• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
22 Temmuz 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kültür

Kapatılmışların Dünyasından: Ses, zaman, hafıza ve direniş

22 Temmuz 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Kültür, Manşet

Bu kitabı; insanın mutlak tecrit altında anlamsızlık, paranoya ve delilik uçurumunun kenarında gezinirken bile anlam üreterek, düşünerek ve dayanışarak nasıl ‘insan kalabildiğini’ unutmamak için mutlaka okumak gerekir düşüncesindeyim

Özgür Amed

Hapishane, özellikle insan burayı deneyimledikten sonra bilince çıkardığı üzere, insanın salt mekânla değil; zamanla, sesle, sessizlikle ve bizzat kendi bilinciyle girdiği amansız bir savaş alanı. Hapishane dediğimiz şey egemen açısından bir efendi olma, kendini kanıtlama arenasıdır. Bu mekânın varlığı ve devamlılığı, onu yaratan kafanın varlığı anlamına gelir. Burası itaati arzular. İçine aldığı birey tarafından tanınmak ister, tüm kurgu buradan işler. Varlığını kabul ettirmek için öldürmez, zafer için yok etmez ama bireyin ruhunu gasp eder, ölümden beter bir hal ile ona olmadık şeyleri aşılar. Her hapishane aynı zamanda dev bir ekonomi çarkıdır; kişiyi topluma kazandırma, ıslah etme adı altında yoğunca sömürür. Hapishanenin dayattıklarına boyun eğen, onun arzu ve isteklerin evet diyen kişi devlet katında “varlık kazanır.” Çünkü bir yasa koyucu olarak egemen, yaşam üzerinde bir hak sahibi olduğunu bilir. Yarattığı siyasi düzen, kazandığı meşruluk biyo-iktidar politikaları ile süreklilik kazanır. Biyo-iktidar tamamen bedene çalışır. Bedeni kurutur, kemirir, bireyleri yararak geçer, keser ve tekrar şekillendirir. Beden ve zihinlerde indirgenemeyen bölgeler çizer. Bu sistematik pratikler silsilesi, bilincin derinliklerine yerleşerek bireye ihtiyaç, arzu ve beklentiler yerleştirir, bireyin kendisini özgür, özerk, yaratıcı hissetmesini sağlar. Simgesel iktidar ile imgesel özgürlük yaratır. İşte hapishane dediğimiz şey, bu durumun yoğunlaşmış halidir. Tamamen bedensizleştirme, zaman ve mekân üzerinden bedeni delip ruha ulaşma peşindedir. Tüm kuralları bunun etrafında döner. Hapishanelerin istediği şey tam da modern bir efendi-köle durumudur…

Böyle bir durumda ne yapmak lazım?

İtaat edip, teslim olmak mı? Yoksa boyun eğmeyip direnmek mi?

İmralı Sekreteryası’ndan Zeki Bayhan arkadaşın Dipnot Yayınları’ndan çıkan “Kapatılmışların Dünyasından” adlı son kitabı, hem bu soruya net cevap veriyor hem de mücadeleyi demir kapıların ve beton duvarların ötesine geçirerek insan ruhunun en kılcal damarlarından tanıklık ediyor. Kitabı okurken, kapatılmayı hukuki ya da fiziksel bir yaptırımdan öte; duyuların keskinleştiği, zamanın külçeleştiği ve insanın kendi bedeniyle baş başa bırakılarak hiçleştirildiği ontolojik bir yıkım ve direniş düzlemine tanıklık ederek yol alıyoruz.

Bir okuyucu olarak, bana göre kitabın en güçlü ve özgün yanı, hapishane edebiyatında sıkça rastlanan klişe anlatılar ve beyanların ötesine geçerek, “insan”ı tüm zaafları, korkuları, psikolojik dalgalanmalarını sahici çıplaklığıyla mercek altına alması ve bunu bütünlüklü yapmasıdır. Bayhan, içerideki insanın gölgede kalan duygu ve düşünce dünyasına dürüstçe eğiliyor. “Sarsılmaz devrimci” imgesinin ötesine geçip; ufuk daralması yaşayan, travmalarıyla yüzleşemeyip gerçeklikten kopan, narsisizm ile hiçlik arasında bir sarkaç gibi gidip gelerek megalomaniye savrulan, ezikleşen ya da paranoyalar üreten insan tipolojilerini cesaretle analiz ediyor. Bu anlatı ve çözümlemeleri bizler en fazla hapishanelere dair mizahi yazılarda gördük. Burada ise doğrudan eğilme gereği duyulmuş. Politik bağlamı silikleştirmeden, ideolojik bir kalkanın ardına sığınmadan, ağır tecrit altında insanın parçalanışını ve bu parçalanmaya karşı “insan kalma” mücadelesinin ne denli zorlu olduğunu göstermesi de dikkate değer.

Bayhan’ın anlatısında yeni olan; hapishaneyi görme, işitme, hatırlama ve bedeni duyumsama biçimindedir denilebilir. Hapishane, bir yoksunluklar dünyası olduğu kadar akustik bir işkence mekânı. Mimarisinden içerideki yürüyüş düzenine kadar bir özel savaş alanıdır. Kitap, hapishaneyi sesler üzerinden yeniden inşa ediyor. Kendi yankısını boğan ve kapalı alanda zihne kazınan demir kapı sesi, bir kuyu ağzı gibi dünyaya açılan ve tutsakta sürekli bir merak uyandıran mazgal gıcırtısı, bütün mahalleyi ayağa kaldıran sifon uğultusu ve dışarının doğasını hatırlatsa da haftalarca süren sinir bozucu cıvıltısıyla serçelerin sesi. Hatta geceleri odalarda bir sınava dönen horlama sesi. Ancak en sağır edici ses, mutlak tecridin yarattığı uğultulu sessizlikte insanın kendi düşüncelerinin sesi…
Bayhan’ın da ifade ettiği üzere dışsal uyaranlardan yalıtılmışlık, tutsağın duyargalarını köreltirken onu halüsinasyonların ve Bonnet sendromu benzeri algı yanılsamalarının sınırına iter. Mesafe algısının yitimi de bu yeni görme biçiminin parçasıdır. Daracık hücrede her şey insana fazla yakındır; tıpkı bir iğneye mercekle bakmak gibi, küçücük insan kusurları ve ayak sesleri devasa krizlere dönüşür. Tutsak, fiziksel olarak yalıtıldıkça zihni kendi bedenine hapsolur; beden, acıya ve yoksunluğa duyarlı, taşınması gereken en ağır ve biricik yüke dönüşür.

Otuz yıla yaklaşan bir kapatılma deneyimi, Bayhan’ın zamanla kurduğu ilişkiyi bütünüyle dönüştürmüşe benziyor. Bayhan, hapishane yaşamını Beckett’in ‘Godot’yu Beklerken’ oyunundaki eylemsiz, anlamsız ama yine de yaşama tutunan “bekleme” fiiliyle açıklıyor. Hapishanede zaman akmaz; her günün birbirinin aynısı olduğu, kendi kuyruğunu ısıran bir yılan gibi “sonsuz bir şimdi”ye dönüşür. Bu ezici rutinin içinde alışkanlıklar düşüncenin yerini alır, zihin mekanikleşir, odaklanma sorunları ve unutkanlık başlar. Tutsak olan, şimdiki zamanı psikolojik olarak reddeder; anılarla geçmişe, hayallerle geleceğe tutunarak arafta bir yaşam sürer. (Birçok kişinin saçlarının beyazladığını ve yaş aldığını kabul etmemesi bununla ilgilidir.) Eklektikleşen düşünce, yaşamın diyalektiğinden kopar. Bu kadar uzun süreli bir kapatılma, dışarıda akan hayatla bağı koparır; özgürlük algısını duvarların ardına fırlatılmış, ulaşılamaz ama sürekli özlenen soyut bir imgeye dönüştürerek melankoliyi besler.
Bu ve daha birçok tespit, aynı zamanda insan ruhuna dair bizi güçlü psikolojik gerçeklere götürüyor ve kitap boyunca adeta kendimizle baş başa kaldığımız bir alana dönüşüyor.

Kitabı bugün üzerinden düşünmek de çok faydalı olacaktır. Çünkü içeriye ve onun yaşamı tutsaklaştıran, donuklaştıran her detay, tam da güncelle ilgilidir. Özellikle bugünün hız, unutma, duyarsızlaşma ve dijital panoptikonlarla donatılmış akışkan gözetim dünyasında, Bayhan’ın kitabı yakıcı ve güncel bir uyarı. Malum, hapishane; dışarıdaki egemen kapitalist düzenin sterilize edilmiş, yoğunlaştırılmış bir mikro laboratuvarıdır. Dışarıdaki “özgür” okuyucu, sayfaları okudukça kendi yaşamındaki görünmez duvarlarla, itaat mekanizmalarıyla, gettolaştırma ve tecrit biçimleriyle yüzleşecektir. Görünmezleştirilen, “topluma kazandırma” yalanıyla üstü örtülen bu öğütme makinesi, aslında hepimize dışarıdan nasıl yaşamamız ve itaat etmemiz gerektiğini dikte eden bir tehdit aygıtı. Tutsakların yaşadığı hissizleşme, anlamsızlık ve depresyon; özce, modern insanın dışarıda yaşadığı yabancılaşmanın en çıplak halidir.

Bu kitabı; insanın mutlak tecrit altında anlamsızlık, paranoya ve delilik uçurumunun kenarında gezinirken bile anlam üreterek, düşünerek ve dayanışarak nasıl “insan kalabildiğini” unutmamak için mutlaka okumak gerekir düşüncesindeyim.

Bayhan’ın bu değerli ve bir solukta okunabilen çalışması, egemenlerin zihniyetini ifşa etmek için, kapatılan insanın görünmeyen hayatlarına, nefes alma çabasına ve küçük karşılaşmaların devasa anlamına tanıklık etmemizi sağlıyor. Kapatılmışların Dünyasından, altını önemle çizmek gerekirse, bir mağduriyet beyanı ya da öfkeli bir çığlık değil; iradenin, hafızanın ve insan onurunun, hiçliğin dayatıldığı o daracık hücrelerde manevi direnişle, elbette ahlaki ve politik değerleri koruyarak, kendi özgürlüğünü nasıl var edebileceğine dair yazılmış hayati bir tanıklık metnidir. Tüm arkadaşlarımızın bu kapatılmış dünyalardan en kısa zamanda çıkması dileğiyle.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Konjonktürün içinden bakmak

SON HABERLER

Kapatılmışların Dünyasından: Ses, zaman, hafıza ve direniş

Yazar: Yeni Yaşam
22 Temmuz 2026

Konjonktürün içinden bakmak

Yazar: Yeni Yaşam
22 Temmuz 2026

Bir kuşun kanadında milyonlarca yıl saklı

Yazar: Yeni Yaşam
22 Temmuz 2026

Avukat Gülfer Güçlü: Ortadoğu’da hegemonya mücadelesi sürüyor

Yazar: Yeni Yaşam
22 Temmuz 2026

AKP için karar vakti

Yazar: Yeni Yaşam
22 Temmuz 2026

Devlet ‘tamamlandı’ yanılgısına düşmemeli

Yazar: Yeni Yaşam
22 Temmuz 2026

DOA Sistemi kimin için?

Yazar: Yeni Yaşam
22 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır