• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
11 Eylül 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Özgür Müftüoğlu

Sosyal yıkım programı: OVP

11 Eylül 2026 Cuma - 23:00
Kategori: Özgür Müftüoğlu, Yazarlar

AKP, iktidar olduğu 2002’den bu yana sadakatle uyguladığı neoliberal politikalarla toplumun geniş kesimlerini açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, güvencesizliğe itmek pahasına ulusal ve uluslararası sermayenin çıkarlarının savunucusu olmayı tercih etmiş ve bu çerçevede kapitalizmin uluslararası kurumlarının belirlediği politikaları yaşama geçirme gayretinde olmuştur. Geçtiğimiz hafta 22.’si açıklanan ve 2027-2029 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) da daha önceki OVP’ler gibi, 24 yıllık AKP iktidarının sınıfsal tercihlerini yansıtmaktadır.

OVP (2027-2029), 2023 seçimleri sonrasında ekonomi yönetiminin başına getirilen Mehmet Şimşek’in uygulamakta olduğu neoliberal politikaların -sermaye dışı toplum kesimlerin aleyhine olacak biçimde- revize edilmiş halini en “katı” biçimiyle sürdürme niyetinin beyanı olarak görülebilir. Şimşek yönetiminde hazırlanan OVP’lerin “katı”lığı, -yarattığı sosyal yıkımı görmezden gelerek daha da derinleştirmesinin yanı sıra- programda belirlenen hedeflerin genel bütçedeki belirleyiciliği ve hükümetin ekonomi politikalarına yön verme ayrıcalığına sahip olmasından kaynaklanır. Bu bağlamda yeni OVP’de yer alan hedeflerden hareket ederek 2027 bütçesini ve önümüzdeki yıl uygulanacak ekonomi politikalarını öngörmek mümkündür. Dolayısıyla Meclis içi ve Meclis dışı muhalefet ile sendikalar, meslek örgütleri vb. 2027 bütçe teklifinin hükümet tarafından Meclis’e getirilmesini beklemeden OVP’de benimsenen politikalara ve hedeflere göre mücadele programlarını hazırlayabilirler (Mücadele etmek gibi bir niyetleri varsa tabi.).

Üç yıldır uygulanmakta olan Şimşek programının devamı olan yeni OVP’yi anlamak  için üzerinde uzun uzadıya bir inceleme yapmaya gerek yoktur. Zira 2023’ten bu yana belirlenen hedeflerin isabetsiz olması, uygulanan politikaların yanlışlığı ve bunların yarattığı ekonomik ve sosyal tahribat sadece ücretler üzerinden bile görülebilir.

Şimşek programının önceliği olan enflasyonla mücadelede “ücretler”, enflasyonun ana sebebi olarak görülmekte ve ücretleri baskılama politikası izlenmektedir. Bunun için ücretlerin belirlenmesinde “hedef enflasyonun esas alınması ve asgari ücrete yılda bir kez artış yapılması” uygulamasına geçilmiştir. Bu nedenle 2026 yılında asgari ücret ve toplu iş sözleşmelerinde ücret artışları Merkez Bankası (MB)’in 2026 enflasyon hedefi olan yüzde 16 oranı esas alınarak belirlenmiştir. Oysa yılın ilk 8 ayında enflasyon, -çarşı pazardaki fiyat artışlarını örtbas etmek için gerçekleri çarpıtmayı görev edinmiş- TÜİK’in rakamlarıyla bile hedeflenen yüzde 16 oranının yaklaşık iki katıdır (yüzde 31.5). OVP’nin yıl sonu için enflasyon tahmini ise MB’in yüzde 28 olan tahminin de üzerine çıkarak yüzde 28.4 olarak revize edilmiştir.

OVP ve MB’nın yıl sonu enflasyon tahminini revize etmesi, milyonlarca emekçinin yaşam geliri olan ücretler üzerinden oynanan “hedef enflasyon” oyununun nasıl bir fiyaskoya dönüştüğünün ilanı olarak da okunabilir! Bu oyunun emekçilere bedeli ise 10 Eylül’de DİSK-AR tarafından yayımlanan Ücret Kayıpları İzleme Raporu (Eylül 2026)’nda açıkça ortaya konmaktadır. Rapora göre ortalama işçi ücretlerinin vergi ve enflasyon nedeniyle kaybı 20 bin 612 TL’dir. Belirlendiği 2025 Aralık ayında bile açlık sınırının altında olan asgari ücret, yılın sekizinci ayında 6 bin196 TL kaybederek Türk İş’in Ağustos ayı için belirlediği açlık sınırı olan 33 bin 388 TL’nin yaklaşık yüzde 20 gerisine düşmüştür. Bu durumda ücretlilerin yarıya yakınının geliri olan asgari ücretin yıl sonuna kadar açlık sınırının dörtte birine düşmesi sürpriz olmayacaktır. Asgari ücretle arasındaki fark arttıkça ücretlerin enflasyon, vergi ve kesintiler karşısındaki erime oranı da artmaktadır. Buna göre yılın ilk 8 ayında asgari ücretin 1.5 katı olan ücretlerin yüzde 38.4’ü, 2 katı olan ücretlerin yüzde 44.7’si, 2.5 katı  olan ücretlerin yüzde 46.7’si ve 3 katı olan ücretlerin ise yüzde 47.6’sı reel olarak gerilemiştir.

Ücretler bir ekonomide sınıflar arası güç dengesinin en bariz göstergesidir. Bu bağlamda DİSK-AR’ın tespit ettiği reel ücret kayıpları AKP iktidarının sınıfsal tercihlerini ve bu tercihleri yaşama geçirirken özellikle son 10 yılda inşa ettiği otoriter rejimin yarattığı “zor” sayesinde de olsa toplumda rıza üretebildiğini gösterirken aynı zamanda Türkiye işçi sınıfının zayıflığını da gözler önüne sermektedir. Bu durumda emek örgütlerinden, emekçilerin içinde bulunduğu koşulları ortaya koyan araştırma faaliyetlerinin yanı sıra onların ekonomik ve sosyal kayıplarını geri alacak bir mücadeleyi de örgütlemesi beklenir. Bu da sınıfsal tercini açık biçimde ortaya koymuş ve inşa ettiği otoriter rejim sayesinde emekçileri ezen, açlığa yoksulluğa iten iktidarla uzlaşarak değil, emekçi kesimlerin tamamını kapsayan bir mücadele programıyla sağlanabilir!

İktidara karşı muhalefet ettiğini iddia eden siyasi yapılardan beklenen ise sadece ücretli emekçiler değil uygulanan ekonomi politikalarının ekonomik ve sosyal haklarını gasp ederek yoksullaştırdığı sermaye dışında kalan tüm kesimler (küçük üretici, esnaf, çiftçi vb.) için alternatif bir ekonomik program ortaya koymasıdır. Ancak Türkiye’de yaratılan ekonomik ve sosyal yıkımın temelinde giderek otoriteleşen rejim olduğunu da unutmamak gerekir. Dolayısıyla bu yıkıma karşı gerçekleştirilecek bir mücadelenin sadece ekonomik değil aynı zamanda otokrasiye karşı demokratikleşmeyi de içermesi gerekir ki bunun için toplumsal barışın da savunulması elzemdir!

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Elbette burası

Sonraki Haber

DEM Parti heyeti 14 Eylül’de İmralı’ya gidecek

Sonraki Haber

DEM Parti heyeti 14 Eylül'de İmralı’ya gidecek

SON HABERLER

DEM Parti heyeti 14 Eylül’de İmralı’ya gidecek

Yazar: Yeni Yaşam
11 Eylül 2026

Sosyal yıkım programı: OVP

Yazar: Yeni Yaşam
11 Eylül 2026

Elbette burası

Yazar: Yeni Yaşam
11 Eylül 2026

Umut zaferden daha önemlidir

Yazar: Yeni Yaşam
11 Eylül 2026

Çözüm süreci: Kapı açıldı, oda boş!

Yazar: Yeni Yaşam
11 Eylül 2026

TMMOB arz güvenliği masalına noktayı koydu

Yazar: Yeni Yaşam
11 Eylül 2026

Çirkin Kral: Yeşilçam’a atılan ‘Kürt’ çiziği

Yazar: Yeni Yaşam
11 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır