Nihayet çerçeve yasa diye nitelendirilen, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi Meclis’e geldi, imzaya açıldı. Meclis’ten geçecek ve Erdoğan’ın imzası ile yasallaşacak olan kanun, birçok soru işaretini de beraberinde getiriyor. Kürt sorununun demokratik zeminde çözülmesinden yana olan demokrasi güçleri, önümüzdeki süreçte olabilecek sıkıntıları dile getirirken, iktidar kanadına yakın olanlar ise, her şeye güvenlikçi bir yaklaşımla bakıp, adeta devasa sorunların çıkacak bu yasa ile toptan hallolacağı görüşündeler.
Eksiklikler ve temel sorunlar
Meclis’e gelen kanun teklifinin, içerik olarak çok yetersiz olduğunu baştan kabul etmek gerekiyor. Sadece işin güvenlik boyutu ve silahsızlanmayı kapsıyor. İleride çıkacak yasalara dair herhangi bir vurgunun bulunmaması, Kürtlerin haklarının güvenceye alınacağına dair bir ibarenin yer almaması, güvensizliğin başlıca kaynağını oluşturuyor. Yine de Cumhuriyet tarihinde bir ilk olması açısından önemli. Bu bir eşik ve bu eşikten içeri girmek için mücadele devam edecek. İnkar duvarından bir tuğla çekildi, küçümsenmemeli.
Bahçeli’nin ‘Kurucu Önder Öcalan gelsin DEM’in Meclis toplantısında konuşsun’ demesinin üzerinden bu yana Sayın Öcalan’ın pozisyonunda bir değişiklik olmadı. Öcalan’ın statüsünün belirtilmediği bir yasa baştan sorunludur. Bu sorunu yine Öcalan, çözüm sürecinin başlaması için göz ardı etmiştir. 1 Haziran 2005 öncesinde ağırlaştırılmış müebbet alanlar Sayın Öcalan’ın durumu nedeniyle kapsam dışı bırakılırken, bu düzenlemeden dolayı yüze yakın PKK’li de faydalanamayacaktır. Yasa, çorba bir içeriğe sahip. Kişilerin pozisyonlarına göre, yasadan faydalanıp, faydalanmama, cezaların 5 yıl, 10 yıl ertelenmesi gibi ayırımlar işi çetrefilli hale getiriyor. Üstelik Demirtaş, Yüksekdağ gibi siyasi rehinelerin durumu hâlâ muğlaklıkta bırakılmaktadır.
Yasanın yürütme yetkisinin dağınık olması, bir kesinlik belirtmemesi diğer bir sorun. Cumhurbaşkanlığı, Milli Güvenlik Kurulu ve kurulacak özel komisyonlara yetki devri ortaya karmaşık bir süreç çıkarabilir. Yasanın Cumhurbaşkanı imzası ile yürürlüğe girmesiyle süreç hemen başlamıyor. MGK ve kurulacak komisyonlardan, silahsızlanmayla ilgili olur alındıktan sonra süreç başlayacak. Bu süre ne kadar? Kimse bilmiyor. Süreç başlayınca, 6 ay içinde ülkeye dönüşler tamamlanmış olacak. Süre yetersiz kalırsa CB. Erdoğan’ın 6 ay süreyi uzatma yetkisi var. Kaba taslak 1,5 yıllık bir zaman diliminden bahsediyoruz. Şeytanın gör dediği yer de burası. Yıl sonuna doğru seçimlerin gündeme gelmesi muhtemel. Gelecek yıl bahar veya yaz aylarında bir seçime gidildiği takdirde, silahsızlanma süreci tamamlanmamış olabilir. Bu iklimde gidilecek bir seçim kuşkuları büyütür. İktidar süreci nihayete erdirmek adına CB. seçimlerinde Kürtlerden destek isteyebilir. Belki de zamanlamayı bunun için planlamışlardır. DEM’in hareket alanını sınırlamayı murad etmiş olabilirler. Bu bir tuzaksa, Kürtler bu tuzağı da boşa çıkarır.
Yeni dostlar, eski dostlar ve gizlenmiş yalanlar
Sürece karşı olup, bunu Kürt dostu kisvesi altında ifade edenler, yasa Demirtaş’ı serbest bırakmıyor, Kürtlere bir şey kazandırmıyor argümanını öne sürüyorlar. Esasında KÖH’e karşı hep Özel Harp Dairesinin yanında yer almış, akademisyeni, yazarı, şairi, siyasetçi artığının bir anda Kürt dostu pozisyonunda kendilerini servis etmelerinin önemli bir nedeni var. Bunlar, AKP’yi iktidardan götürecek bir güçleri olmadığını düşünüyorlar. İstiyorlar ki, Kürtler savaşmaya devam etsinler ve ölsünler. Kürtler savaştıkça, seçimlerde mecburen kayıtsız şartsız destekleyeceğimiz adaya oy verirler, böylece AKP iktidardan gitmiş olur hesabı yapıyorlar. Yoksa ne Demirtaş umurlarında, ne Yüksekdağ, ne de Kürtlerin hakları…
Ayrıca geçmişte yolu öyle veya böyle Kürtlerle kesişen bazı kesimler ise Öcalan ve Kürtler teslim oldu içerikli yazılarını peşi sıra piyasaya sürüyorlar. Eskiden Kürtler tarafından değer biçilen bu isimler, zamanla kendilerini Kürt Hareketine istikamet çizebilecek bir simülasyonun içine hapsettiler. Fikir tartısında, ağırlıkları ölçüsünde kapladıkları zeminden daha fazlası olduklarını düşündüler. Kürt Hareketindeki Önderlik kavramını, ideolojik perspektifini, yoldaşlık hukukunu, daha doğrusu fikirsel bütünlüğünü kavrayamadıkları için, yetersizliklerini bir ‘kapo’ edasıyla sahaya sürüyorlar. Geçmişte savundukları şeylerin tersini söylemek için yarışa girmiş durumdalar. KÖH rahat bıraksa, üç vakte kadar Kürdistan’ı kuracaklar.
Silahlar bırakıldı, bu yüzden devlet Kürtlerin haklarını vermez gibi cümleler yersiz. Savaş varken hak mı verildi? Savaşın amacı mücadeleyi belli bir noktaya getirmekti. Savaş tıkandı, iki tarafın da müzakere etmesi kaçınılmazdı. Kimse Kürtleri bu masaya zorla oturtmadı. Bu masanın kurulmasını KÖH zorladı. Devlet, savaşı gerekçe göstererek toplumu militaristleştirdi, toplumu dar bir alana sıkıştırdı. Bütün antidemokratik uygulamalara gerekçe olarak savaş koşullarını öne sürdü. Şimdi devletin savaş konsepti çöküyor. Ülkeyi, toplumu demokratik mücadele ile dönüştürme ve özgürlükleri kazanma zamanı. Hazır mısınız?








