• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
11 Eylül 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Nesrin Akgül

Anneannem Rêya Haq, annem Kızılbaş, ben de Alevi…

11 Eylül 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Nesrin Akgül, Yazarlar

Bir Kürt Alevisi ya da Rêya Haq sürek sahibi biri olarak küçük yaşta hafızamıza kazınan korku çukurundan biri Osmanlı zulmüyse bir diğeri de içine boca edilen kimliği saklama sırrı ve bu sırrın ortaya çıkması durumunda başımıza gelmesi olası felaketlerdi. Sürekli sırlanan bir toplum olduğumuzu böylece öğrenerek bu sırrı mistik anlatılarla bir öğrenme sınavı haline getiriyorduk. Oysa sırlanma ardında yatan gerçeklik, yaşanan katliamlar süreğiydi. Bundan beş yüz yıl öncesinin korkusu hafızamızda yer bulmuş, deyişlerimiz “şah yolunda, şaha gitme” nakaratlarıyla bize bir tarihin duygusu aktarmıştı. Büyüdükçe o deyişlerde neden Seyit Rıza’da yer almamış diye sormaya başladık. Çünkü yakın dönem Dersim tertelesinin kulağımıza dahi fısıldanmaması bir çelişkiydi. Bu ancak felaketin büyüklüğünün yarattığı ve hedeflediği sonuçlarla bağlantılı olabilirdi. Anlaşılıyordu ki bu korku çukuruna ölmemek için sevmek zorunda bırakıldığımız ters yüz edilmiş hikâyeler, kimlikler, şahsiyetler de fırlatılmıştı. Alevi kimdir sorusunun cevapları da bu korkuların ardında kalan hakikatlerin izlerinde aranıyordu.

Aleviliğin ne olduğu hakkında bilinç inşası daha çok kendi varlığını koruma ve varlığı tehlike altına sokan gerçeklere karşı inşa edilerek oluşturuldu. Alevi tarihi biz kimiz sorusuna Müslümanız/Müslüman değiliz, Türk’üz ama Kürt değiliz, Tunceli’liyiz ama Dersimli değiliz ikilemleri içinde sürekli ne olmadığını savunan, defansif sınırlardan cevaplar üretildi. Bu defansif kimlik, ikilemler üzerinden sürekli “öteki” karşısında kendini tanımlamak zorunda bırakıldı. Bu durum negatif bir kimlik kavramına yol açtı. Ne olduğumuzdan çok ne olmadığımız üzerine kurulu bir kimlik algısı inşa edildi. Kimlik sınırlarını böylece tanımlarken merkezinden uzaklaştı. Ben bir Kürt Alevisiydim, Rêya Haq süreğinde Kürtçe ibadeti olandım ancak zamanla sadece Alevi haline geldim.

Kendini savunan öz-tanımdan uzak bir kimlik yaşadığı dış tehditlerden dolayı içe kapanır. Dış tehditlerin sürekli kendini üretmesi kimliğin refleksif bir duruş kazanmasına yol açar. Kendini özvarlığıyla ve öz bilinciyle kurmak yerine “ötekinin” kendisine yönelttiği kimliklemelere cevap verir. Yıllarca Aleviler Kürt olamaz, Alisiz Alevilik mi, Nusayri değil Arap Alevi, Alevi mi Kızılbaş mı tartışmaları içinde debelenmemizin bir nedeni de bu olsa gerek.

Kimliğin kendini tanımlama alanı yaratamaması

Aleviler kendini kavramsal olarak nasıl tanımlayacağının kavgasını da vermektedir. Alevi kavramı kendi tarihselliği için nasıl oluştu, Alevilik kavram olarak Ali taraftarlığı mı yoksa alevden mi türetilmiş? Kızılbaş kimin tanımlaması? Rêya Haq tanımlaması neden kullanılmıyor artık? gibi sorular bir kimliğin kendini tanımlama alanı yaratamamasını ortaya koymaktadır. Ninem kendini Rêya Haq olarak biliyordu. Annem Kızılbaş dedi kendine. Ben Alevi dedim. Üç kuşak içinde sadece bir isim değişmedi, bir hafızada değişti.

Bu sorunsallık kimliğin ne derece öz-kimlik kazanabildiğini tartışmalı kılar. Buna sebep şeylerin başında tarihsel gerçeklikler ve yaşanan soykırımlar gelir. Bununla beraber modernist ideolojilerin tarihselliğinde olay ve olguların net sınırlarla tanımlanması da kimliğin kendini doğru tanımlaması sorununa yol açar. Çünkü pozitivist bilgi edinme yöntemi hakim olguları esas alarak, onun karşısında tanımlama yapar. Ortodoks İslam hakim inanç olduğu için onun dışında kalan Alevi, Êzidî gibi inançlarda İslam dini karşısında tanımlanır. Bu da iktidar sınırları ve söylemleri içinde bir tanım ve kavramsallaşma yöntemini doğurur. Peki ortodoks ve heterodoks ikili kavramının Alevileri tanımlarken kullanılması neye yol açıyor? Bunun zihinsel yansımaları neler? Alevi toplumunun doğru tanımlanmasında ortodoks /heterodoks ikili tanımlaması ciddi metodolojik sorunlar yaratmıştır. Çünkü heterodoksi iktidar karşısında bir konumlandırma yaratır.  Bu güncel yaşama; neden Aleviler oruç tutmaz, camiye gitmez, kadın erkek birlikte ibadetini yapar gibi sorularla yansır. Oysa bir Hristiyan’ın kilisede nasıl ibadet yaptığı bir sorun olarak tartışılmaz, çünkü o bir Hristiyan’dır.  Zaten öyledir. Ama Alevi zaten öyle değildir? Onunki bir sapmadır. Sünni normlar karşısında tanımlanandır o. “Neden camiye gitmiyorsun?” sorusu camide olması gerektiğinin varsayımıdır. Elbette bir inancın ne olduğu, neye evrildiği tarihselliğiyle ve ilişkiselliğiyle tanımlanır. Tarih boyunca her inançla etkileşime giren, etkileyen ve etkilenen bir inancın hiç bağıntısız tanımlanması değildir burada bahsedilen. Ya da Aleviliğin İslam’la asla ve kat’an hiç bağı yoktur demiyoruz. Mesele bu kimliğin neye göre tanımlandığı ve bunun yol açtığı sonuçlar olmaktadır. 

Dêrsim Aleviliğinin onurunu korumak

Kürt özgürlük mücadelesi etrafında seyreden ve sürekli köpürtülen Alevilik ve Sünni Kürtlük tartışması da siyasal bir norm olarak Kürt Özgürlük Hareketi karşısına Alevilerin konulması üzerine yapılandırılmaktadır. Özgürlük ve kimlik mücadelesi veren Kürtlük, salt Sünni karakteriyle tanımlanırsa Alevi kimliği her hassasiyette kendini ve karşısındaki yapıyı savunma pozisyonunda tutar. Bir şekilde, tarihsel hassasiyetler üzerinden ortaya çıkan tartışmaların odağının hızlıca aidiyet ve dışlanma üzerine kurulması da bununla bağlantılı olmaktadır. Kurgulanan hikâye Kürtlük ve Aleviliğin bilinçli olarak karşı karşıya getirilmesidir. Bu da Kürt Alevi yoktur söyleminden beslenir. Bu durum Alevilerin Kürt özgürlük mücadelesi tarihi içindeki kurucu kimlik rolünü yok saymaya yol açar. 52 yılın ardından binlerce şehit verilerek kazanılan Kürtlüğün aynı zamanda kazanılan Alevilik olduğunu da yok saymaktır. Çünkü bu mücadele Seyit Rızaların idam sehpasında söyledikleri son sözü omuzlayarak Dêrsim Aleviliğinin onurunu korumuştur. 52 yıllık mücadelenin ardından Alevilik Dêrsim Tertelesi’nin ve Seyit Rıza’nın ardında bıraktığı hakikat Kürtlükten ayrı olabilir mi? Dêrsim ’38 sadece Alevi kimliğinin soykırım anlatısı olabilir mi? Dêrsim ’38 Kürtlüğün Alevi kimlikte koruduğu özerk ve orijin yapısına soykırım saldırısı değil miydi? Dêrsim Tertelesi bilinçli olarak sadece Alevi karakteri öne çıkarılarak Kürtsüz, Şeyh Said isyanı da bilinçli olarak sadece dini karakterli bir isyana dönüştürülerek Kürtsüz kılınmak istenmedi mi? Oysa nenem kendini anlatırken karşı Kürt köylerini Sünni oldukları için Türk olarak tanımlardı. Ben ise bugün çok iyi Türkçe konuşması istenen ve Aleviliği Kürtsüz bırakılmış bir neslin evladı olarak büyütüldüm. Yüzyıllık zaman aralığı toplumsal hafızadaki yerleşiklik ve değişim için uzun bir süreyi tariflemez. Ancak sadece terteleden sonra geçen süre içinde Alevilik ve Kürtlük birbirinin karşıtı ve eksileni bir kimlik haline getirilmiş durumda. Aleviliğin-Kürtlüğün-Kürt Özgürlük Hareketi’nin kesişimselliği nerede buluşmuştur? Tarihsel hafızalar güncel ilişkilerde nasıl negatif bagajlar oluşturuyor? Aynı tarihsel olaylar nasıl iki toplumun hafızasında bu kadar uzaklaştıran roller oynuyor? Alevilik ve Kürtlük arasında inşa edilen çelişkiler Kürt Özgürlük Hareketi üzerinden okunabilir mi?  Özgürlük hareketinin kuruluş hafızası olan Sakineler, Ali Haydarlar Dêrsim Kürt Alevi inanç geleneği içinden partinin kuruluş sürecine dahil olarak bu geleneğin devrimci akışına güç katmadılar mı?

Henüz ortaokul yıllarımda Sivas Katliamı’nın görüntülerine tanıklık ederken edindiğim ilk kimlik isyanıma tepkimi yerel bir radyoya katılıp, ismimi söyleyip yanına da ben Aleviyim ama…diyerek verdiğimi hatırlarım. Ne olduğunu ne için taşındığını bilmediğim bir kimliği bana haykırtan gerçeklik beni bu mücadeleyle buluştururken de bana Kızılbaş Aleviyim dedirtti. Günün sonunda Rêya Haq süreğinde bir Kürt kadını olarak ben varım diyorum. Hangi kimliğim yaralıysa beni oraya sardıran devrimciliğim kucağıma bir dolu kimlik yığdı. Bu kimliklerden birini seç demedi, bu kimlikleri hep beraber taşıyalım dedi. Bu yükü birlikte taşıyoruz.

İdris-i Bitlisi üzerinden yürütülen tartışmaların Alevi toplumunda yarattığı hassasiyetin anlaşılır ve anlatılabilir olduğunu biliyoruz. Bir güvercin tedirginliğinde yaşayan Alevi toplumunun Kürt Özgürlük Hareketi gibi büyük değerler yaratmış bir mücadeleden büyük beklentileri olmasa bu hassasiyetleri oluşturmayacağını da biliyoruz. Bu mücadelenin kurucu karakteri yan yana gelenlerin Alevi, Sünni, Kürt, Türk, kadın ve erkek kimlikleriyle oluştu. Bunun mürekkebinde birlikte yaşamak ve birlikte kazanmak var. Demokratik ulus perspektifiyle devrimci öncülük rolünü belirleyen bir hareketin halklar aleyhine yaşanması, düşünmesi dahi mümkün olamaz. O nedenle güvercin tedirginliğini birlikte yaşama cesaretine dönüştürecek güçle Barış ve Demokratik Toplum zamanına katılmanın inancıyla yol bir sürek bin bir diyelim…

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Coğrafya hafızadır

Sonraki Haber

Barışın dili eğitimin de dili olmalı

Sonraki Haber

Barışın dili eğitimin de dili olmalı

SON HABERLER

Barışın dili eğitimin de dili olmalı

Yazar: Yeni Yaşam
11 Eylül 2026

Anneannem Rêya Haq, annem Kızılbaş, ben de Alevi…

Yazar: Yeni Yaşam
11 Eylül 2026

Coğrafya hafızadır

Yazar: Yeni Yaşam
11 Eylül 2026

‘Koyunun olmadığı yerde…’

Yazar: Yeni Yaşam
11 Eylül 2026

Fenerbahçe Teknik Direktörü Kartal istifa etti

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Husiler ile Suudi destekli güçler arasında gerilim tırmanıyor: Yemen operasyon başlatacak

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Trump’tan yeni açıklama: İran’la savaş seçimlerden önce bitebilir

Yazar: Yeni Yaşam
10 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır