Faşist AfD, Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu seçimlerinden açık ara farkla en güçlü parti olarak çıktı. Bu ay yapılacak olan Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin seçimlerinde de yüksek oy oranları elde edeceğinden hareket edebiliriz. Reformist toplumsal ve siyasi sol bu sonuçlar karşısında şoke olmuş durumda. Halbuki bu gelişmenin 1990’lardan bu yana devam eden neoliberal politikaların ve son birkaç yılda ivme kazanan militarist dönüşüm çabalarının doğal sonucu olduğunu en iyi solun bilmesi gerekiyor. Aynı şekilde asıl meselenin sadece faşist partinin seçim zaferi elde etmiş olmasının olmadığını da…
Almanya çoğunluk toplumundaki faşistleşme sürecinin hızlandığını kanıtlayan bu seçim sonuçları, Avrupa’nın diğer ülkelerinde de gözlemlenebilen bir fenomene işaret ediyor: Sanayisizleştirilmiş, yoksullaştırılmış ve yapısal olarak geride bırakılmış bölgelerdeki seçmenler, reformist solu artık alternatif olarak görmediklerinden, faşist partilere yönelmektedirler. Perspektifsizlik, yoksunluk, dışlanmışlık hissi ve güvensizlik sarmalında olan bu kesimler, egemen siyasete ve uygulanan politikalara karşı çıkmakta, ama özünde aynı politikaları, hem de daha radikal biçimde uygulamayı savunan faşist partileri tek alternatif olarak görmektedirler.
Seçimin yapıldığı Saksonya-Anhalt eyaleti bunun iyi bir örneğini teşkil etmektedir. Bu eyalet 1990’da Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin Batı tarafından ilhakından sonra büyük ölçüde sanayisizleştirilmiştir. Alman tekelleri üretken ve rekabet gücü olan kamu malı işletmeleri gasp ederlerken, rekabet gücü olmayanları da iflasa sürüklemişlerdir. Eyaletin siyaset, ekonomi ve kültür alanlarındaki üst düzey yöneticileri halen Batı Almanya’dan gelenlerle doludur. Eyalet nüfusunun beşte birinden fazlası yoksulluk sınırı altına yaşamak zorunda. Saksonya-Anhalt yüksek işsizlik oranları, genç nüfusun Batı’ya göç etmesi, Almanya çapında en yüksek yaş ortalamasına, ama yaşam beklentisinin ortalamadan düşük olmasıyla dikkat çekiyor. Yapılan araştırmalar bu eyalette yaşayanların ezici çoğunluğunun egemen siyasete, hatta AfD dışında tüm partilere, sosyal ve ekonomi politikalarına, militarist dönüşüme ve savaş hazırlıklarına karşı çıktıklarını göstermektedir.
Aslına bakılırsa böylesi bir durum sol muhalefet açısından ideal koşullar oluşturmaktadır. Ancak Sol Parti sadece yüzde 8,6 oy alabilmiştir. Alman reformizmi haklı toplumsal hiddeti temsil etmek ve geniş toplumsal kesimlerin maddi çıkarlarını sınıf politikası çerçevesinde birleştirmek yerine, toplumdan bağını koparmış ve egemen siyasete eklemlenme çabasına girmiştir. Antifaşizmi sadece “AfD’yi engellemek ve demokrasiyi korumak” olarak algılayan Sol Parti alternatif olamadığını göstermiştir. Buna karşın faşist AfD ise toplumsal güvensizlik ve perspektifsizlik ortamından, “Alman halkının çıkarlarını savunan tek siyasi formasyon” görüntüsüyle güç kazanabilmiştir. “Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir” misali, yoksulların ve çalışan sınıfların çıkarlarının tersini savunan, sorunları yaratan politikaları daha radikal biçimde uygulamak isteyen ve sermaye çıkarlarını temsil eden faşist AfD bu nedenle “tek ve gerçek alternatif” olarak algılanmaktadır.
Faşist parti egemen siyasetin bağrında doğmuş, egemen siyaset tarafından büyütülmüş ve egemen siyasetin uyguladığı asosyal, antidemokratik ve militarist politikalar sayesinde güçlenmiştir. Reformist solun çelişkili tutumu da bu gelişmeye katkı sağlamıştır. Faşist AfD’nin güçlenmesi, topluma ve siyasete sağdan uygulanacak baskıları artıracağından ve toplumsal tepkinin sisteme zarar vermeyecek kanallara akmasını sağlayıp, toplumsal direniş mekanizmalarını parçalayacağından, özünde egemen siyasete yaramakta, verili sınıf tahakkümünü güçlendirmeyi sağlamakta ve Alman emperyalizminin savaş hazırlıklarına toplumsal rıza verilmesine katkı sunmaktadır. Faşist AfD’ye karşı verilecek mücadele, faşist partiyi yaratan temel koşullara karşı verilmesi gereken mücadele ile olanaklıdır. Alman reformizmi artık antifaşizmin kapitalizm ve emperyalizm karşıtı bir temel üzerine kurulu olmak zorunda olduğunu kavramalıdır. Aksi takdirde Alman solu, sınıf mücadeleleri tarihinin çöplüğünde yer almaktan kurtulamayacaktır.









