İran Özgürlük Üyesi Azam Bahrami, ‘Jin, jiyan, azadî’ protestolarının ardından geçen süreçte kadın mücadelesinin geldiği yer için, ‘İran’da direnen kadınlar, gündelik hayattaki her küçük direniş eyleminin daha büyük bir mücadelenin parçası olduğunu biliyor. Sıradan hayatın kendisini sürekli bir direniş biçimine dönüştürmenin de tarih yazmanın bir yolu olduğunun farkındalar’ dedi
İran’ın başkenti Tahran’da Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından başlayan protestolarda sokağa çıkan kadınların haykırdıkları “Jin, jiyan, azadî” sloganı ve etkisi tüm dünyada yankı buldu. İran ve Rojhilatlı kadınların mücadelesi Türkiye’den Avrupa’ya, Asya’dan Hindistan’a kadar çok sayıda ülke tarafından sahiplenildi. İranlı kadınlarla dayanışmak amacıyla alanlara çıkan kadınlar, “Jin, jiyan, azadî” sloganı etrafında birleşti. Jîna Emînî şahsında katledilen kadınların anısına dayanışmayı ülke ülke büyüten kadınların kimi saçlarını kesti, kimi yasaklı olan sokaklarda dans ederek şarkı söyledi kimi de öfke ve isyanını tek bir yere yöneltti.
‘Kadınlar yaygın sivil itaatsizliğe geçti’

İranlı kadınların bu toplumsal dönüşümdeki rolüne ve karşı karşıya kaldığı politikalara dair konuşan İran Özgürlük Kongresi üyesi Azam Bahrami, geçen süreçte İran’daki kadın mücadelesinin geldiği yer için, “Bugün bunun en görünür biçimi, zorunlu başörtüsü kurallarına açıkça uymayı reddetmek. Bu aynı zamanda bireysel, tekrarlanan ve büyük ölçüde lidersiz bir direniş biçimi. ‘Yoğunlaşmış protesto’dan ‘yaygın sivil itaatsizlik’e geçiş, son dört yılın en önemli gelişmelerinden biri” dedi.
‘Hükümet strateji değiştirdi’
Aynı zamanda hükümetinde stratejisini değiştirdiğini söyleyen Azam Bahrami, “Doğrudan sokak şiddetine ve kitlesel öldürmelere dayalı yöntemlerden, idari, teknolojik ve ekonomik kontrol biçimlerine doğru kaydı. Bunlar arasında sözde “Hijab ve İffet” düzenlemeleri, yüz tanıma kameraları, işletmelerin zorla kapatılması ve kadınları zorunlu başörtüsü kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle ihbar etmeyi sağlayan uygulamalar bulunuyor. Yani baskı mutlaka daha şiddetli hale gelmedi; ancak daha sofistike, yaygın ve müdahaleci bir niteliğe büründü” diye ekledi.
‘Kadın, Yaşam, Özgürlük; ortak protesto dili oldu’
Bir diğer önemli gelişmenin ise hareketin kentli orta sınıfın ötesine geçmesi olduğunu belirten Azam Bahrami, “Kadın, Yaşam, Özgürlük, artık Belucistan ve Kürdistan’daki mücadelelerde olduğu kadar ekonomik zorluklar ve toplumsal adaletsizlik karşısındaki mücadelelerde de ortak bir protesto dili haline geldi” diye belirtti.
‘Cezalandırma artık yalnızca protesto eden kadının kendisine yönelmiyor’
Kadınların içinde olduğu direniş ve protestolara karşı maruz kaldıkları hak ihlalleri arasında; mahkeme kararı ya da yakalama emri olmaksızın keyfi tutuklamalar, avukata erişim olmadan gerçekleştirilen uzun süreli sorgulamalar ve çok sayıda vakada gözaltı sırasında uygulanan fiziksel ve psikolojik kötü muamele bulunduğunu ifade eden Azam Bahrami, “Cezalandırma artık yalnızca protesto eden kadının kendisine yönelmiyor. Onun çevresindeki sosyal ve ekonomik ağlar da giderek hedef alınıyor. Bu, baskının niteliğinde önemli bir stratejik değişime işaret ediyor” dedi.
‘Sıradan hayat sürekli direniş biçimine dönüşmeli’
Azam Bahrami, ‘Jin, jiyan, azadî’ protestolarının başarısını üç başlık altında toplayarak, “Bana göre en önemli başarı, toplumsal normların dönüşmüş olması. İkinci önemli başarı, kısıtlamalara, baskıya ve kadınların bedenleri ve hayatları üzerindeki kontrole karşı mücadele etrafında kuşaklar ve sınıflar arasında bir bağ kurulmuş olması. Üçüncü başarı ise uluslararası görünürlük” diye belirtti.
Azam Bahrami, İran’daki kadın direnişine dair şunları ekledi:
“İran’da direnen kadınlar, gündelik hayattaki her küçük direniş eyleminin daha büyük bir mücadelenin parçası olduğunu biliyor. Sıradan hayatın kendisini sürekli bir direniş biçimine dönüştürmenin de tarih yazmanın bir yolu olduğunun farkındalar. O an önemsiz gibi görünse bile, bu eylemler görülüyor, hatırlanıyor ve kayda geçiriliyor.”
Haber: Necla Demir Arvas \ MA









