• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
14 Temmuz 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Helin Ümit: Yasa Önder Apo başta olmak üzere herkesi kapsamalı

14 Temmuz 2026 Salı - 09:47
Kategori: Güncel, Manşet

Kürdistan Özgürlük Hareketi üyesi Helin Ümit, sürecin başından itibaren atacakları tüm adımları Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne bağladıklarını belirterek, ‘Önderliğimiz olmak üzere oluşacak yasa herkesi kapsamalı. Ve bu süreci de Önder Apo yürütmeli’ dedi

Kürdistan Özgürlük Hareketi üyesi Helin Ümit, Medya Haber  TV’de yayımlanan Özel Program’da değerlendirmelerde bulundu.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a sevgi, saygı ve özlemlerini belirterek konuşmasına başlayan Helin Ümit, Kürt Halk Önderi’nin yaklaşık 50 gündür görüşmelerin olmadığını ve Abdullah Öcalan’ın tecrit sisteminin içerisine alındığını kaydetti. Helin Ümit, “Şimdi sorunuzla bağlantılı olarak heval Fuat olsa bu durumu nasıl değerlendirirdi, nasıl ele alırdı diye kendime sordum. Gerçekten kıyameti kopartırdı. Büyük öfke duyardı. Bu uygulamalar karşısında mümkün olduğunca en etkili eylemlerin, protestoların yapılması gerektiğini ifade ederdi. Şöyle söyleyeyim; Heval Fuat ile yollarımız hep kesişti, birçok zaman aynı alanda çalışma, yürütme fırsatımız oldu. İlk kez onu 95’te tanıdım. O zaman Önderlik sahasındaydı. Önderlik sahasından ülkeye geliyordu. Ardından 2000’li yıllardan sonra heval Fuat ile kalma şansım oldu. Benim için çok önemliydi. Gerçekten heval Fuat’ta gördüğüm şey, özellikle 2000 sonrası açısından bunu ifade etmek istiyorum, uluslararası komplo karşısında hep bir öz eleştirel görüş içerisinde oldu” dedi.

‘Heval Fuat’ı anlatmak’

“Heval Fuat Önderliğin esaretinden her zaman büyük bir utanç duydu” diyen Helin Ümit, “Bu gerçekliği hiçbir zaman kabul etmedi ve bütün hayatını Önder Apo’yu hem anlama hem Önder Apo’nun oluşturduğu hakikatleri açığa çıkarma, baktığı her yerde onu görme, onu arama, onu bulma şeklinde geçirdi diyebilirim. Heval Fuat’ın en temel özelliği aslında Önder Apo ile kurduğu ilişki. Bu soruyu sorduğunuzda ben hemen şöyle düşündüm; gerçekten Heval Fuat’ı anlatmak için Önder Apo’yu anlamak lazım. O yüzden zor bir konu. Biliyorsunuz biz Önderlik gerçekliğimiz karşısında büyük bir anlama çabası içerisindeyiz, yoğunlaşmamız her zaman var, her zaman oldu. Fakat Önderliği anlama, kavrama, ona göre militanlaşma, ona göre özgür insan, özgür kişilik olma konusunda sorunlarımız var. Öz eleştiri konumundayız. Oradan baktığımda da heval Fuat’ı da anlamak, anlatmak, Önder Apo ile ilişkisini anlamak, Önder Apo’nun ona yaklaşımını anlamak, buradan geçtiğini söyleyebilirim” diye belirtti.

‘Heval Fuat yaşamımızın her anında’

Helin Ümit konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Ne kadar biz Önderlik gerçekliğimizi doğru anlarsak, başta Fuat arkadaş olmak üzere, büyük şehidimiz olmak üzere, şehitler gerçekliğimize de o kadar doğru anlam verebiliriz. Çünkü bu şehitler gerçekliğini açığa çıkartan Önder Apo’nun yoldaşlık duruşudur. Önder Apo’nun yoldaşlık duruşu ilk olarak Apo Klan’ın oluşturduğu, grup aşamasını oluşturduğu, bu klan büyüdü, şimdi demokratik ulus aşamasına geldi. Ve şehadet gerçekliği de bunun temel mayası oldu. Onu söyleyebilirim. Yine heval Fuat açısından söyleyebileceğim şey şu, Temmuz ayının başından beri çeşitli programlarda, çeşitli vesilelerle hareketimizin, öncü kadroları, heval Fuat’ı tanıyan arkadaşlar, heval Fuat’a ilişkin programlar yaptılar, anlattılar, anmalar oldu. Bu konuda Temmuz ayının başından itibaren heval Fuat’ı gündemimizde tutan bir yaklaşımımız var. Fakat bu sadece görünenin küçük bir kısmı. Nasıl söyleyeyim, kamuoyuna açık olarak bunlar oluyor ama bir de heval Fuat yaşamımızın her anında.

Diyarbakır zindan direnişi

Evet, ben de o büyük ölüm orucu direnişini gerçekleştiren büyük şehitlerimizi Kemal Pir’i, Hayri Durmuş’u, Akif Yılmaz’ı, Ali Çiçek’i saygıyla anıyorum. Gerçekten yarım asırdır Kürdistan’a bu direniş damgasını vuruyor. 45 yıldır Kürdistan’a damgasını vuran bir direniş geleneğinden bahsediyoruz. O anlamıyla Kürdistan’daki baş aşağı gidişin, soykırımcı sömürgeciliğin teslimiyet dayatmalarının, soykırım dayatmalarının yenilgiye uğratıldığı bir direnişten bahsediyoruz. Ne kadar anlatsak ne kadar anlasak aslında o kadar varlığımızı, kimliğimizi, özgür insan kimliğimizi, özgür Kürt kimliğimizi, özgür Apoculuk kimliğimizi o kadar doğru inşa edebiliriz. 14 Temmuz gerçekliği böyle bir gerçeklik. Bizim şöyle söyleyebilirim, eğer Özgürlük Hareketi 1982’den sonra, 1984’te büyük çıkışını gerçekleştirdiyse 15 Ağustos Atılımı’yla bu arkasındaki böyle bir direniş geleneğine dayanıyor.

1982 zindan direniş geleneği olmasaydı böyle Kürdistan’a 50 yıl boyunca damgasını vuran büyük görkemli gerilla yürüyüşü bu radikallikte olmazdı. Niye böyle diye tartışmak lazım tabii, anlamak lazım. Niye böyledir? Kürdistan’daki koşullar, Kürt varlığı üzerindeki inkâr ve imha konsepti, saldırıları ve buna karşı diyalektik olarak diğer ucunda o kadar büyük olması gerekiyordu. İmha, inkâr, soykırım politikaları o kadar ağır ve yoğundu ki ona karşı direnişin de o gerçekliği karşılayacak yoğunlukta, büyüklükte, görkemlilikte olması gerekiyordu. O anlamıyla o dönemin koşullarını çok iyi anlamak lazım. Şimdi mesela evet şimdi Kürt varlığı kendisini ortaya koydu, herkes Kürt varlığını tanıdı. PKK bunu ispatladı. Kürtler kazandı ama nasıl kazandı? İşte bu büyük direnişler olmasa Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz, Ali Çiçek’in büyük zindan direnişi olmasa, büyük ölüm orucu olmasaydı böyle bir çıkışın olabileceğini düşünmemek lazım.

14 Temmuz direnişçileri teslimiyeti kabul etmedi

Bu büyük çıkışı yapan devrimciler ne demişlerdi? Kürdistan’da kendisine ihanet etmemiş kimse kalmamıştır. Bu objektif olarak, subjektif olarak söylenen bir şey değil. Yaşanan koşullar ona getirmişti ama bu sonucu değiştirmiyor. Bunu durduran büyük eylem 14 Temmuz direnişidir. Bunu böyle anlamak ve gerçekten her vesilede tartışmak, yüceltmek, anlamlandırmak, günümüzde bir yaşam tarzına dönüştürmek lazım. Peki, nasıl yaşam tarzına dönüşür? Diyebilirler, hepimiz zindana mı girelim? Hayır öyle değil. Bir şu, asla özgürlük iradesini düşürmemek. Çünkü zindanda ne dayatıldı? Türklük dayatıldı, Türkleştirme politikası dayatıldı. Kemal Pir’e ne dediler zindanda? Dediler ki Kemal hadi diğerlerini anlıyoruz onlar Kürt’tür, sen Türk’sün. En azından sen Türklüğünü kabul et. Kemal Pir ne dedi? Dedi ki siz Türk’seniz ben değilim. O dayatılan Türklüğü, soykırımcı, Kürt halkını inkâr eden, milliyetçi, başka halklarla yaşamayı reddeden, tekçi Türklüğü reddetti. Dedi ben öyle bir Türk değilim, kabul etmedi.

Kemal Pir’deki şu değil ki, Kemal Pir gerçek bir Türkiye yurtseveri, ülkesine âşık, kendi halkından kaçtığı için değil, kendi halkı adına, Türk toplumu adına orada yapılan işkenceyi, zulmü reddettiği için siz Türk’seniz ben değilim dedi. Bir mesela kimliğimize doğru sahip çıkmak, Kürtlüğümüze sahip çıkmak, Türklüğümüze de doğru sahip çıkmak. Yapay Türklük inşasını reddederek, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra dayatılan yapay Türklük inşası var. Sahte bir resmi tarih üretilerek kandırılan bir toplum var. Ama Türk toplumu bir gerçek. Türkiye toplumu bir gerçek. Onun da bir sosyolojisi var. O da halklaştı. Onun da toplumsal değerleri var. Başkalarını asimile ederek değil, dikkat edin, Önderlik şimdi yüksek sesle, bağıra, bağıra hep diyor ki, bakın Türkler tarih boyunca ittifak yaparak ayakta kaldılar. İttifak yaparak ne demek? Halklarla birlikte yaşayarak, ortak yaşayarak koskoca Osmanlı İmparatorluğu’ndan bahsediyorlar. Osmanlı İmparatorluğu’nda böyle bir inkârcılık yoktu.

50 gündür görüşme yok

Evet, aslında bu soruyu karşı tarafa sormak lazım, niye kaçıyorsun diye daha net olarak sormak lazım. Fakat Türkiye’de böyle bir medya olmadığı için, Türk medyası özel savaşın bir aparatı haline dönüştüğü için, dikkat ederseniz böyle sorular sorulmuyor. Kendilerine ne servis ediliyorsa öyle hareket ediyorlar. Biz de anlamaya çalışıyoruz. Başta da söyledim 50 gündür görüşme yoktur. Oysa ki yapılan açıklamalar devlet cephesinden, iktidar cenahından yapılan açıklamalar nedir? Süreçte herhangi bir problemin olmadığı, sürecin yürüdüğü yönündedir. Bunun bir yanıltma olduğunu söyleyebilirim. Herkes çok iyi bilmeli ki öyle her şey yolunda planlandığı gibi yürüyor gibi bir durum yok. Normalde Mayıs ayından hemen sonra bazı adımlar atılacaktı, görüşmeler olacaktı. Hatta bazı basın mensupları Önderliğin yanına gidecekti. Önderlikle görüşmeler olacaktı. Türkiye kamuoyuna, halka, topluma hitap etme, merak edilen soruları cevaplama fırsatı bulacaktı. Fakat bunların hiçbiri olmadığı, yasa için de benzer bir şey var biliyorsunuz. Yasa tartışması şu anda gündemde. O çerçevede de aslında bir takvim çıkarılmıştı. Fakat bu takvime bağlı kalan bir gerçeklik yoktur.

Gerçekten NATO toplantısı mı beklendi?

Bu niye böyle oluyor? Yorumlar var, bir kısım şöyle değerlendirme yapıyor; AKP iktidarının barış ve demokratik toplum sürecini araçsallaştırarak aslında seçime kadar zaman kazanmak istediğini bu şekliyle de Kürtleri, Kürt toplumunu mücadelesiz bırakarak, biraz da kendi yanında tutarak aslında seçimleri kazanmak istediğine dair yorumlar var. Biz böyle olduğunu düşünmek istemiyoruz. Bu çok geri bir yaklaşım olur. Türkiye’nin 100 yıllık tarihine damgasını vurmuş bir mücadeleyi, bir sorunu böyle araçsallaştırmak, kişisel iktidar için ya da bir parti iktidarı için, bir partinin kendi çıkarları için araçsallaştırmak Türkiye halkına yapılan çok büyük bir haksızlık. Türkiye toplumuna yapılan çok büyük bir haksızlık. Öyle olduğunu düşünmek istemiyoruz. Ben kendim mesela gerçekten böyle midir diye hâlen soruyorum. Bu kadar dar olunabilir mi? NATO toplantısı vardı, o beklendi vs. o da bir olasılık. Gerçekten NATO toplantısı mı beklendi? Ama bunların hiçbiri barış ve demokratik toplum sürecinin önemini karşılayan gerekçeler değildir.

Bir konsensüs sağlanmış

Bu tür bahaneler olsa da, gerekçeler olsa da çünkü tüm bu süreçlerin, örneğin Türkiye’de bir seçim süreci gelişecekse bunun sağlıklı yürümesi için bu sorunun çözülmesi lazım. Bir ittifak alanı açılacaksa da öyle olması lazım. Eğer gerçekten Türkiye’nin Ortadoğu’daki savaş, dünya savaşı kapsamında bir güvenlik problemi varsa da buna öncelikle kendi problemlerini, iç sorunlarını çözerek daha güvenle masalara oturması lazım. Bunların hiçbiri yerinde değil. Biliyorsunuz bu sürecin başlangıcında Devlet Bahçeli çok yoğun konuşuyordu. Gerçekten aslında katılmadığımız birçok şeyi söylese bile Türkiye’de bazı kalıpları kırmak için önemli bir rol de oynadı. Mesela Önderliğin durumunu tartıştırma, mesela statüsünü tartıştırma, umut hakkı gelsinler işte mecliste siyaset yapsınlar gibi aslında Türkiye’de asla gündeme getirilemeyen, hemen böyle terörize edilen şeyleri gündeme taşımış oldu. Fakat dikkat ederseniz o da sessiz. Şimdi bu son iki haftadır grup toplantılarında Devlet Bahçeli de bu konuyu böyle hep teyit geçiyor. Demek ki bir konsensüs sağlanmış. Süreci bu halde bırakma konusunda bir yaklaşımları var. Bunu böyle anlamak lazım. Bu bir planlama. Bununla ne yapmak istiyorlar diye tabii ki biz de anlamaya çalışıyoruz.

Bir parçalamayı dayatmak istiyorlar

Muhtemelen özel savaş merkezleri şöyle tartışıyor olabilir; işte PKK’nin kendi örgütsel varlığını sonlandırdığı, 12. PKK Kongresi’yle silahlı mücadele stratejisine son verdiği bir süreçte, süreci zamana yayarak bizim kendi kendimizi yok etmemizi bekliyor olabilirler. Dağılmamızı, parçalanmamızı, çeşitli farklılıkların içimizden çıkarak ayrışmaların olmasını. Çünkü genellikle egemen akıl, egemen siyaset kendisi gibi biliyor dışındakileri de. Hani derler ki kişi kendinden bilir işi. Bu cenah bizi de öyle kendi zihniyet yapısına göre değerlendiriyor. Fakat biz böyle bir topluluk değiliz şimdiden söyleyeyim. Bir de tabii şöyle bir şey var; yasa tartışmaları bağlamında bir yasa çıkaracaklarını, en son Numan Kurtulmuş şöyle ifade etti ya, bir yasa çıkartırız, gelen gelir gelmeyenle de artık çeşitli şekillerde mücadele ederiz. Bir de böyle bir parçalamayı dayatmak istiyorlar. Ben şunu çok açık söyleyebilirim. Biz bu planlamaları sürecin başında tartıştık.

Her şey niyetle yürümez

Sürecin başında Türk devletinin yaklaşımlarındaki tasfiyeci yönelimi gördük. Buna rağmen biz bu adımları attık. Bunun iyi anlaşılması lazım. Başka hareketler böyle adımlar atamayabilir, yapamayabilirler, parçalanabilirler, dağılabilirler, sosyolojileri kaldırmayabilir. Fakat Önder Apo’nun açığa çıkardığı özgürlük hareketi, özgürlük hareketi gerçekliği böyle bir özgüvene sahiptir. Fakat tabii her şey özgüvenle, niyetle yürümez. Bu sürecin yürümesi için biz birkaç tedbir aldık. Bunlardan bir tanesi neydi? Sürecin başından itibaren atacağımız tüm adımları Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne bağladık. Önder Apo’nun bu süreci yürütmesine, yönlendirmesine, onun sorumluluğunda yürümesi şartına bağladık. Bu devam ediyor. Bu anlamıyla eğer adımlar atılacaksa, gelişmeler olacaksa, karşı taraf bazı beklentiler içerisindeyse, silahsızlandırma sürecinin sürmesini istiyorlarsa bu durumun Önder Apo’nun fiziki olarak özgürleşmesi ve özgür çalışması koşullarına bağlı olduğunu herkes iyi bilmeli. Onun dışında kimse bir şey yaptıramaz. Kimse bize başka adım attıramaz.

Tecridin anlamı nedir?

Dikkat edilirse, 11 Temmuz’un yıl dönümü geride kaldı. Çok yoğun tartışmalar oldu, açıklamalar oldu, hâlen tartışılıyor, eylemler oldu o kapsamda. 11 Temmuz eylemini örgütleyen Önder Apo’ydu. O örgütledi, o organize etti. Onun talimatıyla arkadaşlarımız o riski aldılar. Evet, risk alındı. Eli silahlı bir topluluğun dağlardan başka bir ovaya inmesi, bir tören gerçekleştirmesi basit bir olay mı? Kolay bir olay mı? Bunu yaptıran irade Önder Apo’nun iradesiydi. Bundan sonra da herkesin bunu çok iyi bilmesi lazım. Eğer süreçte gelişmeler olacaksa, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü, özgür yaşar ve çalışır koşullarda olması ve bu süreci yönetmesine bağlı olduğunu herkesin bilmesi lazım. Şimdi demek ki bunu biliyorlar. Mesela karşı taraf bunu biliyor. Bu söylendi kendilerine. Sadece kendilerine de değil, biz bunu dünya kamuoyuna açıkladık. Herkes biliyor. Buna rağmen 50 gündür süren tecridin anlamı nedir? 50 gündür Önder Apo ile görüşme yapılmıyor. Bununla gerçekten ne kadar gayriciddi olunduğu, sürecin aslında yürümesinin istenmediği anlaşılıyor.

Demokratik entegrasyon süreci

Demokratik entegrasyon süreci diyoruz. Demokratik entegrasyon sürecini henüz tartışamıyoruz. Demokratik entegrasyon demek sadece silahlı güçlerin silahsızlandırılması süreci değildir. Onların yasal statüye kavuşması değildir. Demokratik entegrasyon süreci Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecidir. Dikkat edin, biz sürecin aşamalı yürüyeceğini düşündüğümüzden, inandığımızdan bazı şeyleri öne almıyoruz. Fakat eğer Kürtler Türk devletine entegre olacaksa, bütünleşecekse, bunun ancak devletin demokratikleşmesiyle, demokrasiye, demokrasi mücadelesine, örgütlenme haklarına, Kürt varlığı ve kimliğine açık hale gelmesiyle bağlantılı olduğunu herkes bilmeli. Bunu karşı taraf biliyor. Bu tartışmalara girmemek için mevcut anti-demokratik ortamı sürdürmek için, sadece bize yönelik değil, dikkat edin Türkiye’de her gün operasyon oluyor. CHP’ye dönük operasyon oluyor, aydınlara dönük operasyonlar oluyor. Ya Deniz Göktaş diye bir genç çıkmış, biraz espri yapmış, hemen içeriye aldılar. Bu ortam iktidarın işine yaradığı için bunu böyle sürdürmek istiyor. Fakat bu böyle yürüyemez. Bir, bunu söyleyebilirim.

Hukuki çerçevenin oluşturulması gerekir

İki, tabii ki bu süreç açısından bizim öngördüğümüz şey, hukuki ve siyasi çerçevenin açığa çıkmasıydı. Şimdi bu konuda da hareket olarak biz baştan demişiz ki, bu süreç eğer gelişme gösterecekse hukuki ve siyasi çerçevenin doğru oluşturulması gerekir. Şimdi yasa çerçevesi, kök yasa deniliyor, çerçeve yasa deniliyor. Bu çerçevede yürüyen tartışmalarda da şeyi söylemek istiyorum, evet iktidar kanadından ya da süreci yürütenler açısından resmi bir açıklama yapılmış değil. Fakat başta söyledim, Türk medyasına servis edilen bazı bilgiler oldu. 9 maddelik bir yasa çerçevesinin oluştuğu ifade edildi. İşte bunun herkesi kapsamayacağı söylendi. Başta da Önder Apo’yu kapsamayacağı söylendi. Fakat resmi belge değil bunlar, resmi şeyler değil. Peki niye Türk medyası bunları yayınlıyor, kendiliğinden mi yayınlıyor? Bu böyle değil. Türkiye’de bir kuş uçsa iktidar cenahının kontrolünde oluyor. O kadar merkezileşmiş ki devlet yönetimi, onlardan habersiz iktidar medyasında bu tür yazıların, değerlendirmelerin, bilgilerin çıkması mümkün değil. Demek ki bir amaç için bunlar servis ediliyor.

Suç kavramına da karşı çıkıyoruz

Türkiye toplumu, Kürdistan toplumu, dolaylı olarak bizler, böyle bir gündeme, sanki böyle hazırlanmak isteniyormuşuz gibi. Fakat zaman kaybı, öyle söyleyeyim. Zaman kaybıdır. Yine sürecin başında bütüncül hukuk vurgusu, bütüncül yasa vurgusu yapılmıştır. Şöyle olamaz; suça bulaşanlar, bulaşmayanlar. Suç kavramı ne? Zaten biz suç kavramını tümden reddediyoruz. Kürdistan özgürlük mücadelesi, PKK’nin yürüttüğü büyük, görkemli mücadele insanlığın mücadelesiydi, insanlık onurunun mücadelesiydi, tarihte görülmüş en haklı mücadelelerden biriydi. Şu böyle bir yere varılamaz, onu söylemek istiyorum. Diyelim ki ben eyleme gittim, ben suçluyum, ben eylem yaptım, suçluyum. Benim yanımdaki arkadaşım hiç eyleme gitmemiş mesela. Ama bu bir düzenleme meselesi. Onun yerinde ben olabilirdim, benim yerimde o olabilirdi. Bu böyle ayrıştırılamaz. Biz kolektif eylem sahibiyiz, bütün eylemler kolektif eylemdir. Hareketin bütünlüğü böyle ayrıştırılamaz. Öyle suçlu suçsuz ayrımı olamaz. Suç kavramına da dediğim gibi karşı çıkıyoruz. Şiddetle reddediyoruz.

Sürecin ruhuna ters

Bir de tabii ki başından Önderliği dışında bırakma eğilimi ya da yaklaşımı sürecin ruhuna ters. Sürecin başlangıç noktasına ters Devlet Bahçeli’yi hatırlatırım. Devlet Bahçeli bir vaatte bulundu, sözünün arkasında durmalı. Bunu Devlet Bahçeli şahsına söylüyorum da bu bir devlet projesi. Bunu kabul ettiler. Anlaşılsın diye söylüyorum bunu. Sürecin ruhuna terstir. O yüzden başta Önderliğimiz olmak üzere oluşacak yasa herkesi kapsamalı. Ve bu süreci de Önder Apo yürütmeli. Şu anda böyle rölanti durumu vardır. Motor çalışıyor ama hareket yoktur. Motor boşa çalışıyor. Zaman boşa gidiyor. Türk devleti biraz aslında bölgedeki bazı gelişmelerle, Suriye’deki işte bazı demokratik entegrasyon süreciyle, İran’daki ateşkes süreciyle biraz rahatlamış görünüyordu. Fakat şunu söyleyebilirim. Suriye’deki sürecin mimarı Önder Apo’dur. Demokratik entegrasyon sürecinin mimarı Önder Apo’dur. Eğer Önder Apo müdahale etmeseydi oradaki çatışma derinleşirdi. Kimse durduramazdı. Sonucu ne olurdu ona ilişkin bir şey diyemem. Evet bir Gazzeleşme gündemdeydi. Bir ikinci Gazze’yi, bir üçüncü Gazze’yi yaratabilirlerdi.

Sorumluklara sahip çıkma çağrısı

İsrail nasıl ki Filistin’i Gazzeleştirme üzerinden, hatta sadece Filistin’i değil, tüm Ortadoğu’yu Gazzeleştirme taktiğiyle esir aldıysa, Türkiye de böyle bir şeye girişebilirdi. Ben ona bir şey demiyorum. Ama bunu durduran, gerçekten henüz oluşmamış ama barış iklimini Ortadoğu’da yeniden canlandırmaya çalışan Önder Apo’nun öncülüğüdür. Önder Apo bir barış önderliğidir. Barış ve diyalog önderliğidir. İran’daki durum ise sallantıdadır. Şuna gelmek istiyorum. Türkiye kendisini çok rahatta görüyor. Çünkü konjonktüre bağlı olarak adım attığı anlaşılıyor. Üzerinde bir baskı, bir zor hissetmeden bu süreci başa çekmiyor, başa koymuyor. Oysa şöyle söyleyebilirim ateş çemberi küçülmedi, büyüyor. Türkiye’nin etrafındaki ateş çemberi büyüyor. Böyle bir ortamda bu sürecin sağlıklı yürümesi açısından ben herkesi, tarafları, sorumluluk duyan, emek harcayan, bu sürece emek harcayan herkesi sorumluluklarına sahip çıkmaya ve gerçekten ellerini de çabuk tutmaya çağırıyorum.

11 Temmuz açıklaması

Evet, az önce de aslında biraz ifade etmeye çalıştım sürecin geldiği aşamayı. Elbette şöyle değil, o günden bugüne gelindiğinde hayat durmuyor, yaşam durmuyor. Hayat devam ediyor. Değişim, dönüşüm devam ediyor. Böyle hiçbir şey diyalektik olarak, bilimsel olarak kaldığı gibi kalmıyor. Bu anlamıyla 11 Temmuz’da arkadaşlarımızın gerçekleştirdiği, Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun gerçekleştirdiği eylem çok etkili oldu. Türkiye toplumu üzerinde etkili oldu, dünyaya mesajımızı iletti. Çok büyük bir eylemdi. Ben arkadaşlarımızı da bu vesileyle bir kez daha kutluyorum. Böyle anlamlı bir eylemin sahibi oldukları için, Önderliğin talimatıyla gerçekten oldukça disiplinli, hareketimizin ağırlığını, otoritesini ve istemlerini, taleplerini yansıtan bir eylemin içerisine girdikleri için. O eylem gerçekten Türkiye toplumunda, Türkiye aydınlarında, Türkiye’de demokrasi arayışı içerisinde olanlarda çok önemli bir etkide bulundu ve şu sorgulamayı yarattı, oluşturulan bir PKK algısı, kafalarda bir özgürlük hareketi algısı vardı. Bunun böyle olmadığı ve koşulları oluştuğunda, demokratik siyasete geçme hazırlığında olduğumuzu herkese gösterdi.

Bu eylemin doldurulması gerekiyor

Bu anlamıyla etkisi sürdü, hâlen de sürüyor. Dikkat edin, birinci yıl dönümünde 11 Temmuz’a ilişkin çok sayıda açıklama yapıldı, değerlendirmeler yapıldı, çok anlamlı değerlendirmeler yapıldı. Fakat şu anlamıyla da durduğu yerde duruyor arkadaşlarımız, hâlen bekliyorlar. O anlamıyla durmuş. Oysaki süreç daha hızlı ilerleyecekti. Çerçeve yasa ya da kök yasa denilen yasanın daha zamanında çıkarak arkadaşlarımızın demokratik siyaset yapar hale gelmesinin koşulları oluşacaktı. Bu bir model oluşturacaktı. Hukuki ve siyasi koşullar oluştuğu takdirde Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin buna hazır olduğunu ortaya koydu. Bu çok önemli bir mesajdı. Bunun böyle anlaşılması lazım. Bir zamanı bu tabii bir sembolik eylemdi. Az önce de ifade ettim, bu eylemi Önder Apo örgütledi. Önder Apo’nun talimatıyla oldu, gerçekten hem zamanlaması hem biçimi hem açıklaması mükemmeldi diyebilirim. Öyle kusursuz bir eylem gerçekleştirildi. Şimdi şöyle bir durum var, bu eylemin altının doldurulması gerekiyordu. Sembolik bir eylemdi fakat altının doldurulması gerekiyordu. Yoldaşlar ne yapacak? Şimdi bizim yanımızda arkadaşlar. Yoldaşlar toplumun yanında güvenliklerini alıyorlar. Ama bu nereye kadar böyle devam edebilir? Buna da bir cevap bulmak lazım.

Türk devleti önce kendisini değiştirmeli

Herhalde şöyle olamaz, mesela yasa tartışmaları olduğu için söylüyorum. Deniliyor ya yasa çıkacak, gelen gelsin, gelmeyen gelmesin. Bir, bu yasanın nasıl olacağı çok önemli. İkincisi de herhalde hiç kimse bize şunu diyemez, gelin zindana girin diyemez. Gelin kendinizi bile, bile bilmem neye atın diyemez. Böyle bir şey olamaz, bu akıl dışı. Şimdi böyle Türk devletinin bu konuda aklımızla oynamaya çalışmasını anlıyoruz da gerek yok. Biz yıllardır birbirimizle mücadele ediyoruz, birbirimizi tanıyoruz. Toplum tanımayabilir, Türkiye toplumu bizi tanımayabilir. Ama bizimle uğraşan devlet gücü bizi tanıyor. Neyi yapacağımızı, neyi yapmayacağımızı biliyorlar. Türk devleti eğer bizi değiştirmek istiyorsa önce kendisini değiştirmeli. Kendisi değişmeden bizi değiştiremez. Biz öyle yaklaşıyoruz. Mesela biz değişerek karşımızdakini dönüştürmeye çalışıyoruz. Biz de değişeceğiz ki Türkiye toplumunu değiştireceğiz. Eğer Türk devleti de bizde bir değişim bekliyorsa, bir ilerleme, bir gelişme bekliyorsa kendi kafasında, kendi kodlarına göre öncelikle kendilerinde bir değişim olmalı. Değişim olmalı ki değiştirebilsinler.

Özel savaş politikaları

Kesinlikle öyle görmek lazım. Çünkü hiçbir şey kendiliğinden olmuyor. Türkiye bir kontrol devleti. Özellikle de Kürdistan üzerinde kurduğu kontrol çok üst düzeydedir. Biliyorsunuz uzun süre OHAL’le yönetildi zaten Kürdistan. Daha sonra çeşitli şekillerde valilikleri güçlendirerek bunu sağladılar. Güvenlik anlayışını, güvenlik sorununu öne çıkartarak aslında Kürdistan’da hemen, hemen her caddenin başına kontrol kurdular. Her giriş çıkışı MOBESE’lerle gözetler hale geldiler. Kısacası toplamda Kürdistan’da bir devlet hakimiyeti böyle oluşturulmaya çalışıldı. Vardır. Şimdi devletin hakim olduğu bir yerde, eğer uyuşturucu kullanımı bu kadar yaygınsa, uyuşturucu satıcılığı bu kadar yaygınsa, fuhuş, kadınların, genç kızların düşürülmesi bu kadar fazlaysa, bu demek ki devletin bilgisi dahilinde olan bir şeydir. Bu anlamıyla asla bundan şüphe etmemek lazım. Kürdistan herhangi bir yer değil. Kürdistan üzerinde inşa edilmek istenen devlet inşası da, devlet hakimiyeti de normal bir hakimiyet değil. Şimdi tabii bu bir tespit. Biz bunu biliyoruz. Özel savaş merkezleri bunu yapıyor.

Gençlere çağrı

Kürdistan gençliğinin dinamizminin, özgürlük mücadelesinin, kimlik mücadelesinin, varlık mücadelesinin akmaması için gerçekten hastalıklı, gerçekten düşünemez, kendisinin bilincinde olamayan bir duruma getirmek için sistematik olarak bu saldırılar sürdürülüyor. Elbette bunun üzerinden bazı uyuşturucu tekelleri, karteller, çeteler, mafyalar da besleniyor. Böyle bir durum var. Onların da iyi araştırılırsa, eskiden vardı mesela, Türkiye’de cesur gazeteciler vardı. Dosyalar hazırlıyorlardı, araştırmalar yapıyorlardı, deşifre ediyorlardı. Bu mafyalar kimler, kimlerle ilişkileri var, devletle ilişkisi ne, polisle, emniyetle ilişkisi ne? Şimdi böyle bir durum da söz konusu değil. Onun da önüne alınmış durumda. Türkiye’de gazetecilik de ölmüş durumda aslında, öyle söyleyebilirim. Bunlar tespit. Bu tespitleri halkımızın, gençlerin çok iyi bilmesi lazım ve kendilerini koruması lazım. Fakat bu yetmez. Bunun çok doğru anlaşılması lazım. Kürdistan gençliğinin bilinçlendirilmesi lazım.

Bu konuda şeyi de eleştiriyorum, aile gerçekliğini eleştiriyorum. Evet, her aile, her anne baba evladının çocuğunun yaşamasını ister, korumak ister. Fakat gerçekten böyle mi yaşamalarını istiyorlar? Mücadeleye katılmaması için birçok gencin önünü alan ailelere ben soruyorum. Bu yaşam mıdır? Böyle bir yaşamı yaşatmak için mi dünyaya getiriyorlar çocukları? Böyle bir yaşamı reddetmek, kabul etmemek lazım. Fakat aktif olarak da Kürdistan Yurtsever Gençlik Hareketi’nin bilinçlendirme faaliyetlerini çok üst düzeye çıkartması lazım. O da yetmez. Sosyal alan açmak lazım. Gençleri daha fazla sosyal aktivitelere çekmek lazım. Spor etkinlikleri, kültürel etkinlikler. Mesela her genç, her Kürt genci bir kültür merkezine üye olabilmeli. Niye bu önemli? Çünkü bu tür uyuşturucuya meyletme, ağırlıkta sistemin yarattığı bunalımla ilgili bir şey. Boşlukla yüzlü bir şey. Her genç özgürlük arayışını en yoğun yaşayan kesimdir. Gençliğin böyle bir gerçekliği vardır.”

HABER MERKEZİ

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

AHBAP’a bir soruşturma daha: 17 gözaltı

Sonraki Haber

Dayanışma ve kolektif üretim: Meci Emek Evi’nde Feretiko geleneği sürdürülüyor

Sonraki Haber

Dayanışma ve kolektif üretim: Meci Emek Evi'nde Feretiko geleneği sürdürülüyor

SON HABERLER

DEM Parti PM sonuç bildirgesi: Kalıcı barış cesur adımlardan geçer

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

Cezaevi ‘Demokratik Modernite’ dergisini tutsağa vermedi

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

Suça sürüklenen çocuklar düzenlemesi Meclis’te: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası geliyor

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

14 Temmuz yıl dönümünde cezaevi önünde açıklama

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

‘Kuyu tipi’nde 4 ay kalan SGDF’li Özcan: Asıl hedef politik tutsaklar

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

Senatör Lindsey Graham’ın yerine kız kardeşi atandı

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

Gar Katliamı davası: 2015 Türkiye’si açığa çıkarılsın istenmiyor

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır