• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
5 Eylül 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Kürtçe eğitim kırmızı çizgidir

5 Eylül 2026 Cumartesi - 23:00
Kategori: Manşet, Ortadoğu, Söyleşi

Suriye’de gazetecilik yapan Zinar Yıldız, Rojava ve Suriye’deki gelişmelere dair sorularımızı yanıtladı:

  • QSD’de yer alan Efrînli savaşçıların entegrasyonu konusunda da tartışmalar halen devam ediyor. Oluşturulan 4 tugay Derik, Qamişlo, Hesekê ve Kobanê’de konumlanacak ve kendi bölgelerinin savunmasından sorumlu olacaklar
  • Tam olarak mutabık kalınamayan temel iki konu adalet ve eğitim konuları. Bu iki alandaki çelişkiler atamalardan ziyade içeriğe ilişkin yapılan tartışmalarda kilitlenmiş durumda. Tüm eğitim kademeleri 2027-28 eğitim yılında Arapçalaştırılacak
  • Eğitim Bakanlığı 493 sayılı kararı şu soruyu akıllara getiriyor: Acaba geçiş hükümeti dil konusunu bir oldubittiye mi getirmek istiyor. Kürt yetkililerin açıklamalarında Kürtçe eğitim konusunun bir kırmızı çizgi olduğu vurgulanıyor. Karardan sonra hem siyasi aktörler hem de halk nezdinde ciddi tepkiler ortaya çıktı
  •  YPJ konusu yapılan görüşmelerin ardından halen tam bir sonuca bağlanmamış gibi görünüyor. YPJ’nin mevcut savaşçı ve komuta yapısıyla beraber toplam 1500’e yakın gücün İçişleri Bakanlığı’na bağlı Anti-Terör birimleri içerisinde özgün bir yapılanma olarak yer alarak kendi bölgelerinde konumlanması konusunda bir ortak görüşe varılmış ancak halen karar olarak açıklanmadı
  • Kürtler Suriye’de sadece Rojava Kürdistanı’nda değil Şam’da, Hama’da, Humus’ta daha Selahaddin Eyyubi döneminde beridir vardırlar. Ermeniler ve diğer tüm toplumsal kesimler bu toprakların gerçek kültürel değerleridirler. Bu anlamıyla bu halkların ve toplumların kendi coğrafyalarında kendi geleceklerinin belirleneceği bir çalışmada söz hakkına sahip olmaları en doğal haklarıdır

Mehmet Ali Çelebi

AKP-MHP koalisyonu, Suriye’den elini çekmiyor, halkların kendi aralarında kendileri adına kararlar almasını engelliyor. Askeri, ekonomik ve siyasi olarak etkisi altına aldığı Şam’daki Ahmed Şara yönetiminin Kürtçe’nin resmi dil olarak kabullenilmesini, hukuksal alanda, bürokraside, siyasette ve eğitimin her basamağında tüm derslerde Kürtçe’ye statü verilmesini engelliyor. Türkiye, İdlib’de AKP ve Vladimir Putin yönetiminin desteğiyle HTŞ’nin kumanda ettiği, halka açık kadın infazlarının da yapıldığı İdlib modelini 8 Aralık 2024’ten beri Ahmed Şara üzerinden Şam’da uygulatmak istiyor. Suriye’de keskin dönemeçler yaşanıyor, yeni yol haritaları çiziliyor, yeni rotalar belirleniyor. ABD, Suriye’yi 24 Ağustos 2026 günü “teröre destek veren ülkeler” listesinden resmen çıkardı. Aynı gün (24-25 Ağustos) Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ehmed, DSG Genel Komutanı Mazlum Ebdî, YPJ Komutanlık Konseyi üyesi Newroz Ehmed, DSG komutanı/Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Sipan Hemo  Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Ahmed el-Şara, Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani (Zeyd el-Attar), İçişleri Bakanı Enes Hattab ile Şam’da Halk Sarayı’nda görüşmeler yaptılar. Bir dizi karar alındı. Gözler atamayla belirlenen parlamentonun yenilenip yenilenmemesine, Yeni Anayasa sürecine, Kürtçe için yeni Anayasa’da nasıl formül olacağına çevrildi. Suriye ve Rojava’daki gelişmeleri bölgede yaşayan Gazeteci Zinar Yıldız’a sorduk.

  • Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın 16 Ocak 2026’da Kürtlere dair yayınladığı 13 sayılı kararnamede vurgulanan başlıkların gereği yapıldı mı? Suriye ile Rojava arasında imzalanan 29 Ocak 2026 anlaşması sonrası başlayan entegrasyon süreci nasıl işledi? Bu süreci hangi ülkeler nasıl etkilemeye çalıştı? Rojava güçlerinden oluşacak tugay sistemi nasıl formüle edildi?
Gazeteci Zinar Yıldız

16 Ocak 2026 da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından yayınlanan 13 sayılı kararnamede Kürtlerin Suriye toplumunun asli ve temel bir parçası ve ayrılmaz bir unsuru olduğu, Kürtçe’nin Suriye’de ulusal dil olarak kabul edildiği, Kürtlerin kendi dillerinde kültürel/eğitsel faaliyetler yapmasının meşru olduğu ve resmi okullarda Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okutulacağı, vatandaşlık hakkından mahrum bırakılan Kürtlere vatandaşlık haklarının iade edileceği gibi Kürtlerin bir halk olmaktan kaynaklı doğal haklarının devlet nezdinde bir hukuka kavuşturulacağı beyan ediliyordu. Her ne kadar kararname olumlu bir hava yaratarak taraflar arasında çatışmanın önünü alan bir diyalog süreci gelişmiş ve bu diyaloglar içerisinde kararnamenin gerektirdiği pratik adımlar atılmak istenmişse de sahada ortaya çıkan çelişkili yaklaşımlar 29 Ocak Mutabakatı’nın pratikleşmesi ve demokratik bir entegrasyon sürecine geçişi geciktirdi ve aksaklıkların yaşanmasına yol açtı. Özellikle QSD ve Özerk Yönetim tarafından hassas ve özenli bir yaklaşım sergilenerek üzerinde çelişki bulunan maddelerin tekrardan çatışma zeminine dönmeden uzlaşıyla çözülmesi için her türlü girişim ortaya kondu. Karşı tarafta da böylesi yaklaşımlar olmasına rağmen yer yer konuları merkezileşme ekseninde ele alan, yerel haklar ile ulusal hakları öteleyen bir yaklaşım daha fazla öne çıkıyordu. Her ne kadar bu tür çelişkilerde dolayı süreç uzamış olsa da özellikle askeri ve güvenlik konularındaki entegrasyon süreci büyük oranda tamamlandı. QSD’nin tüm komuta kademesi ve savaşçı yapısı 4 tugay şeklinde Suriye ordusuna dahil oldu. Daha önce QSD’de yer alan Efrînli savaşçıların entegrasyonu konusunda da tartışmalar halen devam ediyor. Oluşturulan 4 tugay Derik, Qamişlo, Hesekê ve Kobanê de konumlanacak ve kendi bölgelerinin savunmasından sorumlu olacaklar. Özerk Yönetim içerisinde Asayiş olarak görev yapan güçler ise İçişleri Bakanlığı’na bağlı İç Güvenlik Güçlerine entegre olarak kendi bölgelerindeki görevlerine başladılar. İdari kurumlar ise valilik, kaymakamlık ve müdürlükler düzeyinde gerçekleşen atamalarla entegre olmaya devam ediliyor. Kurumların tamamına Özerk Yönetim’in belirlediği isimler atanarak çalışmalarına başladılar. Şu anda tam olarak mutabık kalınamayan temel iki konu adalet ve eğitim konuları. Bu iki alandaki çelişkiler atamalardan ziyade içeriğe ilişkin yapılan tartışmalarda kilitlenmiş durumda.

  • Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ehmed, DSG Genel Komutanı Mazlûm Ebdî (Mistefa Ebdî) DSG komutanlarından ve Suriye Savunma Bakanı Yardımcısı Sipan Hemo, YPJ Komutanlık Konseyi üyesi Newroz Ehmed, Sozdar Haci, Xalsa Ayed, YPJ Basın Sözcüsü Ruken Cemal’in 24-25 Ağustos 2026 günlerinde Suriye’nin başkenti Şam’da Halk Sarayı’nda Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve İçişleri Bakanı Enes Hattab ile yaptıkları görüşmelerden sonra keskin kararlar açıklandı. Ebdî, Şam’daki basın toplantısında DSG’nin feshedildiğini açıkladı. Fesih kararı ne anlama geliyor?

QSD olarak bilinen Suriye Demokratik Güçleri 11 Ekim 2015 tarihinde YPG ve YPJ’nin çekirdeğini oluşturduğu ve birçok farklı silahlı gücün bir araya gelmesi ile kuruldu. Asıl amacı bölgedeki DAİŞ terörüne karşı kendi bölgelerini savunmak isteyen halkların savunma gücü olarak DAİŞ’e karşı mücadeleydi. Kurulduğu günden itibaren uluslararası arenada da destek buldu ve DAİŞ’e karşı kurulan uluslararası Koalisyon Güçlerinin temel bir bileşeniydi. Gerek BAAS döneminde ve gerekse de sonrasında oluşan geçiş hükümeti sürecinde ayrılıkçı olmakla itham edilseler de hiçbir dönemde QSD ve bünyesindeki güçlerin böylesi bir pratikleri gözlenmedi. Aksine Suriye halklarının ortak bir yönetim içerisinde kendi özgünlüklerini de koruyarak ademi merkeziyetçi anlayışla bir arada yaşamaları gerektiğini savundular. 29 Ocak Mutabakatı’na yol açan 6 Ocak saldırıları sürecinde de QSD sürekli olarak bir diyalog yolu arayarak merkezi yönetim ile sorunlarını ortak bir anlayış çerçevesinde çözmeye çalıştı. Bu anlayış ve Kürt halkının topyekûn direnişi ağır saldırı ortamında 29 Ocak Mutabakatı’nı ortaya çıkardı. Nihayetinde 24-25 Ağustos’ta Şam’da gerçekleşen heyet görüşmeleri ardından QSD’nin misyonunu tamamladığı ve artık yeni bir aşamaya geçildiği yönünde bizzat QSD Genel Komutanı Mazlum Abdi tarafından açıklandı. Yapılan açıklamada da özellikle vurgulanan nokta QSD’nin ortadan kalkmadığı, savaşçı ve komuta yapısıyla beraber kendi bölgelerinde konumlanmak kaydıyla Suriye Ordusu’na dahil olduğudur. Buradan da anlaşılıyor ki, Geçiş Hükümetinin ilk süreçlerde dayattığı savaşçı yapısının bireysel başvurular biçiminde orduya alınması formülü gerçekleşmemiş, aksine QSD muhtevasını koruyarak bir bütün olarak Suriye Ordusu’na dahil olmuştur. Bunun da fesih değil entegrasyon olduğunu belirtmek mümkündür.

  • Anlaşma gereği 27 Ağustos’ta Şam’da kararnameler yayınlandı. Suriye Eğitim Bakanlığı da 493 sayılı kararname yayınladı. 16 Ocak 2026 tarihli 13 sayılı kararnamedeki gibi Kürtçe ulusal dil kabul edildi, ancak farklı detayları söz konusu. Anaokulundan üniversiteye anadil konusunda Kürtçe bağlamında bu kararnameyi açarsak neler söyleyebiliriz?

Eğitim konusu halen üzerinde tartışmaların yürütüldüğü ve tam olarak bir karara bağlanmamış bir konu oluyor. Yapılan görüşmeler sonrasında Eğitim Bakanlığı 493 sayılı kararını açıklamış olsa da bu konuda Özerk Yönetim ve ya QSD yetkilileri tarafından yapılan bir açıklama yok. Bu da şu soruyu akıllara getiriyor: Acaba geçiş hükümeti dil konusunu bir oldubittiye mi getirmek istiyor. Kürt yetkililerin açıklamalarında Kürtçe eğitim konusunun bir kırmızı çizgi olduğu vurgulanıyor. Kararın açıklanmasından sonra da bölgede hem siyasi aktörler hem de halk nezdinde ciddi tepkiler ortaya çıktı. Şu anda Kürt illerinde bu karara karşı yürüyüşler düzenleniyor. Çeşitli kurumlar bu kararın Kürtler için kazanımların ortadan kalkması olarak yorumluyorlar.

Bu anlamıyla karar neye tekabül ediyor? Kararda genel eğitim sisteminde ilkokuldan lise sona kadar Kürtçe dil dersi 3 saat zorunlu ders olarak kabul ediliyor. Bu ders öğrencinin not ortalamasına da etkide bulunacak. Yani temel derslerden biri olacak. İlk başta söylendiği gibi seçmeli ders olmayacak. Bunun yanına faaliyet dersleri olarak tanımlanan Resim, Müzik ve Beden Eğitimi gibi dersler Kürtçe dilinde işlenecek. Bunlar da Kürtlerin yoğun yaşadığı alanlarda geçerli olacak. Diğer dersler ise Arapça müfredatla işlenecek. Daha önce Özerk Yönetim sistemi içerisinde bütün dersleri Kürtçe görmüş olan öğrencilerin Arapça eğitime geçişte zorlanmamaları amacıyla ise 2026-27 eğitim yılında sözel dersler Kürtçe dilinde görülmeye devam edecek, ancak gelecek dönem için Arapça müfredat için hazırlık yapılarak tüm eğitim kademeleri 2027-28 eğitim yılında Arapçalaştırılacak.

Bu karara karşı başta da ciddi bir muhalefet var. Kürtlerin böyle bir kararın uygulanmasına karşı şimdiden ciddi bir eylemsellik içerisinde olduğu görülüyor. Kürtler dil konusunu temel bir mücadele konusu olarak görüp kendi kazanımlarını elde edene kadar da mücadelelerinden vazgeçecek gibi görünmüyor.

  • Rojava Toplumsal Sözleşmesi’nde Kürtçe, Arapça ve Süryanice resmi dil olarak kabul edilmişti. Öğrenci bulabilen diğer toplumların da dillerini anadilde eğitim, sanat, edebiyat çalışmaları yapabileceği hükme bağlanmıştı. Yeni dönemde bu hakların öğrencilerinin durumu ve dilleri ne olacak?

Daha önce Özerk Yönetim okullarında 3 dilli eğitim yapılıyordu. Ancak yeni sistemde Kürtçe ve Arapça dışında bir dil ne ulusal ne de eğitim dili olarak kabul edilmiyor. Bu anlamıyla Süryani ve Ermeni toplumu kendi çocuklarını devlet okullarında kendi dillerinde eğitemeyecekler. Ancak bu her iki toplum için şöylesi bir durum da var. Hristiyan olan her iki toplum da eskiden beri kendi çocuklarının dil eğitimini kilise bünyesinde gerçekleştiriyorlar. Bu BAAS rejimi döneminde de böyleydi. Özerk Yönetim sürecinde Süryanice resmi okullara dahil edilse de Süryanilerin büyük bir kısmı kilise okullarını esas alıyorlardı. Yani şimdiki süreçte de resmi okullarda Süryanice veya Ermenice eğitimler gerçeklemese de kilise okullarında bu halkların çocukları kendi dillerinde eğitim alabilecekler.

  • Şara imzalı 164 Sayılı Kararname kapsamında DSG Genel Komutanı Mazlûm Ebdî’nin Cumhurbaşkanının danışmanı olduğu açıklandı. Nasıl bir görev tanımı söz konusu, görev alanı nereler olacak?

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Mazlum Abdi’nin QSD’nin misyonunu tamamladığını açıklamasının ardından 27 Ağustos tarihinde 164 sayılı kararnameyi yayınlayarak Mazlum Abdi’yi Suriye Cumhurbaşkanlığı nezdinde Danışman olarak atadı. Birçok defalar Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in geçiş süreci yönetiminde yer alması için farklı çevrelerden telkinler geliyordu. Ancak entegrasyon sürecinin doğru ilerleyebilmesi adına bu çok fazla kabul görmemişti. Bu görevlendirmelerin sürecin ilerlemesi ve işlevsellik açısından daha katkı sunucu olacağı düşünülerek kabul edildiği anlaşılmaktadır. Özellikle Suriye’nin yeniden inşası ve anayasanın oluşturulması süreçlerinde temel rol oynayacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Meclis’te yer almak daha aktif bir rol oynamaya olanak sağlayacaktır.

  • Yeni Suriye Parlamentosu toplanmıştı, ancak Şara’nın atama kontenjanı olarak belirlediği 70 sandalyeden birkaçı boş bırakılmıştı. Rojava ile varılan uzlaşmaya göre Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ehmed, parlamentoya girecek. Suriye dışişlerinde bir sorumluluk düzeyi olacak mı?

İlham Ahmed’in Cumhurbaşkanlığı kontenjanından atandığı duyurulmuş olsa da henüz resmi imzalı kararnamede, resmi yayın organlarında yayınlanmamıştır. Ama İlham Ahmed’in parlamenter olarak Suriye Halk Meclisi’nde yer almasına kesin gözüyle bakılıyor. Bu Meclis’teki Kürt varlığını daha görünür kılacak ve daha örgütlü bir hareketin Meclis’te bir araya gelmesine olanak sağlayacaktır. Bazı kulis bilgilerine göre Meclis Başkanı olması ya da Dışişleri Komisyonu’nda yer alarak Dışişleri Bakanlığı ile koordineli çalışması da bekleniyor. Tüm bunları zaman gösterecek.

  • AKP-MHP Koalisyonu, Rojava yönetimine parlamento seçimlerini zaman zaman bombardıman yaparak zaman zaman tehdit savurarak yaptırmamıştı. Esad devrildikten sonra Şara yönetimi 210 sandalyeli Suriye Halk Meclisi için 5 Ekim 2025’te delege usulü seçim yaptırdı. Üçte birine denk gelen 70 sandalyeyi ise kendisi doğrudan atama kararı aldı. Bu parlamentodan Rojava bileşenleri Kürtler, Süryaniler, Ermeniler ne bekliyor?

Yöntem olarak demokratik olmayan ve sınırlı sivil toplum temsiline dayanan bir seçim yöntemiyle bir geçiş dönemi meclisi oluşturuldu. Meclis’in üçte biri ise direkt Cumhurbaşkanlığı kotası adı altında bireysel atamayla belirlendi. Böylesi bir Meclis’in temsil düzeyi muhakkak ki şaibeli olacaktır. Her ne kadar tüm halkların, toplumsal kesimlerin ve inan topluluklarının hassasiyetleri göz önünde bulunduruluyormuş gibi yaklaşılsa da belirlenen kişilerin de içerisinden çıktıkları toplum ve kesimleri ne kadar temsil ettikleri şüphelidir. Bu anlamıyla oluşturulan Meclis’in demokratik temsiliyet düzeyi oldukça zayıf demokratik ölçüleri ise oldukça geridir. Bu Meclis’in yeni Suriye’yi inşa sürecini yürütecek olması ve Anayasa çalışmalarını koordine etmesi yeni oluşacak Suriye’ye de şüpheyle bakılmasına neden olmaktadır. Ancak Suriye’de halen ciddi bir toplumsal mücadele zemin vardır ve değişik biçimlerde birçok toplum ve topluluk kendi hak mücadelelerini siyasal, yasal ve hukuki alanda yürütmektedir. Suriye’nin geleceği açısından en umut vaat eden husus halkların, toplumların ve inan kesimlerinin, en başta da kadınların ve gençlerin mücadelesi olmaktadır.

  • YPJ’nin konumu ve pozisyonu nasıl olacak?

YPJ konusu yapılan görüşmelerin ardından halen tam bir sonuca bağlanmamış gibi görünüyor. Üzerinde mutabık kalınan bazı öneri ve görüşler olsa da nihai karara ulaşılmadığı anlaşılıyor. Yapılan açıklamalara ve yansıyan bilgilere göre YPJ’nin mevcut savaşçı ve komuta yapısıyla beraber toplam 1500’e yakın gücün İçişleri Bakanlığı’na bağlı Anti-Terör birimleri içerisinde özgün bir yapılanma olarak yer alarak kendi bölgelerinde konumlanması konusunda bir ortak görüşe varılmış ancak halen bu bir karar olarak açıklanmadı. Bu şekilde gerçekleşmesi durumunda bunun bir Kadın Devrimi olan Rojava Devrimi’nin en somut ve geleceğe etkide bulunacak bir kazanım olduğunu belirtmek isterim. Karşımızda kadını ganimet olarak gören bir zihni yapının, kadınların kendi ordusunu kendi sistemleri içerisinde özgün bir yapı olarak kabul etmeleri Suriye’nin geleceğinde ciddi bir zihni değişimin yaşanmasının da ön adımları olacaktır.

  • Yeni Suriye Anayasası için nasıl bir yol haritası oluşturulmuş durumda ya da oluşturulacak? Kürtler, Dürziler, Aleviler, Hristiyan halklar Anayasa için nasıl bir çalışma içinde ve kapsamda nelerin olmasını istiyor?

Şu anda tam bir yol haritası bulunmuyor. Daha çok Suriye Halk Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı kurumunun oluşturacağı Meclis komisyonları ile görevlendirilecek olan özel hukuk birimlerinin bir Anayasa çalışmasına başlaması bekleniyor, ancak bu konuda bir takvim belirlenmiş değil. Ancak önümüzdeki yıl içerisinde bu konudaki çalışmaların yoğunlaşacağı tahmin ediliyor. Tabi çok da demokratik olmayan bir yöntemle belirlenen Meclis’ten nasıl bir Anayasa hazırlanacağı da şüpheli. Suriye halkları ve Suriye’de yaşayan tüm toplumsal kesimler Suriye’nin geleceğinin belirleneceği bu Anayasa hazırlık sürecinde söz sahibi olmak istiyorlar. Çünkü bu toprakların en kadim ve gerçek sahipleri onlar. Örneğin Suriye ismi bile aslında Suryan halkından gelir. Kürtler Suriye’de sadece Rojava Kürdistanı’nda değil Şam’da, Hama’da, Humus’ta daha Selahaddin Eyyubi döneminde beridir vardırlar. Ermeniler ve diğer tüm toplumsal kesimler bu toprakların gerçek kültürel değerleridirler. Bu anlamıyla bu halkların ve toplumların kendi coğrafyalarında kendi geleceklerinin belirleneceği bir çalışmada söz hakkına sahip olmaları en doğal haklarıdır.

  • Türkiye hâlâ ambargo uyguluyor ve Rojava’nın sınır kapılarını kapalı tutuyor.  Yeni dönemde sınır kapılarının durumu, güvenliği nasıl olacak?

Özerk Yönetim ve geçiş hükümeti arasında varılan anlaşma uyarınca sınır kapıları ve havayolları merkezi yönetime bağlı olmakla beraber çalışan atamaları ortak olacak. Yine kapı ve havaalanı güvenliklerinin de yine daha önce bölgede Özerk Yönetim bünyesinde görev yapmış güvenlik birimlerince sağlanacağı konusunda ortaklaşma var. Şu anda sınır ve gümrük konusunda ihtisasa dayalı atamaların devam ettiğini biliyoruz. Kısa sürede açılması planlanan sınır kapıları olmakla beraber Qamişlo Havaalanı’nın tamir ve tadilatları devam ediyor. Özellikle Nisêbîn-Qamişlo Sınır Kapısı konusunda ise farklı bilgiler mevcut. Bu konuda bölgesel ticaretin Türkiye’nin eline geçmesini istemeyen güçlerin etkisi olduğu konusunda bazı değerlendirmeler var. Bunun yanına sınır kapılarının açılması konusunu Türkiye’de yürüyen Barış ve Demokratik Toplum süreciyle bağlantılı ele alan yaklaşımlar olsa da henüz bu konuda net ve resmi bir yaklaşım ne Türkiye ne de Suriye tarafından ortaya kondu. Yapılan son resmi açıklamaya göre Nisêbîn-Qamişlo Sınır Kapısı’nın yılbaşından önce açılması planlanmaktadır.

  • Ekonomik değerler, petrol alanlarında kontrol ve gelir dağılımı nasıl öngörülüyor?

Bölgedeki petrol yataklarının işletmesi, kontrolü ve geliri konusunda daha önce varılan anlaşma kısmi de olsa yürürlüğe girdi. Bu konuda ortak bir uygulama içerisinde olduğunu görüyoruz. Karar yetkisi geçiş hükümetinin elinde olsa da varılan anlaşma sonucu bölgede görevlendirilecek kişilerin ortak belirlenmesi, petrol sahalarının güvenliğinin bölgede oluşturulacak özel bir birim tarafından sağlanacağı kararlaştırılmıştı. Bunların yanında işletme konusunda bir Amerikan şirketi ile anlaşan geçiş hükümeti Enerji Bakanlığı, Özerk Yönetim yetkilileri ile gelirin yüzde 8-12 arasındaki bir payını bölgenin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bölgeye aktarılması konusunda anlaştılar. Ekonomik değerler konusunda ise henüz bir buçuk yıllık bir pratiği olan geçiş hükümeti çok da başarılı bir pratik sergilemiyor. Gerek eski para sisteminden yenisine geçişte, tarım ürünlerinin (buğday, arpa, mısır, pamuk vb.) alım ve satımında ciddi bir kriz yaşanıyor. Belirlenen fiyatlar çiftçinin ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde değil. Gerçekleşen satışların karşılığında çiftçilerin paraları zamana yayılarak ve değerinden daha düşük bir şekilde veriliyor ve bu da geçiş hükümetinin ekonomi politikalarının ciddi anlamda sorgulanmasına neden oluyor.

  • Türkiye ile Rojava arasında son dönemde doğrudan görüşmeler oldu mu? Suriye ve Rojava’da doğmayanların çıkması talepleri sık işleniyor. Yine Mazlûm Ebdî ve İlham Ehmed’in Türkiye’ye geleceği yönünde zaman zaman haberler çıkıyor? Yakında bekleniyor mu? HTŞ ve SMO içinde bulunan Suriyeli olmayanların durumu için ne planlanıyor?

Türkiye ve Rojava yetkilileri arasında resmi olarak açıklanmış bir görüşme yok, ancak direk ve endirekt temasların olduğu yer yer basına yansıyor. Bürokratlar ve istihbaratlar düzeyinde gerçekleşen görüşmelerin 29 Ocak Mutabakatı ardından gerçekleşmiş olma olasılığı yüksek. Rojava yetkilileri ve geçiş hükümeti yetkilileri de zaman zaman niyet beyanı şeklinde Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in Türkiye’ye gidebileceğine dönük görüşleri basına yansıyor. Böyle bir ziyaretin olması bekleniyor. Özellikle bazı QSD komutanlarının ‘terör listeleri’nden çıkarılmaları, yine Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in devlet bürokrasisi içerisinde resmi statüde görevlendirilmeleri artık böylesi bir ziyaretin önündeki engellerin de kalktığı anlamına geliyor.

Suriye krizi boyunca birçok radikal İslami ve cihadist güç ve örgüt Suriye’nin farklı alanlarında farklı dış güçlere bağlı olarak krizin derinleşmesine neden oldular. Bunların bir çoğu da Suriye’li savaşçılardan ziyade dışarıdan taşınan güçlerle kendilerini alanlarda var ettiler. Bunların başında cihadist yapılanmalar ile Türkiye’ye bağlı gruplar geliyordu. Özellikle SMO ve HTŞ içerisinde bu yabancı savaşçılar çok fazlaydı. Halen de bu konuda köklü bir çözüm üretilmiş değil. Bir kısmı farklı bahanelerle farklı şekilde tasfiye edilirken bazıları ise ordudan uzaklaştırılarak sivil hayata geçmeye zorlansalar da bunların da ciddi sorunlara neden oldukları görülüyor. Yabancı savaşçı dosyası da Suriye geçiş hükümetinin masasında hassas ve ciddi bir dosya olarak çözülmeyi bekleyen konuların başında gelmektedir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

‘Halkların biricik yoldaşıydı…’

Sonraki Haber

Xarpet’te iş cinayeti: Toprak altında kalan işçi yaşamını yitirdi

Sonraki Haber

Xarpet’te iş cinayeti: Toprak altında kalan işçi yaşamını yitirdi

SON HABERLER

Xarpet’te iş cinayeti: Toprak altında kalan işçi yaşamını yitirdi

Yazar: Yeni Yaşam
5 Eylül 2026

Kürtçe eğitim kırmızı çizgidir

Yazar: Yeni Yaşam
5 Eylül 2026

‘Halkların biricik yoldaşıydı…’

Yazar: Yeni Yaşam
5 Eylül 2026

Süreç karşıtları ve devlet

Yazar: Yeni Yaşam
5 Eylül 2026

İnsanlık suçu

Yazar: Yeni Yaşam
5 Eylül 2026

Hep hikâyede

Yazar: Yeni Yaşam
5 Eylül 2026

Sine’de tanker patladı: Aralarında çocukların olduğu 13 kişi yaşamını yitirdi

Yazar: Yeni Yaşam
5 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır