İHD, Amed, Êlîh ve Colemêrg’de kayıp yakınları ve hak savunucularının yaptığı açıklamalarda ‘Tüm kayıplarımızın akıbeti ortaya çıkana kadar bu mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz’ mesajı verildi
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınlarının “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla sürdürdükleri eylemleri, Amed, Êlih, ve Colemêrg’te bu hafta da devam etti.
Amed
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla sürdürdükleri eylemlerinin 919’uncu haftasında Rezan (Bağlar) ilçesindeki Koşuyolu Parkında bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi.

Eylemde, kayıpların fotoğrafları taşınarak akıbetlerinin ortaya çıkarılması ve faillerin yargılanması talep edildi. Açıklama öncesi konuşan YENİ Parti Amed Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, şu sözleri söyledi:
“40 yıldan daha fazla süredir devam eden sürecin barışa evrilmesi konusunda hepimiz bir beklenti ve çaba içerisindeyiz. Bu sürecin barışa evrilmesi geçmiş ile yüzleşmenin yolundan geçer. Bir kez daha ifade ediyorum ki adalet sağlanmadan taziye kurulmadan yas bitmez, yas bitmeden barış da sağlanamaz.”
Ardından İHD Amed Yönetim Kurulu üyesi Bawer Çindemir, İbrahim Gündem’in hikayesini okudu. Gündem’in 1952 yılında Hezro’nun Qenderhel Mahallesi’nde dünyaya geldiğini, evli ve 9 çocuk babası olduğunu belirten Bawer Çindemir, ailesiyle birlikte çiftçilik ve hayvancılık yaparak geçimini sağladığını söyledi.
İbrahim Gündem’in 25 Eylül 1991’de gece saat 01.00 sıralarında evine düzenlenen baskında askerler tarafından gözaltına alındığını aktaran Bawer Çindemir, şu ifadeleri kullandı:
“Üsteğmen Kenan Şahin ve beraberindeki bir grup asker tarafından Ahmet Gündem’in evine baskın düzenlendi. Baskında İbrahim Gündem askerlerce gözaltına alındı. Sabah bırakılacağının belirtilmesi üzerine karakola giden Ahmet Gündem’e, ‘gözaltına alınmadı’ yanıtı verildi. İl Jandarma Alay Komutanlığı’na giden Ahmet Gündem, ‘Devleti suçluyorsun, devlet böyle şeyler yapmaz’ şeklinde azarlamalara ve tehditlere maruz kaldı.”
Evi yakıldı, ailesi göç etti
Bawer Çindemir, şu şekilde konuştu:
“15 Şubat 1993 tarihinde asker ve korucular tarafından evi yakılan Ahmet Gündem, 15 kişiden oluşan aile fertleri ile birlikte Diyarbakır merkeze göç etmek zorunda kaldı. İbrahim Gündem’in annesi Meyrem Gündem yıllarca oğlundan gelecek haberi bekledi. Meyrem Ana da tıpkı Berfo Ana, Fatma Ana, Elmas Ana, Asiye Ana ve Arife Ana gibi çocuğuna kavuşamadan bu hayattan gözü açık bir şekilde göçüp gitti.”
Kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması talebini yineleyen Bawer Çindemir, şu sözleri kullandı:
“Bir kez daha bu meydanda haykırıyoruz. İbrahim Gündem ve diğer tüm kayıplarımızın akıbeti ortaya çıkana kadar bu mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz.”
Eylem, İbrahim Gündem ve faili meçhul siyasi cinayetlerde yaşamını yitirenler anısına yapılan bir dakikalık oturma eylemiyle sona erdi.
Êlih
İHD Êlih Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 755’inci haftasında Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi. “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartının açıldığı eyleme, insan hakları savunucularının yanı siyasi parti temsilcileri de katıldı.
Bu haftaki eylemde 10 Eylül 1996 tarihinde Amed’in Pîran (Dicle) ilçesinde katledilen Hatice Atalay’ın failleri soruldu. Hatice Atalay’ın hikâyesini İHD üyesi Hüseyin Elçi okudu. Hatice Atalay’ın oğlu Hacı Atalay’ın anlatımıyla okunan hikâye şöyle:

“10 Eylül 1996 tarihinde gece saat 10:00 ile 11:00 saatleri arasında annem, babam ve komşumuz Hatice Akkoç, evimize yaklaşık 1 kilometre mesafede bulunan ve Dicle Emniyet Müdürlüğünün karşısında bulunan sebze bahçemizi sulamaya gitmişlerdi. Sulama sırası kimdeyse Emniyet Müdürlüğü’ne bilgi veriliyordu. Bu nedenle sulama sırasının bizde olduğu bilgisi daha önceden verilmişti. Annemler bahçeyi sulamaya başladıktan bir süre sonra, Emniyet Müdürlüğü’nün arka kısımlarında bulunan Ziyaret tepesinden orada sürekli olarak konumlanan özel harekât timleri tarafından uzun namlulu silahlarla ateş açılmış. İlk taramadan sonra, bir el silah sıkılmış. Sonra tekrar seri bir şekilde ateş edildiği sırada babam, Emniyete doğru koşarak silah sıkmamalarını söylüyor. Ancak orada bir polis, babama hakaret edip ‘seni de öldüreceğiz’ diyor. Babam, annemin yaralandığını ve hastaneye yetiştirmek istediğini söylüyor. Ancak sabah saat 06.00 ya kadar oyalıyorlar. Sonra olay yerine savcı ve doktor getiriliyor. Ancak annem ölmüştü. Hastanede işlemler bittikten sonra cenazesi bize teslim edildi. Emniyet yetkilileri, olay yerinde mermi bulamadıklarını ve olayla ilgilerinin olmadığını söylediler. Oysa babam karakoldayken sokağa çıkma yasağı vardı. Kendisine ‘Siz de dışarı çıkmasaydınız’ demişlerdi.”
Colemêrg
İHD Colemêrg Şubesi, eylemlerinin 245’inci haftasında, 25 Eylül 1995 tarihinde Gever’e bağlı Karlı köyünde katledilen Sait Akın’ın faillerinin yargılanması talebinde bulundu.

Gever’de bulunan Sanat Sokağı’nda düzenlenen eylemde, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” pankartı ve yaşamını yitirenlerin fotoğrafları taşındı. Açıklama metnini İHD Colemêrg Şube Eşbaşkanı Ozan Akbaş okudu.
Musa Anter’i (Apê Musa) anarak konuşmasına başlayan Ozan Akbaş, şunları aktardı:
“Tıpkı 90’lı yılların diğer insanlık suçlarında olduğu gibi, Musa Anter davası da devletin cezasızlık politikasının bir sonucu olarak hafızamıza kazındı” dedi. Ardından Akın’ın hikayesini okuyan Akbaş, “Sait Akın ve akıbeti faili meçhul bırakılan yurttaşlarımız için adalet tesis edilsin. Kayıplarımızı aramaktan ve son kaybın akıbeti ortaya çıkarılana kadar mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.”
Sait Akın’ın hikâyesi
25 Eylül 1995 tarihinde Yüksekova’ya bağlı Karlı köyüne Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul ve komutasındaki askerlerce bir baskın düzenlendiğini belirten Ozan Akbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çocuk, kadın ve yaşlıların da olmasına aldırmadan tüm köylüleri meydana toplayan askerler aile bireylerinin önünde erkeklere ağır işkenceler yaptı. Köy yakınlarında bir sığınak olduğunu ve bu sığınağın kendilerine gösterilmesini istedi. Köylüler patos yapıyordu ve konuşmayanları patosa atmakla tehdit etti. Ardından işkence ile birçok köylüyü operasyon bölgesine götürdü. Gelinen bir tepenin başına önce bir köy sakinini gönderen ekipler belirlenen bir yeri kazmasını istedi. Kazı yapılması ile birlikte sığınaktan bir kişinin çıkarıldığını gören askerler bu sefer Sait Akın’ın sığınağa gidip başka bir tarafı kazmasını emretti. Direnen ve gitmek istemediğini söyleyen Sait Akın’a işkence yapıldı. Akabinde Zorla alana gönderilen Akın, tam kazıya başladığı sırada bölge bomba ile patlatıldı. Askerler olay yerine yanaşmadan köylülere Sait Akın’ın cansız bedenini getirmelerini emretti.
Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul tüm köylülerin katledilme emrini verdi. Köyden kaçmayı başaranlar durumu Hakkari Milletvekiline anlattı. Dönemin Valisi ile görüşen Milletvekili köyde bir katliamın yaşandığını dile getirdi. Olay yerine helikopterle gelen Vali, ölüm emri verilen köy sakinlerinin kadınlardan, çocuklardan, yaşlılardan oluşan siviller olduğunu teyit etti ve çok daha büyük bir katliamın önüne geçti.
Sait Akın’ın cansız bedeni zırhlı araç ile alınıp Yüksekova Devlet Hastanesinin önüne atıldı. Hiç bir işlem yapılmayan cenaze ortada bırakıldı. İHD’li Vahap Canan hastaneye gidip Sait Akın’ın cenazesini teslim aldı. Bununla beraber 9 köy sakini olay yerinde gözaltına alındı. İşkencelere uğrayan köy sakinleri 11 gün sonra adliyeye bile sevk edilmeden serbest bırakıldı. İşkence boyunca köyde yaşanan durumu kimseye anlatmamaları gerektiği söylendi. Konuşan birinden haberdar oldukları anda ailesi ile birlikte ortadan kaldırılacağına dair tehditler edildi. Hala ilgili işkencenin izlerinin vücutlarında yer aldığı köy sakinleri sindirilmek istendi. Akabinde ailesi Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığına Karlı Köyü olayının aydınlatılması için başvuru yaptı. Bu başvurunun ardından çok büyük tehditler alan aile bireylerine sürekli olarak olayı konuşmayın dendi. Tüm hukuki girişimlerin önüne set çekildi ve Sait Akın dosyası faili meçhul bırakıldı.”
Kaynak: MA









