• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
23 Temmuz 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Barışın da bir doğum zamanı vardır

23 Temmuz 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum

Barış, muğlaklık içinde büyümez. İnsanlar önlerini göremediğinde söylentiler çoğalır, korkular büyür ve eski kutuplaşmalar yeniden kendine yer bulur. Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey yalnızca bir yasa değil; açık, kapsayıcı ve güven veren bir yol haritasıdır

Gülizar İpek

‘En kötü karar, kararsızlıktan daha iyidir.’ Bu söz yalnızca kişisel hayatlarımız için değil, halkların geleceğini belirleyen tarihsel eşikler için de geçerlidir. Çünkü kimi zaman bir toplumun önündeki en büyük tehlike yanlış karar vermek değil, karar vermeyi sürekli ertelemektir. Belirsizlik uzadıkça umut zayıflar; umut zayıfladıkça güven aşınır. Güvenin aşındığı yerde ise en haklı barış çağrıları bile toplumun yüreğinde karşılığını bulmakta zorlanır. Bugün Türkiye ve Kürt halkı tam da böyle bir eşikte duruyor.

Bir yıl önce silahların yakılmasıyla atılan adım yalnızca sembolik bir görüntü değildi. O ateşte, yarım asrı aşan çatışmalı dönemin geride bırakılabileceğine, demokratik siyasetin önünün açılabileceğine dair güçlü bir irade vardı. Bu nedenle o adımın askeri olduğu kadar siyasal ve toplumsal bir anlamı da bulunuyordu. Fakat aradan geçen zamana rağmen toplumun sorusu hâlâ aynı: Şimdi ne olacak?

Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir. Barış, hukukun konuşmaya başlamasıdır. Demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. İnsanların geleceğe korkuyla değil, güvenle bakabilmesidir. Bugün tartışılan yasal düzenleme de bu nedenle önemlidir. Ancak hazırlanacak yasa, yalnızca “bir düzenleme yapıldı” denilsin diye çıkarılan dar bir metin olamaz. Toplumun önüne konulacak metin, yeni dönemin yolunu açmalı; belirsizlikleri azaltmalı ve herkese bundan sonra ne olacağını açıkça göstermelidir.

Barış, muğlaklık içinde büyümez. İnsanlar önlerini göremediğinde söylentiler çoğalır, korkular büyür ve eski kutuplaşmalar yeniden kendine yer bulur. Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey yalnızca bir yasa değil; açık, kapsayıcı ve güven veren bir yol haritasıdır.

Abdullah Öcalan yıllardır demokratik siyasetin çatışmanın alternatifi değil, çözümün kendisi olduğunu söylüyor. Demokratik toplum perspektifi, silahlı dönemin sona ermesini yalnızca taktik bir değişiklik olarak değil, toplumun yeniden siyaset yapabilmesinin başlangıcı olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın gereği de demokratik siyasetin hukukla güvence altına alınmasıdır.

Tam da bu nedenle hazırlanacak yasa yalnızca bazı hukuki boşlukları kapatmakla yetinmemelidir. Dağdaki gerillaların toplumsal yaşama ve demokratik siyasete katılımını güvence altına almalı; dönüşün nasıl olacağını açık biçimde tarif etmeli; kimsenin geleceğini belirsizliğe bırakmamalıdır. Aksi hâlde “barış” kelimesi eksik kalır. Çünkü bir taraf bütün riskleri üstlenirken diğer taraf bekliyorsa, orada karşılıklı güven kurulamaz. Barış tek taraflı yürüyen bir yol değildir. Barış, aynı zamanda iki yakayı birbirine bağlayan bir köprüdür.

Hiçbir köprü tek taraftan tamamlanamaz. Bir yakada taşlar üst üste dizilirken diğer yaka beklemeyi tercih ederse, o köprü yarım kalır. Bir tarafın attığı her adım, diğer tarafın atacağı adımla anlam kazanır. Karşılıklılık bir lütuf değil, kalıcı barışın en temel şartıdır. Bugün ihtiyaç duyulan da tam olarak budur: Aynı köprüyü iki yakadan birlikte örme cesareti. Kadınların yaşam deneyimi burada bize çok güçlü bir hakikati hatırlatıyor: Barış da bir doğuma benzer. Bir kadın dokuz ay on gün boyunca bedeninde yeni bir yaşamı büyütür. Bu süre sabır ister, emek ister. Fakat hiçbir doğum sonsuza kadar ertelenemez. Zamanı geldiği hâlde gerçekleşmeyen bir doğum, hem anne hem de bebeği zehirler ve büyük bir tehlike oluşturur. Barış da böyledir. Geciken her adım umudu biraz daha yorar; bekletilen her toplum biraz daha tükenir.

Üstelik mesele yalnızca doğumun gerçekleşmesi de değildir. Dünyaya gelen çocuğun yaşaması, büyümesi ve geleceğe hazırlanması gerekir. Bunun için sahiplenilmesi gerekir. Barış da yalnızca ilan edilerek yaşayamaz. Onu korumak, büyütmek ve topluma mal etmek gerekir. Bugün belki de en temel soru tam olarak budur: Doğum gerçekleştiyse, bu çocuğu kim büyütecek?

Yakın tarihe baktığımızda, dünyanın hangi coğrafyasında kalıcı bir barış kurulmuşsa orada yalnızca silahların susmadığını görürüz. Taraflar birbirini muhatap almış, hukuki güvenceler oluşturmuş ve topluma yeni bir yaşamın mümkün olduğuna dair güven vermiştir. Güney Afrika’da Nelson Mandela yıllarca cezaevinde tutuldu. Fakat devlet, onun temsil ettiği toplumsal iradeyi yok sayarak ülkenin temel sorununu çözemedi. Müzakere ancak Mandela’nın doğrudan muhatap alınmasıyla ilerleyebildi. Kuzey İrlanda’da da insanlar yalnızca çatışmanın sona ereceğine dair sözler duymadı; siyasal temsilin, mahkûmların durumunun ve toplumsal katılımın nasıl düzenleneceğini gördü. Kolombiya’da silahların bırakılması, siyasal yaşama katılımın güvenceleriyle birlikte ele alındı. Bu deneyimlerin hiçbiri kusursuz değildi. Fakat hepsinin öğrettiği temel bir gerçek vardı: İnsanlar yalnızca söze değil, atılan adıma inanır.

Türkiye’nin önündeki sorumluluk da budur. Hazırlanacak düzenleme yalnızca teknik bir hukuk metni olmamalı; birlikte yaşama iradesinin güvencesine dönüşmelidir. Demokratik siyasetin önü açılmadan, toplumsal yaşama katılım güvence altına alınmadan, hak ve özgürlükler güçlendirilmeden barış toplumsallaşamaz. Çünkü barış yalnızca çatışan tarafların meselesi değildir. Barış; annenin çocuğunun geleceğine kaygıyla değil umutla bakabilmesidir. Gencin düşüncesini korkmadan söyleyebilmesidir. Dilin, kültürün, kimliğin ve emeğin baskı altında olmadan yaşayabilmesidir. Bu noktada Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolü de yalnızca bir kişinin konumu üzerinden değerlendirilemez. Mesele, Kürt halkının onu siyasal iradesinin ve barış arayışının temel muhatabı olarak görmesidir. Kürt sorununun çözümünden söz edilen bir süreçte, Kürt halkının önder kabul ettiği ve sürecin yönünü belirleyen çağrıyı yapan bir aktörle görüşme kanallarının uzun süre kapalı tutulması ciddi bir çelişkidir.

Dünyadaki hiçbir ciddi müzakere, temel muhataplardan biri devre dışı bırakılarak yürütülemedi. İletişimin kesildiği her dönem belirsizlik büyür; belirsizlik büyüdükçe güven azalır. Bu nedenle Abdullah Öcalan’la görüşmelerin düzenli, kesintisiz ve güven veren bir zeminde sürdürülmesi yalnızca Kürt halkının beklentisi değil, sürecin sağlıklı ilerlemesinin de zorunlu koşuludur. Barışın gerçekleşmesi isteniyorsa, bu sürecin kurucu iradesi yok sayılmamalıdır. Abdullah Öcalan’ın demokratik toplum paradigmasında barış, yalnızca çatışmasızlık değildir. Halkların birbirini inkâr etmeden, farklılıklarını tehdit olarak görmeden ve demokratik siyaset içinde ortak yaşam kurabilmesidir. Bu nedenle çıkacak yasa güvenlikçi bir anlayışla sınırlandırılamaz. Demokratik katılımı, hukuki güvenceyi ve eşit yaşamı güçlendirmelidir. Bugün toplumun beklediği şey yeni tartışmalar değil, somut güvencelerdir. Yeni belirsizlikler değil, neyin ne zaman ve nasıl yapılacağını gösteren açık adımlardır. Umut yalnızca söylenen sözlerle büyümez; atılan adımlarla büyür.

Bu coğrafya çok uzun zamandır savaşların, kayıpların ve yarım kalan hayatların yükünü taşıyor. Şimdi ortak bir gelecek ihtimali konuşuluyorsa, bu ihtimali belirsizliğin içinde tüketmemek gerekir. Böylesi tarihsel eşiklerde en büyük tehlike yanlış karar vermek değil, karar vermeyi sürekli ertelemektir. Çünkü ertelenen her gün yalnızca takvimden eksilmez; toplumun umudundan ve birbirine duyduğu güvenden de eksilir. Bugün ihtiyaç duyulan şey cesur bir siyasal irade, kapsayıcı bir hukuk ve iki tarafın da sorumluluk üstlendiği somut bir yol haritasıdır. Barışın güvencesi yalnızca imzalanacak metinlerde değil, toplumun o metinlere duyacağı güvende saklıdır.

Yazının başında barışı bir doğuma benzetmiştim. Şimdi o benzetmeyi tamamlamak gerekiyor. Bir çocuk dünyaya geldiğinde artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Onu yalnızca doğurmak yetmez; yaşatmak, korumak ve büyütmek gerekir. Bu sorumluluk bir kişinin ya da bir tarafın omuzlarına bırakılamaz. Barış da böyledir. Onu yalnızca bir taraf taşıyamaz, yalnızca bir taraf koruyamaz, yalnızca bir taraf büyütemez. Eğer gerçekten yeni bir dönemin eşiğindeysek, bu barışı birlikte büyütmenin zamanı gelmiştir. Çünkü kararsızlık yalnızca zamanı değil, toplumların umudunu da tüketir. Bu coğrafyanın artık yeni belirsizliklere değil güven veren adımlara; yeni çatışmalara değil demokratik siyasete; korkuya değil ortak yaşamı büyütecek cesarete ihtiyacı vardır. Gerçek barış, toplumun “Artık gelecekten korkmuyoruz” diyebildiği gün başlar.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Temelli: Çerçeve yasada Öcalan’ın statüsüne ilişkin düzenleme olacak

Sonraki Haber

Basın özgürlüğü için mücadele

Sonraki Haber

Basın özgürlüğü için mücadele

SON HABERLER

Alevi hakikat mücadelesi ve ‘Gösteri Toplumu’na karşı direniş (2)

Yazar: Yeni Yaşam
23 Temmuz 2026

Kolektif halk ekonomisi

Yazar: Yeni Yaşam
23 Temmuz 2026

Bir kuşağın kayıp hikâyesi

Yazar: Yeni Yaşam
23 Temmuz 2026

Demokratik siyasette yeni bir bakışın somut anlamı

Yazar: Yeni Yaşam
23 Temmuz 2026

Basın özgürlüğü için mücadele

Yazar: Yeni Yaşam
23 Temmuz 2026

Barışın da bir doğum zamanı vardır

Yazar: Yeni Yaşam
23 Temmuz 2026

Temelli: Çerçeve yasada Öcalan’ın statüsüne ilişkin düzenleme olacak

Yazar: Yeni Yaşam
22 Temmuz 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır