Yapay zekaya dünyanın en büyük rüşvet olaylarını sorunca, ABD’den Çin Halk Cumhuriyeti’ne kadar devlet başkanlarına, bakanlara verilen milyarlarca dolarlık rüşvet skandallarını size sıralıyor. Türkiye’de ise 17-25 Aralık soruşturmaları ve Reza Zarrab’ın ABD mahkemelerindeki itiraflarıyla doğrulanan kamu bankası ihaleleri ve altın ticareti için bakanlara verdiği milyonlarca avroluk rüşvet başı çekiyor. İşin içinde para dışında alıp verilen daha başka şeyler de var elbet.
Bana kalırsa son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu için Kılıçdaroğlu’nun Ümit Özdağ’a, bakanlık, MİT vb. kurumların kontrolünü sunması, tarihimizin en büyük rüşvet skandalıdır. Ülkenin iç işlerini, istihbaratını ırkçı faşist bir anlayışın kontrolüne vermek kadar topluma zarar verecek ve parayla ölçülemeyecek büyüklükte bir rüşvet sanırım yoktur. CHP’li belediyelere yönelik siyasi operasyonlarla gündeme gelen yolsuzluklar için, arınmaktan, dürüstlükten dem vuran Kılıçdaroğlu, her şeyden önce bunun hesabını vermelidir. Bu kangren olmuş ve artık neredeyse kurumsallaşmış kötülük, devletin en tepesinden belediyelere, siyasetçilerden gazetecilere kadar toplumu çürütmeye ve birilerini zenginleştirirken halkı yoksullaştırmaya devam ediyor. Şantaj ve tehdit de rüşvet düzeninin önemli araçları. Siyasetçi veya bürokratın saptanan bir açığının ifşa edilmemesi karşılığında da çıkar elde etmek yaygın yozluklardan. Yolsuzluklara, liyakatsızlıklara göz yummak, sen oradan çalarken ben de buradan yürüteyim, sen bunu görmezlikten gel, ben de senin hırsızlığına ses çıkarmayayım türünden alışverişlerin artık bir piyasası bile var!
Bunlardan daha vahim olanı rüşvetin, hayatın parçası haline gelmesi, toplumun bunu kanıksaması, olağanlaşması. Bunu sağlamak, kirli düzenlerini perdelemek için sanatı kullanmaktan da geri durmuyorlar. Türkiye’de onlarca iş cinayetinin faili, ormanların, kömür uğruna yok edip paraya devşiren 5’li çetenin LİMAK’ı, bu amaçla Senfoni Orkestrası bile istihdam ediyor! Akbelen Ormanları’ndan yükselen çığlıklara kulaklarını tıkayıp para için şarkılar söyleyen Tenor Murat Karahan gibi yandaşlar da bulabiliyor sermaye. İzmir’deki konserde, Nihat Özdemir, Demirören tayfası, daha önce AKP belediye başkan adayı Hamza Dağ’ın aynı orkestrayla arzı endam ettiği yerde bu kez devletin ve hazinenin başındakilerle buluştu. Eşleri de dahil, iktidarla sarmaş dolaş verilen pozlar sermaye-devlet ilişkisi ve kirli ağları da görünür kıldı.
Halk adına siyaset yapmaya, belediye başkanlıklarına soyunanların bu çarka bulaşmamış olmasının önemi her geçen gün daha da anlaşılır oluyor. İktidarın hedefindeki belediyelerde, operasyonların en elverişli aparatları, küçük de olsa ranta bulaşanlardan seçilip “itirafçı-iftiracı” yapılıyor. Bunların iktidar ortağı belediyelere yapıldığını düşünsek ne kirli çamaşırlar ortaya serilir kim bilir. Yukardakilere benzer, ilginç bir belediye-iktidar iş birliği İzmir Selçuk ilçesinde yaşanıyor. Efes Antik Kenti önünde, birinci derece arkeolojik sit alanında bakanlığın başlattığı “Karşılama Alanı” inşaatı, gözle görülür bir tarih katliamıydı. Şimdilerde durdurulduğu söylense de yanından geçerken bile içeriye taşınan beton blokları fark etmek mümkün. EGEÇEP’in, inşaatın yasa dışı olduğu yönünde açtığı davanın keşfinde, bırakın arazinin altında daha önce tespit edilmiş Bizans Kilisesi’ni, park yeri için kullanılan betonların etrafında bile kolaylıkla fark edilen antik kalıntı parçaları dikkat çekiyordu.
Bu keşfe, Selçuk Belediyesi’nin de müdahil olacağı beklentisiyle gitmiştik. Acı gerçekle, CHP’li (Şimdi Yeni Parti) Belediye’nin projeye onay imzasını gördüğümüzde yüzleştik. Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel bırakın itiraz etmeyi projeyi desteklemiş! Nedenini ise Selçuk halkından dinledik: Filiz Hanım’ın eşi, ne tesadüftür ki Şirince’deki tarihi mekân Artemis ve Taş Mektep’i kamudan kiralayan Sengel Grubun patronu! Selçuk esnafı da doğal olarak bu projenin Artemis’i kaybetmemek adına onaylandığını düşünüyor. “Projeye karşı çıkma, Artemis sende kalsın!” anlaşmasına dair bir belge de yok elbet. İktidarın muhaliflerini sindirmek için yaptığı siyasi operasyonları bir kenara koyalım. Ortaya serilen kirli çamaşırlar yenilir yutulur şeyler değil. Belediyeler, gerek emek karşısında kendi işçilerine karşı tutumlarıyla, gerek tarihi miras ve ekolojik duyarlılıklarıyla mensubu oldukları partilerin vitrinleridir. AKP’nin vitrini, Gökçek gibi “çekirgelerle” dolu. AKP’ye sıçramada onu aratmayan CHP’liler ise Yeni Parti’nin kamburunu oluşturuyor. Bütün bunlardan çıkarılacak ders ise seçim süreçlerinin halkın gözü önünde şeffaf yürütülmesini, toplumun, demokratik mekanizmalar işleterek sürece dahil edilmesini ve kıyısından köşesinden de olsa ranta bulaşmış hiç kimsenin aday yapılmamasını sağlamak olmalı…









