• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
15 Temmuz 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Veysi Sarısözen

Masa-zindan diyalektiği ve Apocu dil

14 Temmuz 2026 Salı - 23:00
Kategori: Veysi Sarısözen, Yazarlar

İmralı’dan gelen yazıları okuyorum. İtalyan devrimci Gramsci tarzında “Hapishane Notları”na benzeyen yazılar bu yazılar. Özeti şudur; “müzakere sürecinin uzaması karşısında” Kürt kamuoyunda oluşan şüphe, kaygı ve tepkiler anlaşılırdır, ama kökten yanlıştır. Masada devletle müzakere edenlere “bunlar ne yapıyor” diye soracağınıza, biz “masa” dışındakiler “ne yapıyoruz” diye herkes kendine sormalıdır deniyor bu yazılarda. İki yıldır “masada” müzakere sürüyor, “masa” dışında kaç İçişlerine bağlı belediye “komünal belediyeye” dönüştürüldü? Müzakere, “masadakilerin” işi. “Mücadele, alandakilerin” işi. “Masadakilerle” dayanışma yetmez. Komünleri inşa ederek yenilmez bir güç haline gelmek şarttır. Masadakiler “devletle barış ve demokrasi için uzlaşma” kavgası veriyor. Sahadakiler tutarlı olsunlar olmasınlar en geniş güçlerle ittifak için kavga vereceklerdir. Uzlaşma ve mücadele “masadaki mücadeleyi” güçlendirir. Yani “beklemek” olmaz.

Bir de kimi sosyalistlerin “devletle müzakere olmaz” diyerek “masaya” yaptıkları itirazlara yanıt veriliyor. Ne olur? “Devletle sadece savaş olur, sınıfa karşı sınıf savaşı olur” diyenlerin “çocukluk hastalığına” karşı Apocu paradigmalarla tedavi öneriliyor. Onlara dostça “sizin masaya oturmamış olmanız devrimci gücünüzden dolayı değil, devleti masaya oturtacak güçten yoksun oluşunuzdandır” deniyor.

Ben İmralı mahreçli olup devletin süzgecinden ustalıkla geçirilen yazıları böyle günlük ve özgür dilimize tercüme ediyorum. Çünkü İmralı’da bir “masa” var, ama masada sanki “savaştaymışsın” gibi konuşmanın hem şartları yok, hem de “müzakere dili savaş dili” değil. “Masa” olmasaydı, yani devlet Öcalan’la masaya oturmasaydı, şartlar tıpkı Amed zindanındaki gibi “masasız” şartlar olsaydı, İmralı’daki devrimciler Amed’deki özgür devrimcilerin dilleriyle konuşurlardı. Şimdi ise “özgür olmadıkları” için değil, “masada” oldukları için hem “masada oturmanın diliyle” hem de “zindanda” olmanın diliyle konuşuyorlar.

Devletin “denetimini ve sansürünü” işte bu dille aşıyor, Apocu paradigmaları bu dille bizlere ulaştırıyorlar. Ben de alışılmış kelimelerle yazılmayan bu yazıları anlamaya çalışıyorum ve anladığımı da işte burada sizlerle paylaşıyorum. Doğru mu anlıyorum siz karar verin.

Bu dil “biçim” olarak müzakerede “uzlaşma” dilidir, “içerik” olarak ise mücadelede “devrimci” bir dildir. “Biçim” olarak dil “devlete”, devlete egemen sınıfa hitap ediyor; “içerik” olarak dil “halka” hitap ediyor. Ve böyle bir dili kurmak çok zordur. Zindanların tarihi ya teslimiyetçi dillere ya da intihara götüren dillere şahitlik etmiştir. Apocu dil eşine sık rastlanmayan bir dildir. Örnek verecek olursam: Vaktiyle daha sık kullanılan “ortak vatan” kavramı ve bugün de sık kullanılan “demokratik ulus” kavramı, biçimsel olarak “vatanın ve milletin bölünmeyeceği” mesajını devlete veriyor. Halka ise şimdiki “ulus devlete” ve şimdiki “herkes Türk’tür” şovenizmine karşı programatik bir hedefi formüle ediyor. “Türkçü ulus devlet” yerine herkesin, bütün ulusların aynı hukuk içinde birbirine entegre olduğu, yani birlikte yaşadığı “Demokratik cumhuriyet” hedefini, “tek millet” sloganı, yani “asimilasyon ve soykırım” sloganı yerine aşağıdan yukarıya doğru, tüm ulusların, dinlerin, mezheplerin, cinslerin içinde olduğu yeni bir ‘uluslaşma’, yani “demokratik ulusu inşa etme” hedefini gösteriyor.

“Kutsal devlet” ve “kutsal millet” efsanesine karşı “devleti” ve “milleti” nihilistçe kökten inkar etmek yerine, yeni ve “ulus devlet olmayan devletten” ve “tekçi bir millet” yerine “çeşitlilik içinde yeni ve başka millete düşman olamayacak bir yeni milletten” söz ediyor. Hiç kuşkusuz bu “masa ve zindan” diyalektiğinin yarattığı bu “biçimsel olarak uzlaşmacı ve içerik olarak devrimci dil” anlamayı zorlaştırıyor. Kolaylaştırmak ve bu dili “tercüme” etme zorluğunu ortadan kaldırmak isteniyorsa, ”masa” etrafında tam eşitlik sağlamak için mücadele edilmelidir. Türk tarafı nasıl devlet gücüne dayanarak masada elleri kolları serbest oturuyor ve dilindeki zehri istediği gibi masaya döküyorsa, Kürt tarafı da masada özgürce oturmalıdır.

Çünkü bu masa “yenenle yenilenin” oturduğu bir masa değildir. Böyle bir “barış masası” zaten olmaz. “Yenen” “yenileni” bir masaya oturtmaz. Yıllarca onunla “müzakere” yapmaz. Yenen taraf yener yenmez, hemen o gün yenileni karşısına alır, önüne bir “teslim kağıdı” koyar, yenilen o kağıdı imzalar. Biter.

O halde soralım: İki yıldır masa neden konulduğu yerde duruyor? Çünkü masada ne yenen var ne de yenilen. Evet, güçler eşit değil. Devletin gücü ile gerillanın gücü kıyas kabul etmez. Ama bu eşitsizliğe rağmen sonuç “berabere”. Yani savaşın ortaya çıkardığı sonuç tarafların masada “eşit” olduğunu gösteriyor. Devlet sahada 11 kişiyle, gerilla sahada 6 kişiyle 90 dakika değil, 50 yıl boyunca oynamış, taraflar yorulmuş ve maç atılan gollerin sayısından bağımsız berabere bitmiş.

Tuhaflık şurada: Türk takımının “kaptanı” Saray’dan masaya limuzinle geliyor, Kürt takımının “kaptanı” İmralı zindanında masaya oturuyor. Bu eşitsizliğe rağmen masadaki eşitliğin sırrı ne? Türk takım kaptanının arkasında “devletin askeri gücü”, Kürt takım kaptanının arkasında “halkın gerilla gücü” var ve bu güçler savaşta yenişememiş.

Masadaki eşitsizlik, uluslararası komplonun eseri. Komplo savaşta kimin üstün geleceği belli olmayan bir zamanda, Türk devletinin askeri gücüyle değil, emperyalist devletlerin istihbarat gücüyle gerçekleşmiş. Buna rağmen savaş alanındaki eşitlik önlenememiş. Önderi zindanda olan güçle, şefi “özgür” olan güç savaş alanında eşitlenmiş. Masa böylece kurulmuş.

Şimdi savaş alanında elde edilen eşitliğin masada da gerçekleşmesi Öcalan’ın özgür olması demektir. Kürt tarafı “savaş alanında eşitlendik, barış masasına oturduk, masada da eşitlenmek bizim kanımızla canımızla kazandığımız eşitliğe dayanarak en meşru hakkımızdır” demekte. Masada bazı “kurnazlar” var. “Önce dağdakiler insin sonra İmralı’dakine özgürlük olmasa da, özgürlüğü umut etme hakkı verilir” diyorlar. Dağdakiler bu kurnazlığa gittikçe daha fazla öfkeleniyor, “biz bu dağa önce Amed zindanlarındakilerin özgürlüğü için, komplodan sonra da Apo’nun özgürlüğü için çıktık, genelinde Kürt ulusunun özgürlüğü için çıktık, kendi özgürlüğümüz için çıkmadık” diyorlar. “Önderimiz zindanda olacak, biz özgür olacağız, külahımıza anlatın bu masalları” diye ekliyorlar.

Ben masada yalnız bu “kurnazların” değil, elli yıldır savaş alanlarında bizzat yer alan ve barış olmadığı durumda bu savaşın kendini tekrar ederek bir elli yıl daha süreceğini bilen devlet temsilcilerinin olduğunu da sanıyorum. Kurnazlık yapmayan devlet temsilcileri bu yeni durumu biliyor ve Kürt tarafının bu yeni avantaja rağmen barış hedefinde “samimi” olduğunu bu bilgiye dayanarak anlıyor. Ne demişler? “Sırça köşkte oturan aleme taş atmasın.” Atmak isteyenler olduğu gibi atmak istemeyenler de var.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

11 Temmuz

Sonraki Haber

Bir hayalet dolaşıyor!

Sonraki Haber

Bir hayalet dolaşıyor!

SON HABERLER

Ali Temel ölümünün 32’nci yılında anıldı

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

Amed’de kelebekler kanat çırpıyor

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

Çocuktun, çalıştın ama yoksun!

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

Bir hayalet dolaşıyor!

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

Masa-zindan diyalektiği ve Apocu dil

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

11 Temmuz

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

ATK’ye göre işkence olabilir de olmayabilir de!

Yazar: Yeni Yaşam
14 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır