Türkiye, çatışmanın fiilen durduğu ama siyasal-hukuki dönüşümün bir türlü başlamadığı bir evreden geçiyor. Çerçeve yasa bu evrenin kapısını açtı; ancak kapının arkasındaki oda henüz döşenmedi. İktidar süreci araçsallaştırma hesabını sürdürüyor. Süreç durmuş değil, ancak iktidar türlü hesaplar içinde ve yavaş işliyor. Adına yasa demenin bile zor dolduğu dar yasa ile geniş beklenti arasındaki uçurumdan ve barışın henüz ortak bir demokratik sözleşmeye dönüşmemiş olmasından kaynaklı kaygılar artıyor.
2025’in temposu, 2026’nın freni
2025 yüksek tempolu bir yıl oldu. Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı, PKK’nin Mayıs’taki fesih kararı, 11 Temmuz’da Süleymaniye’deki silah yakma töreni, Meclis Komisyonu ve Şubat 2026 raporu çatışmasızlığı görünür kıldı. 10 Ağustos 2026’da 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun 467 oyla Meclis’ten geçti, 18 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlandı. Ne var ki yürütmenin insafına göre realize edilecek olan o yasa orada duruyor, işlemiyor. Soruşturma, dava ve infaz ertelemeleri, PKK/KCK’nin fiilî varlığının bittiğinin ve silah-mühimmatın teslim edildiğinin tespitini ve bunun da MGK kararıyla ilanı ve ardından açılacak altı aylık başvuru süresine bağlanmış adeta bir pranga söz konusu.
İktidar, köklü ve tarihsel Kürt meselesine hâlâ demokratik dönüşüm yerine “terörü bitirme” penceresinden bakıyor; teyit olmadan hukukun işlemesini istemiyor. AYM ve AİHM kararları bile yasaya endekslenmiş durumda. Kayyımlar sürüyor. Hukuksuzluklar devam ediyor.
Oysa silahlı sürece son verip, siyasal alana geçmekte, demokratik mücadeleyi büyütmekte kararlı görünen bir Kürt Hareketi var. Irak’taki çekilme, toplama noktaları, Kandil’in statüsü, Avrupa yapısı ve Suriye bağlantısı teknik-siyasal dosya olarak rafta duruyor. Öcalan’ın durumu da belirsizliğini koruyor. Böyle giderse teyit-tespitin ekimden yeni yıla sarkabileceği bile konuşuluyor.
Dar yasa, geniş beklenti
Kürt Hareketi ve Öcalan hattı bunu “kök yasa”nın ilk halkası, yani yerel demokrasi, eşit yurttaşlık, anadil, kayyım uygulamasının sonu ve İmralı’daki çalışma koşulları için zemin olarak okuyor. Yasa, 2005 öncesi “ağırlaştırılmış müebbet” ve “kasten öldürmeyi” kapsam dışı bıraktı. Bu, siyaseten güven üreten bir adım değil.
İktidar geçici, bir kerelik ve örgüt odaklı bir düzenleme yaptı. Demokratikleşmeye odaklı değil. “Önce silah, sonra yasa” diyor. Kürt Hareketi ise “silah, demokratik siyasete giriş için bırakıldı; demokratik adımlar yazılmadan süreç kilitlenir” yönlü açıklamalar yapıyor. Bu konu henüz aynı takvime bağlanmış değil.
İç dosyayı bölgesel gelişmeler belirliyor
Bilindiği gibi, Kürt meselesi bir bölge ve dahası uluslararası sorun. Suriye, İran, Irak var ve ABD’nin Kürt kartını yeniden tarif etmesi de eklenince ve diğer uluslararası güçlerin müdahalesi de söz konusu olunca Ankara sürece oynama olanağı yaratıyor. Barış iç mesele olduğu kadar jeopolitik bir denge işlemi halinde değerlendiriliyor. Toplumsal meşruiyet ise hassasiyetini koruyor. 2013-2015’in çöküş hafızası canlı, milliyetçi kesimin ajite hali sürüyor, bazı tarihsel göndermelerden kaynaklı olarak Alevi hassasiyeti var, buna muhalefetin dağınıklığı ve iktidarın “seçime endeksli süreç” hesabı da eklenince iktidar adım atma hızını düşürüyor.
Toplum barışta birleşiyor, yöntemde ayrışıyor
Her toplumda olduğu gibi homojen bloklar yok. Her kesimde üç temel katman var. Çatışma bitsin diyenler, çözümün içeriğine bakanlar ve süreci iktidarın ömrünü uzatma operasyonu sayanlar…
Kürt toplumunda silahın susması rahatlama üretiyor; ama “ne kazandık?” sorusu büyüyor. Cezaevleri, kayyımlar, dil ve yerel yönetim gibi sorunlar somutlaşmazsa destek, ateşkes memnuniyetinde kalır gibi görünüyor. İktidar tabanında ise “Terörsüz Türkiye” dili işliyor. Ana muhalefet partisine yönelik hukuksuzluk devam ediyor. Kürt sorunu, çözüm ve demokratikleşme konuşulmuyor. MHP’nin sahiplenmesi milliyetçi direnci kırmış olsa da anayasal tanınma, yerel yönetimin güçlenmesi ve Öcalan’ın görünürlüğü hâlâ tepkiyle karşılanıyor.
Kırılgan eklem: Alevi meselesi
Tarihsel analoglar Alevi hafızasında kıyım çağrışımı yapıyor. Tartışma Kürt-Alevi düşmanlığı değil; hangi anlatının barışın zeminini güçlendireceğinde yatıyor. Alevi kamuoyunda sürece ilkesel destek var; onca acı çekmiş, katliamlardan geçmiş Aleviler kadar barışa meftun bir inanç olamaz. Ancak tarihsel göndermelere derin kuşku var. Bu alanı kaşıyarak uçurum yaratmak isteyen güçler karşı dikkatli olmak gerek.
‘Hareket bölünecek’ vaazı sürecek gibi…
Bazı odaklar silahlı hareketin yeni bir aşmaya evrilmesinde, siyasal birliğin zaafa uğramasını umuyor. Sürecin uzaması ve atılmayan adımların yarattığı boşlukta “Zaten dağılacaklar” denirse kalıcı barışın anlamı zayıflar; süreç örgütün iç tasfiyesine indirgenir hesabı yapılıyor. Öcalan-Avrupa-Kandil-Demirtaş üzerinden fay hatları saptanıyor. Bunu “Kürtler bölündü” diye şişirmek için işleyen bir mekanizma iş başında. Hesaplardan biri ya süreç başarısız olsun ya da başarılı görünürken Kürt siyaseti evcilleşmiş, parçalanmış ve muhalefetten kopmuş hale gelsin isteniyor.
Asıl eşik ve Sadiye Demirtaş’ın sitemkâr özlemi
Özcesi asıl eşik çerçeve yasa değil, olması gereken demokratikleşme… Gelişme yerel demokrasi, hukuk, dil, cezaevi ve eşit yurttaşlık alanında çözüm üretirse süreç hızlanır. Diyarbakır eski Belediye Eş başkanı Selçuk Mızraklı yedi yıl sonra hapisten çıktı. On yıldır tutsak olan koğuş arkadaşı Demirtaş’ın annesi Sadiye Demirtaş’ı ziyaret edince iç burkan bir soru soruldu; “Sen niye tek geldin?” Yüzlerce binlerce anne evlatlarına aileler yakınlarına önce kavuşmak istiyor. Toplum, süreci uzatmadan hızla demokratik adımların atılmasını bekliyor.









