Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’a yönelik olarak iki ay sürdürülen tecrit, nihayet kırıldı. DEM Parti heyeti Sayın Öcalan ile beş saat süren bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmeyle Sayın Öcalan her zamanki pozitif ve çözümleyici yaklaşımıyla sürecin önünü açtı.
Görüşmeden sonra yapılan açıklamada, “Kürt- Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz,” diyen Sayın Öcalan, “karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulması” gerektiğini belirtmiştir.
Kürt Halk Önderi, “yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgür bir şekilde birlikte yaşamak mümkündür” diyerek ne yapılmasını gerektiğini, en özlü haliyle ortaya koymuştur.
Sayın Öcalan’ın mesajlarıyla kamuoyunun yakından bildiği gelişmeler yaşandı, yetkililer çerçeve yasanın en kısa sürede Meclis’e geleceğini belirttiler.
Böylece süreci var edenin de ilerletenin de sayın Öcalan’ın sonuç almaya odaklı kararlılığı ve yaratıcılığı olduğu bir kez daha tescil edilmiştir. Bununla birlikte Kürt halkının ve Hareketi’nin Önderliğine bağlılığı, inancı ve fedakarlığı da bu sürecin geri dönüşü olmayan bu noktaya gelmesinde etkili olmuştur. Üstelik çözümden kaçan devleti, çözüm için adım atmaya zorlayan da Sayın Öcalan olmuştur. Bunların yanında Sayın Öcalan’ın dünyanın en etkili ve en güçlü silahlı devrimci örgütü olan PKK’nin kongre yaparak tarihi kararlar almasını sağladığını da unutmayalım.
O nedenle sürece dair yaratılan sonuçlar, Sayın Öcalan’ın emeğiyle ortaya çıkmaktadır. Buna rağmen devlet, Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü engellemeye devam etmektedir. Belirtilen şekilde Kürt tarafı barış için yapabileceği birçok şeyi yaparken sürecin diğer tarafı olan devlet ise kısa sürede bitirilecek olan bir yasal düzenlemeyi, altı aydır yapmamaktadır.
Çünkü devlet, yok diyerek inkâr ettiği Kürt halkının özgürlük mücadelesini, terör olarak tanımlamakta ve “Terörsüz Türkiye” yaratmak adına kendi istediği inkârcı barış koşullarını kabul ettirmek istemektedir. Demokratikleşmeden, barış yapmadan, müzakere kurallarına uygun davranmadan, Osmanlı’dan beri sürdürülen hileli yöntemlerle istediği sonucu elde etmeye çalışmaktadır. Yani dört parça Kürdistan’da, 50 yıldır örgütlü olarak devam eden son ve en büyük Kürt isyanını bastırabileceğini hesaplamaktadır.
Halbuki demokratikleşme olmadan, PKK ile ilgili bütün davalar iptal edilseler, gerillanın ve yurtdışında bulunanların hepsi ülkeye dönseler, cezaevlerinde tutsakların hepsi serbest kalsalar bile sorun çözülmüş olmayacaktır. Çünkü bu insanlar aynı amaçlar uğruna, aynı politik faaliyetleri sürdüreceklerdir. Böyle bir uygulama 1980 faşist darbesinde sonra 141. 142. Maddeler kaldırılarak yapılmıştı. Söz konusu maddeler kaldırılmış, ama onun yerine daha çok özgürlük karşıtı yasal düzenlemeler yapılarak demokratikleşme engellenmişti.
Dolayısıyla barışa ve demokrasiye bu mantıkla yaklaşım sorunları çözmediği gibi birçok sorun yaratmıştır. Böyle olduğu için devlet, önce “tescil tespit” diye bir şey çıkartılmış, bu olmayınca bu defa, barışın mimarı Sayın Öcalan’la ilgili bir düzenleme yapmamaktan, PKK yöneticilerine ayrı, sözde suç işlediğini iddia ettikleri gerillaya ayrı hukuk uygulamaktan tutalım daha birçok konuda sorun yaratmaya çalışmaktadır.
Devletin bu şekilde demokratik çözümden kaçınmasının nedenleri bulunmaktadır. Çünkü demokrasi bir bütündür, “biraz demokrasi, biraz faşizm” olmuyor. İfade özgürlüğü yönünde demokratik bir tutum belirlendiğinde, inanç özgürlüğü de örgütlenme özgürlüğü de sağlanmak zorundadır. Bu durumda devlet, demokratikleşme amacıyla herhangi bir düzenleme yaptığında bir diğer demokratik talebin dayatacağını düşünmektedir. Hatta inisiyatifi elde kaçırılacağını de hesaplamıştır. Devlet böyle bir durumda doğabilecek sonuçlardan korkmaktadır.
Ayrıca Türk devleti, ısrarla yayılmacı ve despotik politikalar izlemektedir. Öyle ki mevcut devlet, geleceğini bu yayılmacı ve despotik politikalara bağlamış bulunmaktadır. Böyle olduğu için devlet demokratikleşememektedir. Bu da sürecin ilerlemesinin önündeki en önemli engel olmaktadır.
Devletin bu engelleyici özelliğine ve çabalarına rağmen Sayın Öcalan, bir kez daha sürecin başarılı olmasını sağlayacak tarihi bir rol oynamıştır. Bu noktada demokratik toplumun önüne çıkan önemli bir görev bulunmaktadır. Öncelikle barıştan ve demokrasiden yana olan bütün toplumsal çevreler ve kurumlar, yaptıklarının çok daha fazlasını yaparak barış için, sonuç alıcı, kararlı ve aktif bir kitlesel mücadele süreci başlatabilirler. Esasında sürecin halklar açısında başarılı olması halkların kendi eseri olacaktır. Dün çatışmalı ortamda yapılamayacak olan birçok kitlesel basınç oluşturucu çaba bugün yapılabilir. Kürt halkı DEM Parti ve çeşitli kurumları aracılığıyla sürecin başarılı olması için, bütün olanaksız koşullara ve ciddi engellere rağmen, yoğun bir çalışma sürdürmektedir. Devleti çözümden yana davranmaya zorlayacak ve umudu yeşertecek olan bu mücadele olacaktır.









