Yaklaşık iki yıl önce, Kürt halkı ve Aleviler başta olmak üzere Türkiye haklarını ve toplumun tüm kesimlerini çok yakında ilgilendiren Barış ve Demokratik Toplum süreci başladı. Şüphesiz böylesine köklü bir sorunla ilgili olarak toplumun tüm kesimlerinden karşıtlık veya destek doğrultusunda değerlendirmeler yapılmakta, eleştiriler geliştirilmektedir. Bu kapsamda gerek devletin içinde gerekse toplumsal kesimlerde veya dış güçlerde, sürecin gelişmesini engellemek isteyen çevrelerin aktiviteleri de yaşanmaktadır. O nedenle sürecin başından beri, sürece dair sıkıntıların ortaya çıktığı her durumda süreç karşıtlarından söz edilmektedir. Peki kim bu süreç karşıtları? Genel bir teorik belirleme yapılırken bu sorunun somut cevabını vermek zorunlu değildir. Ancak pratik uygulama durumunda muğlak, esrarengiz süreç karşıtlığından söz etmek yerine, süreç karşıtının somut olarak belirlenmesi kaçınılmazdır.
Süreç karşıtlığının somut olarak belirlenmesi için ise, ilk önce “süreci kim provoke edebilir” sorusunun cevabı aranmalıdır. Öyle ya kim bu devasa sorunu çözmek isteyen bir devleti engelleyebilir?
Böylesine siyasal-sosyal özelliği olan devasa bir sorunun çözümünü engelleme potansiyel ve kapasitesi olan iki temel güç bulunmaktadır.
Bunların birincisi, devlettir. İkincisi, sonucu değiştirebilecek düzeyde donanımlı ve örgütlü olan kitlelerin gücüdür.
Bu belirlemeden hareketle süreç karşıtlarını tanımaya çalışalım. Temel özne olan Kürtler, sürecin ilerlemesi için yapmaları gereken her şeyi fazlasıyla yapmaktadırlar. En başında Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan, konuya doğru bir tanımlamayla yaklaşmış ve buna uygun olarak gerekli olan bir dizi adımın atılmasını sağlamıştır.
Alevilerin, demokratik-devrimci çevrelerin demokratik Müslümanların, liberallerin ve kısaca toplumun kahir ekseriyetinin süreci destekledikleri bilinmektedir. En önemlisi, sınırlı bir çevre dışında, Türkiye halklarından doğru, sürece karşı etkili ve örgütlü bir tepki söz konusu olmamıştır.
Sürecin ilerlemesi için elbette devlet de boş durmamış, yasa çıkartmış, komisyon kurmuş, en son yeni bir komisyon oluşturulmuş ve buna bağlı dört alt birimin oluşturulacağı bir süreç işletilmektedir. Bu yapılanlar, Türk devletinin siyasal tarihinde, Kürt sorunu bağlamında, ilk defa yapılan düzenlemelerdir, tarihidir, değerlidir.
Zaten bunun sonucunda süreç ağır aksak ilerleyerek bugünlere gelindi. Buna rağmen süreç, istenen hızda ve istenen içerikte ilerlemiyor? Tam bu noktada süreç karşıtları ve bunların aktiviteleri gündeme gelmektedir.
yukarıda belirtildiği gibi Kürtlerin ve toplumsal kesimlerin süreci engelleme niyeti ve gücü olmadığı gibi sürecin başarısı için herkes az veya çok bir şeyler yapmaktadır. Ama önemli işler yapmış da olsa, devlet için aynı belirlemeyi yapmak mümkün değildir.
Çünkü devlet, “terörsüz Türkiye” diye yaptığı tanımla, süreç karşıtlığının ilk adımını atmıştır. Daha sonra toplumun muhalif veya potansiyel muhalif tüm kesimleri, yargı aracılığıyla susturulmakta baskı altına alınmaktadırlar. Kürt işçiler, sadece Kürt oldukları için ölümcül saldırılara maruz kalıyorlar. Amedspor, Kürt takımı olduğu için linç edilmek isteniyor. Altan Tan ve Kemal Öztürk üzerinden Alevilere yönelik saldırılar yapılmakta, ayrıca Alevilerle Kürtlerin karşı karşıya getirilmesini sağlayacak yollar denenmektedir. Bütün bunlar yapılarak sürecin toplumsallaşmasının önü kesilmektedir.
Halbuki sürecin selameti bütün bunların tersini yapmayı gerektirmektedir. Basit bir muhakemeyle bu gerçeğin görülmesi mümkündür.
Örneğin, devlet, Kürt işçilere ve Amedspor’a yapılan saldırılara karşı, güven verici etkili bir tavır almalıydı, çünkü bu devletin görevidir. Aynı şekilde Sayın Öcalan için daha özgür, daha uygun çalışma koşulları yaratılabilir. Kayyım uygulaması kaldırılarak, AİHM ve AYM kararları uygulanarak toplumun güvenini kazanmaya yönelik adımlar atılabilir.
Bütün bunlar yapılmış olsaydı, süreçten yana olan toplumsal kesimlerin güveni kazanılacak, kararsız olanların pozitif eğilimleri güçlendirilecek, süreç karşıtlarının tavırlarını değiştirmelerinin zemini yaratılmış olacaktır. Böylece sürecin etkili ve sağlıklı olarak ilerlemesi sağlanacaktır.
Bunları yapması gereken ve yapabilecek olan kim? Elbette ki bunları devlet yapmalıdır, çünkü bunları yapabilmek için gerekli olan gücü elinde tutan devlettir. O halde sürecin işleyişini zorlaştıran, elindeki gücü sürecin ilerlemesi için kullanmayan devlettir.
Devlet, sürecin ilerlemesi için hiçbir dikkat ve özen göstermemeyi hakkı gibi kabul etmektedir. Çünkü devlet, kendi koşullarını dayatabilmek için süreci bozma imkanını ve avantajını, kendi elinde tutmak istemektedir. Gelişmeler istediği gibi olmayınca masayı devirecek ve faturayı Kürtlere, Alevilere ve sosyalistlere kesecektir.
Sonuç olarak süreç karşıtlarını var kılarak, onlara daha etkili ve aktif olma imkânı sunarak, en büyük süreç karşıtlığı yapanın devlet olduğunu tespit etmek, ön açıcı olacaktır. Tabiidir ki süreç devletle yürüyecektir, ama muhatabımızın hesaplarını bilmek de önemli ve gereklidir.









