Alevi inancında ritüellerin en önemli özelliği ” Hak için olsun seyir için olmasın” ilkesidir. Bu ilkenin amacı bireysel egoların yok edilmesi, yapılan erkanlarda toplumsallığın esas alınması ve demokratik özelliğinin ifadesidir.
Alevi inancındaki her kavram, kuram ve ritüel binlerce yıllık ahlaki politik toplumun özelliklerini taşır. Hiçbir birey toplumsallığın önüne geçmez. Bu çerçevede bakıldığında Alevi toplumu ahlaki -politik ölçülerini esas alır. Her ritüel tarihsel, siyasal kültürel deneyimleri ile olgunlaşmış form kazanmıştır. Özellikle son yıllarda Muharrem ayında ve aşure erkanlarında “karşıt Aleviliği” ya da “saptırılmış Aleviliği” net olarak görmekteyiz.
Alevi toplumunun varlığı ,birliği, dirliği aynı zamanda özgürlük diyalektiği ile orantılıdır. Bir toplumun bir halkın tarihsel hafızasını, kimliğini, kültürünü, dilini hakikatine uygun olarak özgürce yaşayabilmesinin şartı her türlü iktidarcı devletçi anlayıştan uzak olmasıyla orantılıdır.
Kendi tarihsel hafızasını esas almadan, bir toplumun özgürlük bilinci kazanması hiç de mümkün değildir. En önemli düstur olan “kendini bilmek” bir toplumun aynı zamanda özgürleşmesinin ifadesidir. Kendini bilmeyenlerin elinde bu inancı yolsuza, arsıza, hırsıza düşürerek Alevi toplumu varlık bilinci kazanamaz. Özgürleşmek isteyen, tarihsel hakikatini yaşamak isteyen bir toplumun “nahak” anlayışa benzeyerek yol alması onu özgürleştirmez.
Özellikle cumhuriyet modernitesi döneminde sürekli katliam yaşayan Alevi toplumu kendini özgür bir şekilde ifade edememiştir. Sürekli travma yaşayan bir toplumun kendi varlığını tarihsel hakikatine uygun olarak inşa etmesinin zorlukları vardır. Böyle bir sosyo-psikolojik ortam içerisinde sürekli savunma halini almış Alevi toplumu “mağduriyet” üzerinden bir savunma hattı oluşturmuş.
Gelinen aşamada sürekli savunma haline geçmek, mağduriyet üzerinde kendini var etmek, sistem içi çözüm arayışlarına girmek, mülki amirlerle, bürokratlarla beraber “protokol cemleri” organize etmek ritüeli seyir haline getirmektir. Aleviliği yasal olarak kabul etmeyenlerle beraber binlerce kişiyle birlikte aşure lokmalarını pay etmek Aleviler eliyle “Saptırılmış Aleviliği” inşa etmektir.
İnsanlık tarihine baktığımızda esas çatışma “devletli uygarlık” ile “kominal değerler” arasındaki çelişki ve çatışmadır. An itibariyle de söz konusu Aleviler olunca kominal Alevilik ile devletçi Aleviliğin çelişkisi ve çatışması orta yerde durmaktadır. Alevi toplumunun bundan sonraki mücadele alanı bu çizgi olacaktır.
Alevi erkanlarında, özellikle Cem erkanında, bulunan bütün canların kolektif sorunları tartışılır, tartışmada sınırsız özgürlük uygulamada birliktelik ilkesi esas alınır, kadın erkek sorulmaz bu muhabbetin dilinde. Cümle can bu meydanın öznesidir. Toplumla ilgili karar süreçlerine katılır kararların hayata geçirilmesi konusunda meydanda ikrar verir. Bu meydanda başkasının adına kimse söz kurmaz, imtiyaz olmaz, gösteri olmaz. Burada söylenen kelam, dile getirilen düşünce doğrudan yaşam alanı bulur.
Ayrım yapmaksızın bütün Alevi erkanları (ritüeller) toplumun kendisi hakkında düşünce ürettiği ve eyleme geçtiği bir hakikatin tarihsel ifadesidir. Eğer Cem erkanı, semah, aşure, Muharrem, Xizir, Sersal, Hewtemal, Newroz vs. Aleviler için aynı zamanda politika üreten, tarihsel perspektifleri barındıran günler olarak düşünülmezse gösteri toplumuna dönüşür. Alevi toplumunun erkanları, bayramları, kutsal günleri, ziyaretleri, kutsal dağları, akarsuları; dili, sazı, sözü, inancı ocak sistemi, piri, toplumsal hafızası, kültürel değerleri bu toplumun kominalitesinin ve toplumsal hafızasının ifadesidir. Bu değerler olmadan rıza toplumu inşa edilemez. O halde bu değerlerle oynamak, tarihsel hakikatinden uzaklaştırmak, “seyir için” veya “tüketilen Alevilik’’ haline getirmek bu toplumun komünal değerlerini ve kültürel direniş damarını yok etmektir.
Gelecek ve gelenek arasında bir diyalektiksel ilişki mevcuttur. Gelenek aynı zamanda tarihtir, hafızadır, toplumsal formdur. Alevi toplumu geleneğini esas alarak kendini korumuş, yöntemler belirlenmiş, seçimlerde bulunmuş, söz kurmuş, edebiyatını, sanatını, kültürünü varoluşunu inşa etmiştir. Bu toplum Ebu’l Vefa-i Kurdi, Mansur, Nesimi, Baba İshak, Hacı Bektaş-i Veli, Pir Sultan, Alişer, Sey Rıza, Kadıncık Ana, Zarife, Ana Naciye, Ana Fatma geleneği üzerinden kendini bugüne taşımıştır. Bu gelenekler ve şahsiyetler üzerinden rıza toplumu inşa edilmiş, Alevi komünitesi bugüne kadar gelmiştir. Bugün bu gelenekle olumsuz bir ilişki geliştirildiğinde geleneğin hakikati yok edildiğinde, bu gelenek seyir haline getirildiğinde, resmi ideoloji içerisine hapsedildiğinde, saptırıldığında aynı zamanda bu toplumun geleceği de yok edilir. “Seyir için” erkanlara katılmak esasında bu hakikati asimile etmek ve Alevi toplumunu kontrol ve denetim altına almaktır.
Hakikat ve özgürlük arayışı Alevi toplumunun giydiği bir formdur. Bu form yok edilmeye çalışılıyor. Daha derinlikli, uzun erimli, taksitle öldürmeye çalışılan bir Alevilik söz konusudur. Alevi bedenindeki direngenlik, ruh, kominal zihniyet yok edildiğinde orta yerde adeta çıplak bir Alevilik kalacaktır. Tarihsel değerlerinden uzaklaştırılmış, seyir haline getirilmiş bir Alevilik ve bu inancı yaşamaya mecbur bırakılan bir toplum mevcut haliyle demokratik mücadelenin öznesi olabilir mi?








