentiler mi?
Aram Dildar: Kürt sinemasının önündeki en büyük engel, dört parçada süren çatışmalar ve baskı politikalarıdır. Savaşın ve yoğun siyasal baskının hâkim olduğu koşullarda sinemanın kendisini özgürce ifade edebileceği alanlar doğal olarak daralıyor. Buna rağmen Kürt sineması en zor dönemlerde bile üretmeye devam etti. Ancak sanatın korkusuzca gelişebileceği, sinemacıların özgürce üretim yapabileceği ortamlar ancak barış koşullarında mümkün olabilir. Bu nedenle Türkiye’de yürütülen barış sürecini yalnızca toplumsal açıdan değil, Kürt sanatının ve Kürt sinemasının kendi dilini, estetiğini ve üretim olanaklarını geliştirebilmesi açısından da önemli bir fırsat olarak görüyorum.
- Genç bir Kürt sinemacı bugün size “Nereden başlamalıyım?” diye sorsa ne söylersiniz?
Rojhilat Aksoy: Bu gerçekten zor bir soru. Çünkü geçmişte gençlerin başlayabileceği pek çok kurum zaman içinde ortadan kalktı. Akademiler kapandı, üretim alanları daraldı ve gençlerin başvurabileceği birçok imkân ortadan kalktı. Bugün ise yeniden akademiler kuruluyor. Atölyeler düzenleniyor. Senaryo geliştirme programları açılıyor. Diyarbakır’da yeniden sinema eğitimi veren yapılar oluşuyor. İnisiyatifin en önemli hedeflerinden biri de gençlerin “Kime ulaşacağım, nereden başlayacağım?” sorularına kurumsal bir cevap verebilmek olacak.
Aram Dildar: “Gençlerin ‘Nereden başlamalıyım?’ sorusuna artık somut cevaplar verebilmeliyiz.” Bugün amacımız tam da bu eksikliği gidermek. Gençlerin “Nereden başlamalıyım, kimlerle çalışabilirim, nasıl film üretebilirim?” sorularına somut cevaplar verebilecek yeni bir zemin oluşturmak istiyoruz. Geçmişte Mezopotamya Sinema Kolektifi, Aram Tigran ve Cegerxwîn gibi kurum ve deneyimler Kürt sinemasının yetişmesinde önemli rol oynadı. Son on yılda bu yapıların önemli bölümü zayıflatıldı ya da ortadan kaldırıldı. Şimdi bunları yeniden kurmaya ve güçlendirmeye çalışıyoruz. Diyarbakır’da yeniden Aram Tigran Sinema Akademisi faaliyete geçiyor. Ayrıca FilmAmed kapsamında senaryo geliştirme ve film geliştirme atölyeleri düzenliyoruz. Bu çalışmaların, Kürt sinemasına ilgi duyan gençler için daha somut bir başlangıç noktası oluşturacağına inanıyorum. İnisiyatifin de bu süreçle birlikte genç sinemacılar için kalıcı bir muhatap ve yol gösterici olmasını hedefliyoruz.
- Genç bir sinemacı olarak siz hangi duvarlara çarpıyorsunuz? Bunlar finansman gibi dışsal engeller mi, yoksa kuşağınızın önündeki isimlerin açtığı alan yetersiz mi kalıyor?
Aram Dildar: Bugün Kürtlerin karşı karşıya olduğu siyasal koşullar doğrudan sinemaya da yansıyor. Kürtlerin siyasal olarak tanınması ve demokratik haklarının genişlemesi, Kürt sinemasının da önünü açacaktır. Bu nedenle yaşadığımız sorunları yalnızca yaratıcılık ya da yetenek eksikliğiyle açıklamak mümkün değil. Kürt sinemasının önündeki temel engeller, uzun yıllardır uygulanan inkâr, asimilasyon ve baskı politikalarının bir sonucu.
Bu koşullar değiştiğinde Kürt sinemasının çok daha güçlü ve nitelikli üretimler ortaya koyacağına inanıyorum.
- Henüz çekilmemiş ama mutlaka çekilmesi gerektiğini düşündüğünüz bir Kürt hikâyesi var mı?
Rojhilat Aksoy: Sanırım beni en çok heyecanlandıracak hikayelerden biri, uzun yıllar ayrı kalmış insanların yeniden kavuşma ihtimalini anlatan bir film olurdu. Örneğin, Kürdistan’ın yakın tarihinde politik sebeplerden dolayı zindanlarda olan, sürgünlerde olan ve yine aynı sebeplerden dolayı gerillaya katılan ve yine aynı sebeplerden dolayı kaybolan insanların yıllar sonra sevdikleriyle kavuşmalarını konu alan film olurdu.
- Bugünden elli yıl sonra Kürt sinemasının tarihi yazıldığında, bu dönemin hangi cümleyle anılmasını istersiniz?
Kazım Öz: Sanırım bu dönem, “yoktan var etme dönemi” olarak hatırlanacak.
Çünkü bugün yalnızca filmler üretmeye çalışmıyoruz; aynı zamanda Kürt sinemasının kurumsal yapısını, dayanışma ağlarını ve geleceğini birlikte inşa etmeye çalışıyoruz. Eğer bu çabalar kalıcı yapılara dönüşebilirse, bugün atılan adımların Kürt sinemasının tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak anılacağına inanıyorum. Yaklaşık iki gün süren çalıştay boyunca en çok tekrarlanan kavram “örgütlenme” oldu. Farklı kuşaklardan sinemacılar birçok konuda farklı düşünse de finansman, dağıtım, ortak üretim, eğitim ve Kürtçe sinema alanında kurumsallaşma ihtiyacı konusunda ortaklaşıyor. Kürt Sinemacılar İnisiyatifi’nin önümüzdeki aylarda ortaya koyacağı yol haritası, bu ortak iradenin kalıcı bir yapıya dönüşüp dönüşmeyeceğini gösterecek.









