• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
2 Ağustos 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Veysi Sarısözen

Eğer iktidar süreci tıkarsa bunun müeyyidesi ne olabilir?

2 Ağustos 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Veysi Sarısözen, Yazarlar

Ben şahsen son İmralı görüşmesinde Çerçeve Yasa tasarısı üstünde bir müzakere olduğunu ve bunun üzerinde devlet temsilcileriyle Öcalan arasında mutabakata varıldığını sanıyordum. Böyle değilmiş. Üzerinde tartışılan bir yasa tasarısı yokmuş.

Tasarının yokluğu ortada bir kriz olduğunu gösteriyor. Bu yazının amacı krizin nasıl aşılacağını aklımın yettiği kadar göstermektir. Eğer hazırda bu krizi aşmanın benim yazımda anlatacağımdan farklı bir cevap varsa, elbette bu cevabı destekleyen yazılar yazmaya devam edeceğim.

O halde krizi aşmakla ilgili kişisel görüşümü aşağıdaki yazıda görebilirsiniz.

Yakın tarihte ateşkesler ve müzakereler defalarca yapıldı. Hepsi de Öcalan’ın inisiyatifiyle gerçekleşti. Bu ateşkeslerin ve müzakerelerin devlet ve iktidar tarafından ihlal edilmesi, ateşkeslerden istifade ile savaş hazırlığı yapılması, kalekolların inşa edilmesi durumunda bunun “müeyyidesi” savaş hazırlığına savaş hazırlığı ile cevap vermekti.

Ancak şimdi “barış ve demokratik toplum sürecini” oyalamanın ve olağanüstü silahlanmayla savaşa hazırlanmanın “müeyyidesi” aynı şekilde gerillanın savaşa hazırlanmasıyla verilemez. PKK bir taktik gereği silahlı mücadeleye son vermedi, kendi politik-savaş örgütünü feshederek, Bakur’dan ve sınır boylarından çekilerek silahlı mücadeleye stratejik olarak son verdi.

Diğer ateşkeslerde ve müzakere süreçlerinde olduğu gibi önce oyalama sonra savaşa hazırlık, ardından savaş ihtimali belirdiği durumda, bunlara karşı Kürt özgürlük hareketinin “müeyyidesi” aynıyla cevap vermek olmayacağına göre bir başka “müeyyide” ne olabilir? “Oyalar ve savaşa hazırlık yaparsanız biz de silahlanır ve savaşa hazırlanırız” diyerek iktidarı zorlamak yerine nasıl bir cevapla iktidarı zorlarız?” sorusu şu anda yanıtsızdır.

Soru somut olarak yanıtsız olmakla beraber verilecek cevabın askeri bir cevap olmayacağı, ancak “siyasi” bir cevap olacağı açıktır. Mesele bu “siyasi” cevabın somut olarak ne olacağının henüz belli olmamasıdır.

Bundan bir ay kadar önce aklımda kaldığına göre Ertuğrul Kürkçü “barış ve demokratik toplum süreci” boyunca Dem Parti’nin salt “kolaylaştırıcı” bir işlev görmekle yetinemeyeceğini “muhalefet” görevini yerine getirmesi gerektiğini vurgulamıştı. Açıkçası ben de müzakere sürecinin başından beri benzer vurgularda bulundum, son zamanlarda “müzakere ve mücadele” diyalektiğinde ağırlığın giderek “mücadeleye” verilmesinden söz ettim.

Müzakere sürecinin doğası gereği Dem Parti’nin “müzakere ile mücadele” arasında doğru bir orantı yapmasının zorluğu açıktır. Zorluk kendini bırakalım alanlarda mücadeleyi, dilde bile Dem Parti’yi eşitsiz duruma zorlamaktadır. İktidar partisi “terörsüz Türkiye” diye konuşur, ona bağlı medya PKK’yi “teröristlikle” suçlar, müzakerede asıl taraf olan Öcalan’ı “terörist başı” diye aşağılarken Dem Parti “kolaylaştırıcı” işlevinin gereği muhataplarına aynı dille cevap vermekten haklı olarak kaçınmaktadır. İki dil arasında bir “uçurum” meydana gelmiştir. İktidar negatif diliyle tabanını “savaşa hazır” tutarken, Dem Parti’nin dili, kendi tabanını bu “dille” mücadeleye hazırlamakta zorlanmaktadır. Bu da doğaldır: Çünkü müzakerenin dili “diplomatik” dildir ve diplomatik dille siyasi mücadele örgütlenemez.

Bırakalım devletin olağanüstü silahlanarak ister içte ister dışta olsun savaş hazırlığını, iktidarın müzakere diline aykırı diline karşı siyasi mücadele bile zaafa uğramaktadır. İktidara “bu dilde ısrar edersen aynı dille cevap alırsın” demek bile mümkün olmamaktadır.

Hiç kuşkusuz Kürt tarafı iktidara karşı, üstelik iktidarın “süreç içinde darbe ve diktatörlüğe” yöneldiği şu sırada bile “eylemli muhalefet” işlevine uygun bir siyasi taktik uygulamakta zorlanmaktadır. Böylece iktidar aynı anda hem darbe ve diktatörlüğe yöneliş yolunda adımlar atmakta, hem de “barış ve demokratik toplum sürecini” oyalayarak Kürt halkını “bekleme” durumunda pasifize etmektedir.

İktidarın bu stratejisi olumsuz ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Türk halk çoğunluğu şu anda “darbeye” karşı iktidarla gittikçe sertleşecek olan bir mücadele içindeyken, Kürt muhalefetinin “bekleme” durumunda kalması, Öcalan’ın Kürt-Türk ittifakı hedefiyle yürüttüğü süreci zayıflatmakta, ulusalcı tiroller Yeni Parti tabanını Kürt özgürlük hareketinin “darbeci iktidarla” ittifak kurduğu ve Erdoğan’ın yeniden başkanlığına destek verdiği yalanıyla “müzakere sürecine” destek vermekten uzaklaştırmaktadır. Ulusalcı tiroller bunu yaparken, AKP de kendi tabanını “terörle mücadele” ajitasyonuyla Kürt halkına karşı düşmanlığa kışkırtmakta ve sonuç olarak Türk-Kürt ittifakının ortamını baltalamaktadır.

Şu anda en beklenmedik tutum Bahçeli’nin MHP’sine aittir. Bahçeli kendi aşırı milliyetçi tabanında Kürt halkına, onun önderliğine ve örgütüne karşı önyargıları zayıflatmaktadır. Tekraren söylersem Erdoğan’ın AKP tabanını hala “terörsüz Türkiye” sloganıyla negatif yönde etkilemesi sonucunda “müzakere sürecini Türk-Kürt ittifakı yönünde ilerletmek mümkün olmamaktadır. Bunun da sonucu “müzakereyi sadece silahsızlanma” hedefiyle sınırlandıracak bir ortam oluşmaktadır.

“Silahsızlandırma” gerçekte müzakere sürecinde “hiçbir adım atmamaktır.” Çünkü PKK silahlı mücadeleden zaten kesinlikle vazgeçtiğine göre, silahsızlansa da silahlarını ateşlemeden öylece kalsa da sonuç değişmeyecektir. “Silahsızlandırma” sınırlı hedefi zaten açık olan kapıyı tekmelemekten öteye bir adım değildir. Oysa müzakerenin amacı “Kürt sorununu çözmenin önündeki engelleri kaldırarak, demokratik cumhuriyeti inşa etmektir.”

Aktüel duruma gelirsek: Geçen Cuma günü TBMM’ye geleceği söylenen Çerçeve Yasa hala ortada yoktur. Yasa tasarısını ne Öcalan, ne Kandil, ne Dem Parti ve ne de AKP dışındaki partiler görmüştür. Bildiğimiz somut tasarı üzerinde değil, tasarının nasıl olması gerektiği üzerinde İmralı’da devlet temsilcileriyle Öcalan ve sekretaryası arasında “mutabakata” varıldığıdır.

Bu mutabakata rağmen yasa taslağının bir sır gibi saklanması,  devlet bürokrasisi içinde ve bu bürokrasiyle AKP iktidarı arasında bir kriz olduğunu göstermekte.

İşte şimdi soru, bu krizden çıkış için Kürt muhalefetinin iktidar partisini nasıl bir “müeyyide” ile zorlayacağı sorusudur.

Benim görüşüme göre, sürmekte olan darbe ve diktatörlüğe gidiş sürecini durdurmanın en gerçekçi yolu, seçim değil, müzakere sürecinde hızla sonuç almaktan geçmektedir. Ama eğer yasa tasarısı geciktirilir, Eylül-Ekim ayına ertelenirse ya da tasarı Kürt tarafının kabul etmeyeceği bir içerikle Meclise getirilirse bu durumda yapılacak şey müzakereden çekilmek değil, “ya oyalamadan ve oldu bittiden vaz geçersiniz ya da ülkeyi seçime götürmek için harekete geçeriz” diyerek “siyasi müeyyideyi” uygulamak olabilir. Çünkü ya müzakere süreciyle demokrasinin kapısı aralanacak ya da seçimle demokrasiye geçiş zorlanacaktır. Bunun dışında bir başka yol yoktur.

Bu iki yoldan biri başarıya ulaştırılamaz, demokrasi kapısı aralanamazsa, bilelim ki Türkiye’yi seçimsiz ve muhalefetsiz bir diktatörlük bekleyecek ve NATO Barrac’ın dediği gibi en kullanışlı rejim olan diktatörlüğü ya ABD-İran savaşına ya da Rusya-Ukrayna savaşına kolaylıkla sürükleyebilecektir.

Öcalan’a hayasızca hakaret edenler ve müzakere sürecini baltalayanlar, yani “laik Türk aşırı milliyetçileri”, “dinci Türk aşırı milliyetçileri”, “sahte komünist Türk sosyal-miliyetçileri”, bu Türk milliyetçileriyle aynı cephede yer alan “sözde Kürt milliyetçileri” Türkiye’ye ve dört parça Kürdistan’a ihanet ediyorlar. Bunlar yalnız İktidarın çizgisine değil, NATO’nun planlarına da çanak tutuyorlar.

Erdoğan’a ve onun Bakanlar ve Danışmanlar cuntasına gelince ya müzakere sürecini hızlandıracaklar ya da Türk demokratlarıyla Kürt demokratlarının ortak direnciyle yüz yüze gelecekler. Tercih onların tercihi olacak…

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Sonraki Haber

Kritik müzakere

Sonraki Haber

Kritik müzakere

SON HABERLER

Elkê şebekesi de ortaya çıkacak mı?

Yazar: Yeni Yaşam
2 Ağustos 2026

Kritik müzakere

Yazar: Yeni Yaşam
2 Ağustos 2026

Eğer iktidar süreci tıkarsa bunun müeyyidesi ne olabilir?

Yazar: Yeni Yaşam
2 Ağustos 2026

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
2 Ağustos 2026

Kuyu Tipleri, infaz yakmalar ve tecrit

Yazar: Yeni Yaşam
2 Ağustos 2026

Moskova’da patlama: 3 kişi hayatını kaybetti

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Gençlik meclisinden Gazi mahallesinde uyuşturucuya karşı çağrı

Yazar: Yeni Yaşam
1 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır