Barış ve Demokratik Toplum süreci yeni gelişmelerle ve hızlanmış olarak devam ediyor. Meclis’te büyük bir çoğunlukla kabul edilen çerçeve yasa, Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiş bulunuyor. Devlet cephesinde bir sürpriz olmaz ve süreç bozulmazsa, bundan sonra, toplumsal- siyasal yaşam, hiçbir şey olmamış gibi devam etmeyecek, söz konusu gelişme üzerinde şekillenecektir. Zaten süreci tarihi yapan da bu değiştirici özelliğidir. Genel olarak konuyla ve çerçeve yasayla ilgili tartışmalar devam ediyor, etmelidir de. Tartışmaların temel konularından birisi de çerçeve yasanın uygulanmasıyla, toplumsal siyasal hayatta nelerin değişeceğine dairdir. Öyle ya, yeni dönemde neler olacak, neler olmayacak? Yeni dönemde silahlı mücadele olmayacaktır. Kürt Halk Önderi Öcalan politik hayatta daha aktif ve etkili bir biçimde yer alabilecektir. Tutsak Kürt politikacıları önemli ölçüde özgürleşeceklerdir.
Peki bütün bunların yapılmasına rağmen neler olmayacak? Ülkenin en temel sorunu olan Kürt sorunu ve bu sorundan kaynaklanan anadilde eğitim, yapılabilecek mi? Kürt ulusunun varlığı anayasal güvenceye kavuşturulacak mı? Kürtlere ve Kürtçe’ye yönelik nefret saldırıları önlenecek mi? Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü talepleri karşılanacak mı? Açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilen emekçiler haklarını alabilecekler mi? Doğaya yönelik ekolojik saldırılar durdurulacak mı? Kadınların, gençlerin ve diğer toplumsal kesimlerin sorunları çözülebilecek mi? Özetle demokratikleşme gerçekleşecek mi?
Kâhin olmaya gerek yok. Sadece bir yasa çıktı diye bütün bu sorunların çözülebileceğini düşünmek gerçekçi değildir. Burada belirtilen taleplerin gerçekleşmesini sağlamak, ana hedeftir. Ama bu taleplerin bugünden yarına gerçekleşmesi beklenen durum değildir. Bu hedeflere ulaşmak yani demokratikleşme, doğal olarak bir zaman ve mücadele sorunudur.
Bu da demektir ki hedeflerin gerçekleşmesi, yani demokratikleşme, önümüzdeki dönemin en temel toplumsal görevi ve sorumluluğudur.
Yeni dönem ne zaman başlıyor? Yeni dönemin başlangıcı, sürecin ilerletilmesi için yapılması gerekenlerin yapıldığı gündür. O halde barış için ne yapılacak, bugün yapılmalıdır. Çünkü yeni dönem bugündür. Bu dönemde, demokrasi mücadelesi, azami dikkat ve özen gösterilerek, farklı araçlarla ve değişik yöntemlerle geliştirilmeli, yaygınlaştırılmalı, büyütülmeli ve kitleselleştirilmelidir.
Ayrıca bu sürecin başarısının devletin lütfuna bağlı olmadığı unutulmamalıdır. Çünkü demokratikleşme süreçleri, mücadele edenlerin ortaya koydukları büyük bedellerle kazanılmıştır. Tarihin hiçbir döneminde ve hiçbir coğrafyada, kitlelerin militan mücadelesi olmadan, demokratik haklar kazanılmamıştır. Zaten mevcut koşullarda devlet cephesinde geliştirilen yaklaşımlara güvenmek, devletin tutumunda beklenti içine girmek, hiçbir makul gerekçeyle izah edilemez. Öte yanda Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan Kürt sorunu ve demokratikleşme sorunu sadece siyasal sorunlar değildirler. Bu sorunların, siyasal yönleri ağırlıklı olmakla birlikte, sosyal ve kültürel boyutları da bulunmaktadır. Yasal düzenlemelerin yetersizliğinin bir nedeni de budur. Çünkü sadece yasal düzenlemelerle istenen toplumsal değişim ve dönüşüm gerçekleşmemekte, kalıcı ve köklü çözüm sağlanmamaktadır. O nedenle bir yandan yasalar çıkartılırken diğer yandan kültürel- sosyal çalışmaların yapılması zorunludur.
Bunun için başta siyasal partiler olmak üzere medya, okullar, sokak ve bütün kamusal kurumlar, özel ve yoğun bir programla toplumsal barışın gerektirdiği dönüşümleri, bilgilendirmeleri yapmalıdırlar. Kürtlere, Alevlere, Ermenilere, Rumlara, Süryanilere, Romanlara, kadınlara ve benzer durumda olan bütün toplumsal gruplara yönelik olarak gündelik ilişkilere kadar yerleştirilmiş olan bütün nefret söylemleri, önyargılar ve benzeri anlatım ve tanımlamalar ortadan kaldırılmalı, yasaklanmalıdır.
Dahası farklılıklarından dolayı kadre uğramış veya acı çekmek durumunda olmuş, bütün toplumsal kesimlerle gerçek anlamda bir barış yapılmalıdır. Örneğin barış anneleriyle asker annelerinin kucaklaşması sağlanabilir. Devlet, Kürtlere, Alevilere, Ermenilere, Rumlara, Süryanilere, Romanlara yapılmış katliamlarla, soykırımlarla yüzleşebilir.
Özetle gelinen noktada eleştirilerle birlikte, sürecin görevleri de gündeme alınabilir. Buna bağlı olarak her türlü anti- demokratik saldırıya ve müdahaleye karşı toplumsal duyarlılıklar geliştirilebilir. Gerekli tepkilerin ortaya konması sağlanabilir. Çünkü demokratikleşmeyi, halkın ortaya koyacağı örgütlü, militan mücadelesi sağlayacaktır.
Son olarak belirtilmelidir ki yeni dönemde ve bu sosyal siyasal konjonktürde, Kürtler, kazanan tarafta olacaklardır. Uzun bir tarihsel, kültürel geçmişi, sayısız örgütü, tecrübesi ve birikimi olan 60 milyonluk bir halkın, bu saatten sonra, asimile edilerek veya soykırım yoluyla yok edilmesi de yok sayılması da mümkün olmayacaktır. O nedenle Kürtlerin yok edilebileceklerini bekleyenler emin olsunlar ki böyle bir şey olmayacaktır. Çünkü egemenler mutlak muktedir değillerdir, o nedenle her istediklerini yapamazlar.








