‘Jin Jiyan Azadî’ devriminin 4. yılında kadınların öncülük rolünü, zindan direnişini ve mücadele felsefesini değerlendiren KJAR Sözcüsü Rozerin Kemanger, ‘Jin Jiyan Azadî’ bir slogan değil yaşam felsefesidir’ dedi
Jîna Mahsa Emînî’nin İran ahlak polisleri tarafından katledilmesinin ardından başlayan “Jin, jiyan, azadî” eylemlerinin dördüncü yıldönümünde, Doğu Kürdistan Özgür Kadınlar Topluluğu (KJAR) Dış İlişkiler Komitesi Sözcüsü Rozerin Kemanger gelişmeleri değerlendirdi. JINNEWS‘ten Öznur Değer’in sorularını yanıtlayan Kemanger, “Jin, jiyan, azadî” felsefesinin tarihsel birikimini, kadınların öncülük rolünü ve zindan direnişlerini aktardı.
Örgütlülük öncülüğe dönüştü
16 Eylül 2022’de başlayan eylemler öncesinde de halkın ve kadınların rejime karşı direnişte olduğunu belirten Rozerin Kemanger, Merivan’da Şilêr Resulî’nin maruz kaldığı tecavüz saldırısı sonrası gelişen serhildanı örnek gösterdi. Jîna Emînî’nin katledilmesiyle birlikte bu birikimin enternasyonalist bir karakter kazandığını belirten Rozerin Kemanger, toplumsal dinamiklerin değişimini şu sözlerle aktardı:
“Kürdistan’da yıllardır mücadele verildiği için kadınlar zaten örgütlü… Kadınların öncü potansiyeli vardı ancak devrim süreciyle beraber örgütlülük öncülüğe dönüştü ve Kürt kadınlar devrimin öncüsü oldular. Kadınlar, toplumun tüm kesimlerini sokağa çağırıyordu. ‘Jin, jiyan, azadî’ devriminde toplumun tüm kesimleri ortak bir havuzda birleşti.”
50 yıllık mücadelenin yarattığı felsefe
Sloganın ve eylemselliklerin aniden ortaya çıkmadığını, tarihsel bir kökene sahip olduğunu vurgulayan Rozerin Kemanger, “Jin, jiyan, azadî” ifadesinin evrensel bir kadın felsefesi haline geldiğini kaydetti. Rozerin Kemanger, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kürt kadınların en az 50 yıldır yürüttüğü mücadele bir felsefe yarattı. Şunun altını çizmek gerekiyor: ‘Jin, jiyan, azadî’ birden oluşmadı. Önce söylenip sonra mücadeleye dönüşmedi. ‘Jin, jiyan, azadî’ bir mücadelenin sonucunda ortaya çıktı. Bu felsefe de eşsiz bir direniş sonucunda ortaya çıktı.”
Zindanlar mücadelenin merkezi oldu
İran rejiminin toplumsal muhalefete ve kadın hareketine karşı idam politikasını derinleştirdiğini belirten Rozerin Kemanger, cezaevlerindeki özel savaş uygulamalarına dikkat çekti. Rejimin tutsaklar üzerinde “nidametgâh” (pişmanlık) politikasını dayattığını ifade eden Rozerin Kemanger, siyasi kadın tutsakların bu yaklaşımı boşa çıkardığını şu cümlelerle vurguladı:
“Başta Werişe Muradî, Zeynep Celaliyan ve Pexşen Ezîzî olmak üzere çok sayıda kadın tutsak, zindanın nidametgâh alanı olmadığını gösterdi. Zindan, mücadelenin merkezi hâline geldi. Aynı zamanda toplumun perspektifi oldu.”
Geri dönülemez kazanımlar ve yol haritası
Rejimin idamlara ve baskılara başvurmasının gücünden değil güçsüzlüğünden kaynaklandığını savunan Rozerin Kemanger, son dönemde en az 500 kişinin katledildiğini dile getirdi. Kadınların zorunlu hicap dayatmasına karşı kendi bedenleri üzerindeki karar hakkını savunduklarını hatırlatan Rozerin Kemanger, KJAR’ın “demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü” toplum paradigması doğrultusunda 17 kadın örgütüyle ortaklaşma zemini yakaladıklarını belirtti.
Rozerin Kemanger, “Artık dört yıl öncesine dönülemez. Bu felsefeyi nostaljikleştirmeden yaşamsallaştırmak için çalışmalıyız” diyerek mücadeleyi büyütme çağrısında bulundu.
HABER MERKEZİ









