• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
20 Ağustos 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

Tekçilikten Demokratik Topluma: Barışın yeni dili (2)

20 Ağustos 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Yazarlar, Zeynel Kete

Demokratik toplum yalnızca hukuki kurumlarla kurulamaz. Hukuk gereklidir fakat yeterli değildir. Toplumun birbirine bakışının da değişmesi gerekir. Dil aynı zamanda bakış açısının ifadesidir. Yüzyıldır Kürtlere karşı devam eden psikolojik, sosyal, kültürel ve ahlaki kuşatma yöntemleri bir an önce son bulmalıdır. Bu özel savaş dili ve kavramları yerini barış diline bırakmalıdır.

İnsanların birbirinin acısını duyabilmesi, farklılığını tehdit olarak görmemesi ve ortak yaşamı mümkün kılacak bir etik zeminde buluşması gerekir.

Bu nedenle barışın dili yalnızca siyasal değil, aynı zamanda ahlaki ve toplumsaldır. Ahlâkî ilkeler toplumun en önemli özsavunma aracıdır. Bu mana ile ” Barış ve Demokratik Toplum” mücadelesi bir bakıma ahlâkî ilkelerle toplumsallığın inşasıdır.

Alevi hakikati: Tahakkümden rızalığa

Tam da burada Alevi toplumunun tarihsel hafızası önemli bir imkân sunmaktadır. Alevi hakikati, insanı devletin, iktidarın veya herhangi bir kutsal otoritenin nesnesi haline getiren anlayıştan farklı olarak; birey, toplum ve doğanın simbiyotik yaşamını merkeze alan bir ahlak dünyası oluşturmuştur.

Yunus Emre’nin aşk dili, Hacı Bektaş Veli’nin insan sevgisi, Pir Sultan Abdal’ın zulme karşı direnişi, Ana Fatma’dan, Kadıncık Ana’dan Elif Ana’ya taşınan kadın hafızası, Hızır’ın dayanışma ve umut anlayışı; farklı tarihsel biçimlerde aynı hakikat arayışının izlerini taşır.

“Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” bu nedenle yalnızca geçmişten kalan güzel bir söz değildir. Bugünün demokratik toplum arayışında yeniden düşünülmesi gereken bir siyasal ve ahlaki ilkedir. Alevi inancında 72 millet bir araya gelerek 73’üncü milleti oluşturur. Yetmiş üçüncü millet ise Demokratik Toplumu ( Rıza Toplumunu) ifade eder.

Alevi toplumunun “cümle can” anlayışı, insanı kimliğinden önce insan olarak görür. Rızalık, toplumsal ilişkinin tahakkümden değil karşılıklı kabulden kurulmasını ifade eder. İkrar, sorumluluk üstlenmeyi; musahiplik, dayanışmayı; cem, ortaklaşmayı; paylaşma ise toplumsal eşitliği hatırlatır. Bu bakış açısı bir bakıma toplumsal barışı ifade eder. Barışın toplumsallaşması için; sorumluluk, dayanışma, ortaklaşma, paylaşma ve mücadeleyi esas alır.

Bu açıdan Alevi hakikati, demokratik toplum açısından yalnızca bir inanç özgürlüğü meselesi değildir. Aynı zamanda yeni bir toplumsal ilişki biçiminin etik kaynaklarından biridir.

Tahakküm yerine rıza…

İnkâr yerine hakikat ve rıza göstermek.

Düşmanlık yerine dostluk ve dayanışma…

Tekçilik yerine çoğulluk…

İyimser tedirginlik ve toplumsal hafıza

Elbette toplumun barış sürecine ilişkin kaygıları vardır ve olacaktır. Bu kaygıları küçümsemek, toplumun hafızasını küçümsemek anlamına gelir. İyimser tedirginlik toplumun kendisini savunma durumunda olmasını ifade eder.

Türkiye’nin hafızasında savaşlar, faili meçhuller, sürgünler, idamlar, cezaevleri, kayıplar ve parçalanmış aileler bulunmaktadır. Bu nedenle toplumun bir anda bütün korkularından kurtulmasını beklemek gerçekçi değildir.

Fakat tedirginlik ile umutsuzluk aynı şey değildir.

Bugün ihtiyaç duyulan şey iyimser tedirginliktir.

Geçmişi unutmadan geleceğe bakmak; güveni kör bir teslimiyet olarak değil, demokratik güvenceler üzerinden kurmak gerekir.

Barış, “artık geçmişi konuşmayalım” demek değildir.

Tam tersine, geçmişi konuşabilme cesaretidir.

Hakikati bilmek, acıyı tanımak, mağdurun sesini duymak ve bütün bunlardan yeni bir ortak yaşam iradesi çıkarabilmektir.

Yeni eşik: Demokratik toplum

Türkiye bugün tarihsel bir eşikte duruyor.

Mesele artık yalnızca Kürt sorununun çözümü değildir. Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerin, Süryanilerin, kadınların, emekçilerin, farklı inançların ve kültürlerin, tercihlerin eşit yurttaşlık temelinde kendilerini özgürce ifade edebileceği bir demokratik yaşamın kurulmasıdır.

Bu nedenle Barış ve Demokratik Toplum süreci, dar anlamda bir güvenlik meselesine sıkıştırılmamalıdır. Silahların anlamsızlaşacağı demokratik zeminin kendisi yaratılmalıdır. Çünkü demokratik hukuk ve siyasal katılım alanı genişlemeden kalıcı bir barışın toplumsal karşılık bulması güçtür.

Asıl mesele budur:

Türkiye, yüz yıldır taşıdığı tekçi devlet aklını aşabilecek midir?

Devlet ile toplum arasındaki ilişkiyi demokratik zeminde yeniden kurabilecek midir?

Vatandaşlığı tek bir kimliğe aidiyet üzerinden değil, eşit haklar ve özgür irade üzerinden tanımlayabilecek midir?

Eğer cevap evetse, yeni dönemin adı yalnızca “çatışmasızlık” olmayacaktır.

Yeni dönemin adı demokratik toplum olacaktır.

Çünkü barış, savaşın yokluğu değildir.

Barış; farklılıkların birbirinin varlığını tehdit olarak görmediği, insanların kendi kimliğiyle eşit yaşadığı, hukukun üstünlüğünün güvence altına alındığı, toplumun kendi geleceği hakkında söz sahibi olduğu bir yaşam biçimidir.

Türkiye’nin ikinci yüzyılında ihtiyaç duyduğu dönüşüm tam da budur:

Tekçilikten çoğulculuğa, tahakkümden rızaya, inkârdan hakikate, çatışmadan müzakereye, cezalandırmadan adalete ve devlet merkezli siyasetten toplum merkezli demokrasiye geçiş.

Barışın gerçek gücü de burada yatmaktadır.

Çünkü barış yalnızca silahların susması değil, insanın yeniden insanla buluşmasıdır.

Ve demokratik toplum, bu buluşmanın kalıcı hale gelmesidir.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir düşman yaratmak değil, yeni bir ortak yaşam kurmaktır.

Bunun dili de bellidir:

Özgürlük, eşitlik, rıza, adalet, hakikat, kapsayıcı hukuk, demokratik entegrasyon ve dayanışma.

Ve belki de en önemlisi:

Cümle canı eşit gören bir gönül dili.

An itibariyle Kürtler zorlu yaşam koşullarından, tecrübelerinden iç ve dış etkilere karşı hayatta kalmaları için güçlü bir zihne sahiptirler.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Altın Kooperatifi

Sonraki Haber

Yenen masa kurmaz, idam sehpası kurar

Sonraki Haber

Yenen masa kurmaz, idam sehpası kurar

SON HABERLER

Netenyahu: İdlib’deki saldırımız Türkiye’ye mesajdı

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Yenen masa kurmaz, idam sehpası kurar

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Tekçilikten Demokratik Topluma: Barışın yeni dili (2)

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Altın Kooperatifi

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Fındık bize el olmasın

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Rejim ‘terörsüz’ yapamaz

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Masadan sokağa barış kültürü

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır