• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
23 Ağustos 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Klasik siyaset ve toplumsal politika

23 Ağustos 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Forum

Rêber Apo devreye giriyor. Öncelikle politika kavramına özüne yakışır bir anlam yüklüyor. Gerekçede kentin yönetimi anlamına gelse de Rêber Apo politikayı; toplumun öz işleri ya da günlük işleri hakkında düşünen, tartışan, karar alan ve bu kararları yürüten bir faaliyet olarak tanımlıyor

Ercan Sezgin

Genel anlamda siyaset ve politika kavramları aynı anlamda kullanılır. Aralarında pek fark gözetilmez; çoğunlukla yalnızca dilsel bir farklılık olarak görülür. Oysa aralarında ciddi farklılıklar vardır. Kelime anlamları itibarıyla düşünüldüğünde bile farklı anlamlara işaret ederler. Politika, kentin yönetimi anlamına gelirken; siyaset, terbiye etme anlamında kullanılmaktadır. Biri halkın kendisini yönetmesi iken, diğeri halkı terbiye etme ve yönetme anlamına gelir. Kavramsal olarak her ne kadar birbirine karıştırılsalar da birbirlerinden kesin olarak ayrıştırılmaları gerekir. Bu, siyaset felsefesinin çözmesi gereken temel noktalardan biridir. Eğer bu ayrım çözülemezse yapılan tüm mücadeleler, verilen bedeller, dökülen kan ve terler, sonunda bir siyaset elitinin, zümresinin ya da sınıfının hizmetine girecektir. Öyleyse siyaset ile toplumsal politikayı kesin çizgilerle birbirinden ayırmak gerekiyor.

Siyaset denilince genellikle akla siyasi partiler ve bu siyasi partilerin devlete yerleşmesi gelir. Siyaset ve siyasetçi kavramları da genel olarak toplumsal algılarda kötü izler bırakmıştır. Çünkü siyasetçiler ve siyasi yapılar, siyaseti bir mesleğe, iktidara ve rant aracına dönüştürmüşlerdir. Zaten kurumsal olarak parti aracının ortaya çıkış mantığı da büyük ölçüde budur. Partiler devlete ve iktidara ulaşmak için kurulurlar ve toplumu bu amaç doğrultusunda örgütlerler. Partiler, toplumu devlete hazırlayan en önemli araçlardan biri hâline gelmiştir. Bu nedenle partilere kimi zaman “minyatür devlet” ya da “devletin ikizi” denilir. İktidara ve devlete ulaşanlar ayrıcalıklardan yararlanırken, muhalif olan partiler de bir gün bu ayrıcalıklardan yararlanmanın hayalini kurar. Hâl böyle olunca, sağı ve solu ile tüm partiler, büyük idealler ve amaçlar uğruna örgütledikleri toplumun karşıtına dönüşmüştür.

Çünkü daha devlete varmadan önce kendisini devlet gibi örgütlemektedir. Adeta sınıfın, sömürünün, elitizmin ve konformizmin provasını yapmaktadır. Sistemini devlet sistemi gibi kurar, onun kurallarıyla hareket eder. Halk ve toplum onun için cahil, geri ve terbiye edilmesi gereken insanlardan oluşur. Topluma üstten bakar ve amacına ulaşmak için ona araçsal yaklaşır.

Toplumun parasını, oyunu ve desteğini alır; sonra da sırtını döner. Seçimleri bir tür ibadete çevirerek halkın efendilerini seçme ayinlerine dönüştürür. Oysa tarihin hiçbir döneminde ezilenlerin, efendilerini böyle seçtiği görülmemiştir. Tüm bunlar kişilerden bağımsız olarak zihinsel, sistemsel, tarihsel ve toplumsal bir sorundur. Modern partilerin başına gelenler, geçmişte devletleşen aşiret ve kabilelerin, dinlerin ve mezheplerin başına gelenlerden farklı değildir. En deneyimli sosyalist ve demokrat bile bu durumdan kendisini bütünüyle kurtaramamıştır. Bu durumdan kurtulmanın bir tek yolu vardır: Ahlaki ve politik toplumu örgütlemek. Yani toplumu politika yapar duruma getirmek. Bir başka deyişle, toplumsal politika yapmak. İşte tam da bu noktada Rêber Apo devreye giriyor. Öncelikle politika kavramına özüne yakışır bir anlam yüklüyor. Gerekçede kentin yönetimi anlamına gelse de Rêber Apo politikayı; toplumun öz işleri ya da günlük işleri hakkında düşünen, tartışan, karar alan ve bu kararları yürüten bir faaliyet olarak tanımlıyor.

Yani birileri toplum adına konuşup karar almıyor ve toplumu yönetmiyor. Eğer bunu yaparsa zaten devlet oluyor. Devlet, “Siz kendinizi yönetemiyorsunuz ve koruyamıyorsunuz; siz çalışıp beni besleyin, ben de sizi yönetip koruyayım” mantığıyla ortaya çıkmıştır. İşte esas sorun burada ortaya çıkıyor: Toplumu yönetmek mi, yoksa toplumu kendisini yöneten bir duruma getirmek mi?

Esas devrimcilik, demokratlık ve sosyalistlik de burada ortaya çıkıyor. Toplum ya da halk adına konuşmak, onun adına karar almak kolaydır. Ama toplumu kendi kendisini yönetir hâle getirmek en zor işlerden biridir. Sorun şudur: Toplumun öz işlerini kendisinin yapar hâle gelmesini mi sağlayacağız, yoksa toplumun üstünde yaşayıp ona sürü muamelesi yaparak araçsal mı yaklaşacağız?

Buna verilecek cevap ve bunun pratik politikası, devrimciliğin ve demokratlığın temel ölçüsü olacaktır. Gerisi laftan ibarettir. Nasıl ki klasik siyaset kurum, kural ve sistemlerle çalışıyorsa, toplumsal politikanın da kurumları, kuralları, zihniyeti ve sistemleri vardır. Toplumsal politika, siyaseti yalnızca parti aracına indirgeyen anlayışı reddeder. Bu açıdan halkın öz yönetim aracı olarak belirlenen meclisler ve komünler, toplumsal politikanın en temel araçlarıdır. Komünler ve meclisler yaşamın farklı alanlarında kurulabilir. Ancak öz yönetim açısından komün ve meclisler, toplumsal politikanın en temel kurumlarıdır. Bu kurumlarda halk tartışır, konuşur, karar alır ve aldığı kararları yürütür. Kendi yönetimini ve temsilcilerini kendisi seçer.

Siyasal kurumlar, devlet ya da partiler demokratik toplumun bu politik organlarını tanırsa demokratikleşir. Devlet demokratik cumhuriyete dönüşür; parti ise demokratik siyaset kurumu hâline gelir. Son görüşmede de Rêber Apo bu ayrımı çok net yapıyor. Çünkü Rêber Apo bu durumu ideolojik, felsefi, teorik, pratik, tarihsel ve toplumsal açıdan derinlikli biçimde çözmüş ve bunu günlük olarak bize öğretmektedir. Klasik anarşistler gibi devleti ve partiyi tümden reddetmiyor. Ancak onları demokratik toplum örgütlenmesiyle dönüşüme zorluyor. Diyalektiğin çelişkili dönüşüm ilkesini esas alıyor. Zıtlar yalnızca çatışarak birbirini yok etmiyor; çelişerek dönüşüyor.

Bu nedenle toplumsal politika da zıtlarıyla birlikte yürüyecektir. Reddetmeyi ve yok saymayı değil, dönüştürmeyi esas alacaktır. Evet, demokratik toplum, devlet ve klasik siyaset arasında bir ayrım vardır ve bu ayrışma her zaman olacaktır. Ancak birlikte yürüme de olacaktır. Demokratik toplumcuların temel handikabı, birlikte yürürken karşıtına benzeşmektir.

Son yirmi yıllık demokratik toplum inşa pratikleri bunun en somut ifadesidir. Toplumsal politika kurumları zayıf olmakla birlikte, var olanlar da zamanla bürokratik aygıtın ve siyaset sınıfının hizmetine sokulmuştur. Meclislere, komünlere, kadın ve gençlik örgütlenmelerine araçsal yaklaşılmıştır. Bunun sonucunda yetkisiyle övünen, yetkisiyle var olan, adeta tanrı edasıyla hareket eden bürokratik bir aygıt ve onun beslediği klasik siyaset sınıfı ortaya çıkmıştır. Yönetenler değişmiş, ama efendiler değişmemiştir. Çünkü sistemin kendisi sürekli efendi üretmektedir. Maalesef bu pratikler hâlâ devam ediyor. Aynı şeyler yapılıp farklı sonuçlar bekleniyor. Bundan dolayıdır ki Van’da “14’te 14 yaptık” diye övünürken Xaçort Mahallesi’nde Daltonlar cirit atıyor. Bu hâliyle bin belediye alıp bin vekil seçsen neye yarayacak? Ya da klasik anlamda on devrim yapsan ne olacak? Ahlaki ve politik toplum dedik; ama toplumsal çürüme, yozlaşma, ekonomik darboğaz ve asimilasyon zirve yaptı.

İşte bunu çözemeyen bir siyaset kültürü, çirkinlikten ve iticilikten kendisini kurtaramaz. İdeolojiden, felsefeden, etikten, estetikten, tarihten ve hele hele toplumdan kopmuş bir siyasal kültür ve kurum, zamanla itici ve çirkin hâle gelir. Asıl mesele, kimin yönettiği değil; toplumun kendisini yönetip yönetemediğidir. Asıl mesele, yönetenlerin değişmesi değil, yöneten-yönetilen ilişkisinin kendisinin aşılmasıdır. Eğer mücadele sonunda yalnızca yeni yönetenler ortaya çıkarıyorsa, eski sistemin özü değişmiş sayılmaz. Devrim, yalnızca iktidarı el değiştirmek değil; toplumun kendi yaşamı üzerinde söz, karar ve yürütme gücünü yeniden kazanmasıdır. Bu nedenle toplumsal politikanın temel amacı, toplumu yönetmek değil, toplumu kendi kendisini yönetir hâle getirmektir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Êlih’te iki şüpheli kadın ölümü

Sonraki Haber

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Sonraki Haber

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

SON HABERLER

Yeni dönem ve görevler

Yazar: Yeni Yaşam
23 Ağustos 2026

‘Biz tünelin ucundaki ışığı gördük…’

Yazar: Yeni Yaşam
23 Ağustos 2026

Vesveseyle yola çıkan kazaya uğrar

Yazar: Yeni Yaşam
23 Ağustos 2026

20 yıllık bir doğa mücadelesi: Deştin

Yazar: Yeni Yaşam
23 Ağustos 2026

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
23 Ağustos 2026

Klasik siyaset ve toplumsal politika

Yazar: Yeni Yaşam
23 Ağustos 2026

Êlih’te iki şüpheli kadın ölümü

Yazar: Yeni Yaşam
22 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır