Gülistan Tara’nın Kürt halkının sesi olmak istediğini belirten ağabeyi Ahmet Tekik, ‘1999’daki tercihini onurlu bir barış için atılmış bir adım olarak gördük. Umuyoruz ki bu süreç tamamlandığında arzusu gerçekleşmiş olur’ dedi
Türkiye’ye ait SİHA’lar tarafından 23 Ağustos 2024 tarihinde Federe Kürdistan Bölgesi’nin Silêmanî kentine bağlı Seyîdsadiq ilçesinde gerçekleştirilen hava saldırısında katledilen gazeteciler Hêro Bahadîn ve Gülistan Tara’nın ölümleri üzerinden iki yıl geçti.
Özgür Basın emekçilerinin mücadelesinde yer edinmeye devam eden gazetecilerden Gülistan Tara, katledilmesinin ardından Tilmêrc mezarlığında babasının yanına defnedildi. 10 çocuklu bir ailenin 8’inci çocuğu olan Gülistan Tara’yı MA’ya anlatan ağabeyi Ahmet Tekik anlattı
Ahmet Tekik, kardeşi Gülistan Tara’yı şöyle anlattı:
“24 Ocak 1983 yılında doğan kardeşim Gülistan Tara özellikle babamızdan aldığı derin yurtseverlik duyguları ile büyüyen, ince, narin ve yüzü hep gülen bir çocuktu. 90’lı yıllar bir aile ve halk olarak yükselen Kürdistan Özgürlük Mücadelesine omuz verdiğimiz yıllardı. 80’li yıllarda sıkıyönetim işkencehanelerinde işkence gören babamızın direnişi, sonrasında Kürdistan’da ilk sürgün edilen memurlardan biri oluşu, paralelinde 10 kardeşli bir aile olan bizlerde de Kürt Özgürlük Hareketi ile güçlü bir gönül bağı kurmamızı sağladı. Babam, mücadelesini İnsan Hakları Derneği, Sağlık İş Sendikası gibi kurumlarda sürüdürüyor, serhildan süreci ile birlikte bizler de Newroz’lara, şehit cenazelerine, Hizbullaha karşı sokak eylemlerine akıyorduk. Gülistan da yeni yeni filizlenen bir bilinçle ve o pırıl pırıl gülen gözleri ile gittikçe büyüyen özgürlük mücadelesine gönül vermişti. 90’lı yıllar hızlı ve coşkulu yıllardı, herkes ortak bir duyguda ve ortak bir nabızla dağlarda ve şehirlerde direnenlerin türkülerine ses vermek istiyordu. Onun idealleri ve hayalleri de, o büyük hayallerin küçük bir parçasıydı.”
‘Kürt halkına ses olmak istiyordu’

Ahmet Tekik, Gülistan Tara’nın insana olan sevgisinin mücadelesine öncülük ettiğini şu sözlerle ifade etti:
“Gülistan ile HADEP, DEP gibi partilerde kültürel sanatsal çalışmalar yapıyorduk. Gülistan 1999’da Lise 2’nci sınıftaydı. O da benimle İHD ve partide çalışmalara katılıyordu. Abdullah Öcalan’ın tutuklanması ve Türkiye’ye getirilmesi onda da büyük bir dönüşüme yol açmıştı. Enerjisini ve tepkisini örgütlü bir duruş ile göstermek istiyordu. İHD’ de oynadığımız bir oyunda Gülistan’ın rol gereği şiddet gerektiren bir harekette bulunması gerekiyordu ancak o kadar yönlendirmemize rağmen şiddet refleksi veremiyordu. Çok narin ve içi insan sevgisi ile dolu bir insandı. Cengiz Altun’un şehadeti de aile olarak bizde büyük bir etki yaratıyordu. Ablam cezaevindeydi ve hemen hemen her ay Sivas Cezaevine 90 yılların zor koşullarında ziyarete gidiyorduk. 25 Mayıs 1999 yılında bizlere bir mektup bırakıp özgürlük mücadelesine katıldığını duyduğumda onun o narin bedenini ve gülen gözlerini düşündüm. Sanırım halkı için hakikatleri açığa çıkarmak ve Kürt halkına bir ses olmak istiyordu.”
Umuyoruz ki süreç tamamlandığında tüm şehitlerin arzusu gerçek olur
Ahmet Tekik, Gülistan Tara ve arkadaşlarının mücadelesiyle bugün inşa edilen barışın temellerinin atıldığını kaydetti:
“Biz Sayın Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen bu barışı, ona ve onun gibi binlerce şehide borçluyuz. Biz zaten Gülistan’ın 1999 yılındaki tercihini daha güçlü, daha onurlu bir barış için atılmış bir adım olarak gördük hep. Barış, zeytin dalı gibi ince ve hassastı. Umuyoruz ki bu süreç tamamlandığında tüm şehitler gibi onun da arzusu gerçekleşmiş olur. Gülistan, Güney Kürdistan’ın bir caddesinde bir SİHA ile vuruldu. Cenazesini almaya gittiğimde ona bakamadım, bakmadım. Belki yanmış, belki parçalanmıştı. Belki saçları, elleri yoktu. Onun o gülüşünü ve umudunu hafızamdan silmemek için tabutu açıp bakmadım. Çünkü o hep gülen yüzü, halkına ve yoldaşlarına sarılan narin kolları ile var olmalıydı. Öyle de oldu.”
HABER MERKEZİ









