Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından 1848 yılında yazılan Komünist Manifesto’nun açılış cümlesi; “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor komünizm hayaleti ” sözleriyle başlar. Avrupa’da dolaşan “hayalet” önce Rusya’da ardından Çin’de ve daha sonra yerkürenin önemli bir kısmında iktidar oldu. Önce Sovyetler Birliği’nde ve ardından Çin’de modern revizyonist iktidarla birlikte yaşanan geriye dönüşler sonucunda “hayalet” iktidarlarını kaybetti. Elbette sınıflı toplum gerçeği içinde bu iktidar, deneyimleri son derece öğretici derslerle doluydu. Çin’de Başkan Mao önderliğinde başlatılan Büyük Proleter Kültür Devrimi, bu tecrübenin öğrettiği dersin ürünüydü. “Hayalet” iktidardayken, kitlelere yeni bir devrim çağrısında bulundu. Mao, sosyalizmin inşası sırasında sınıf mücadelesinin devam ettiği ve devrimci ruhun canlı tutulması için “kültür devrimlerinin” gerekli olduğunu savundu. Dahası Başkan Mao, sosyalist bir devrim yapılsa bile toplumdaki eski alışkanlıkların, burjuva kültürünün ve kapitalist eğilimlerin hemen yok edilemeyeceğini; “hayalet”in nihai zaferine ulaşabilmek için üst yapıdaki (kültür, eğitim, sanat) dönüşümün sürekli olması ve daha “on binlerce kültür devrimi” yapılması gerektiğini savundu.
Marksizm devrimci teorisi açısından “hayalet”in iktidarda olduğu bir dönemde ileriye sürülen ve bu anlamıyla MLM teoriye önemli bir katkı olduğu tartışmasız olan “devrimi proletarya diktatörlüğü altında sürdürme” teorisi, belli bir süre pratikleştirilmesine rağmen sonuca ulaştırılamadı. Mao’nun “bir değil on binlerce kültür devrimi gerekli” uyarısı dikkate alınmadı. Sosyalizmden geriye dönüşler yaşandı. “Hayalet” iktidarlarını kaybetti. Günümüz koşullarında yerkürede “hayalet”in iktidarda bulunduğu bir coğrafya bulunmamaktadır.
Bu somut gerçeğe rağmen ABD Başkanı Trump’ın konuşmalarında sıklıkla “hayalet”i andığına tanık oluyoruz. Trump, “hayalet”i ABD özgürlüğüne yönelik dünya savaşlarından ve 11 Eylül saldırılarından daha büyük bir tehdit olarak tanımlamakta ve “… komünist bir tehdit yeniden hortlamıştır” diyerek “Bu akım anayasanın ve en önemlisi 4 Temmuz 1776 ruhunun düşmanıdır. Komünizm yaşamın, özgürlüğün ve mutluluk arayışının tam zıddıdır; ölümün, zorbalığın ve kötülüğün peşinden gitmektir. Ya Karl Marx’a sadık olursunuz ya da Amerika’ya. Hem komünist hem de vatansever olamazsınız” ifadelerini kullanmaktadır. (04.07.2026) Dahası Trump, Ankara’daki NATO zirvesinden ayrılırken yine “hayalet”i anmakta ve “Komünizmi pazarlamak kolaydır. Tarihteki en büyük komünist ben olurdum. Lenin ile yan yana olurdum. Herkes kadar iyi olurdum” iddiasında bulunmaktadır. (08.07.2026)
Bu türden açıklamalar, -açıklamaların saçmalığı bir yana- Trump’ın kişisel tavrıyla, akli melekelerinin yetersizliğiyle açıklanamaz. Trump, şu anda ABD’de iktidarda olan emperyalist gericiliğin bir temsilcisidir. Emperyalist burjuvazinin günümüzdeki çıkarlarını savunmaktadır. Bu anlamıyla Trump, bir neden değil sonuçtur. Dolayısıyla bir “deli” değildir. Kendi açısından son derece tutarlı ve mantıklıdır.
Nitekim, başta İsrail’in Filistin’e yönelik soykırım saldırıları olmak üzere günümüzde emperyalistlerin saldırı ve işgal savaşlarında kullanılan yapay zeka şirketi Palantir Technologies ve Pay Pal gibi şirketlerin sahibi olan Alman-Amerikalı milyarder Peter Thiel’de Papa XIV. Leo’nun dolaylı olarak “Çin komünistleri için çalıştığı”nı savunmaktadır. Peter Thiel’in ABD Başkanı Trump başta olmak üzere, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in de en önemli finansal ve siyasi destekçilerinde biri olması, ABD’de iktidarda olan burjuva kliğinin “hayalet” düşmanlığını açıklamaktadır.
K. Marx ve F. Engels’in kendi tarihsel dönemlerinde gerici sınıfların komünizmi bir “hayalet” olarak görmelerini hicvederek yazdıkları satırlar aradan yıllar geçtikten sonra Trump ve hempaları şahsında bir kez daha güncelliğini koruyor. 1840’larda Avrupa’daki mevcut krallıklar, imparatorluklar ve muhafazakâr hükümetler (Papa, Çar, Metternich, Fransız radikalleri) yükselen işçi hareketlerinden ve radikal fikirlerden büyük bir korku duyuyordu. K.Marx ve F.Engels, egemen sınıfların bu korkusunu ve komünizmi gizemli, korkunç bir “hayalet” gibi görmelerini Komünist Manifesto’nun ilk satırlarında alayla karşılamışlardı.
Aradan geçen zaman içinde, -üstelik “hayalet”in herhangi bir coğrafyada iktidar olmamasına rağmen- halen uluslararası gericilik tarafından “hayalet”in bir tehlike olarak sürekli anılması, ABD’nin iç politik gelişmeleriyle ilgili olsa bile, meselenin sadece bununla sınırlı olmadığı açıktır. Emperyalistler yeni bir paylaşım savaşına hazırlanırken, olası halk hareketlerinden, komünist fikirlerden ve kendi iktidarlarını kaybetme tehlikesine karşı ölümcül bir korku duymaya devam etmektedirler. Bu korku karşısında Komünist Manifesto’nun son cümlesini aktarmak yeter: “Varsın hâkim sınıflar bir komünist devrim korkusuyla titresin. Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şey yoktur. Kazanacakları bir dünya vardır.”








