Dünyadaki barış süreçlerinin büyük bir çoğunluğunda yer alan analist ve yazar Vicenç Fisas Armengol, reformların, Kürtlere verilen ‘tavizler’ olarak değil, Türkiye’nin tamamının demokratikleşmesi olarak sunulması gerektiğini vurgulayarak, ‘Bu süreçte silahsızlanmanın her aşamasına somut bir siyasi ya da hukuki adım eşlik etmeli’ dedi
Kürt meselesinin demokratik çözümünü hedefleyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci ikinci yılına girdi. Gelinen aşamada MGK kararları beklenirken, meselenin çözümüne dair ise somut bir adım atılmış değil. Türkiye’deki gelişmeler, uluslararası kamuoyu ve barış çalışmaları alanında faaliyet yürüten isimler tarafından da yakından takip ediliyor. Bu isimlerden biri olan analist ve yazar Vicenç Fisas Armengol, farklı ülkelerdeki birçok barış sürecine katılmış ve çalışmalar yürüten biri.
Barselona Özerk Üniversitesi’nde Barış Kültürü Okulu’nun kuruculuğunu ve 2016 yılına kadar direktörlüğünü yapmış olan Armengol, aynı zamanda barış çalışmaları alanında 70 kitaba imza attı. Armengol, Türkiye’deki süreci ve gelinen aşamayı değerlendirdi. Silahlı bir çatışmanın sona erdirilmesinin ardından birbirini tamamlayan unsurlardan oluşan bir hukuki çerçevenin gerekliliğine işaret eden Armengol, “Yasal siyasete katılımını sağlayacak kanallar, çatışmanın temel nedenlerini ele alan ve yasalaştıran reformlar, ayrıca belirli ölçüde bağımsızlığa sahip bir izleme ve doğrulama mekanizması” dedi.
‘Haklar anayasal güvenceye kavuşturulmalı’
Kürt meselesinin çözümüne dair ortaya konulan çerçeve yasaya dair konuşan Armengol, söz konusu yasanın Kürt meselesinin temelindeki sorunlara değinmediğini aktardı. Armengol, “Bu yasa, hakları tanıyan bir yasa değil. Güvenlik yasası. Geriye kalan her şey ise belirsiz bir yasama sürecine bırakılmış durumda. Bu yasa, devletin güvenlik sorununu önceliyor. Kürtlerin talepleri ise herhangi bir takvim ve güvence olmaksızın sonraya bırakılıyor. Dolayısıyla silahsızlanmayı siyasi bir çözüme dönüştürecek neredeyse her şey eksik; kolektif bir çıkış yolu, gerçek bir entegrasyon programı, yönetici kadronun siyasete katılabileceği bir yol, bağımsız bir doğrulama mekanizması ve demokratik reformlara ilişkin yasal bir taahhüt. Amaç, bu reformları hangi hükümetin iktidarda olduğuna bağlı olmayacak şekilde yasalara geçirmek ve nihayetinde hakları Anayasa güvencesine kavuşturmak olmalı” diye belirtti.
‘Silahsızlanmanın her aşamasına siyasi ya da hukuki adım eşlik etmeli’
Demokratik adımları sürecin en büyük açığı ve gerçek sınavı olarak gördüğünü söyleyen Armengol, ihtiyaç duyulan reformların Türkiye’nin siyasi ve toplumsal aktörleri tarafından tanımlanması gerektiğinin altını çizdi. Armengol, “Yaşanan deneyimler, neyin önce gelmesi gerektiği konusunda farklı hızlarda ilerleseler bile doğrulanabilir bir karşılıklılık ilkesinin benimsenmesini öneriyor. Bu süreçte silahsızlanmanın her aşamasına somut bir siyasi ya da hukuki adım eşlik etmeli. Çerçeve yasa ise bunun tam tersini yapıyor. Yani şeyi tam silahsızlanma koşuluna bağlıyor” diye konuştu.
‘Reformlar Türkiye’nin tamamının demokratikleşmesi olarak sunulmalı’
Hükümetin verdiği sözlerin arkasında durmasına yönelik bir baskının da gerektiğini belirten Armengol, örnek olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın demokratik alanın genişletilmesi ve Kürtçenin özgürlüğüne yönelik daha önceki konuşmalarına atıfta bulundu. Armengol, “Reformlar, Kürtlere verilen ‘tavizler’ olarak değil, Türkiye’nin tamamının demokratikleşmesi olarak sunulmalı” diye kaydetti.
‘Mevcut yasa silahsızlanma düzenlemesi’
Uluslararası barış anlaşmalarına işaret eden ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin 1990 ve 2026 yılları arasında imzalanan 20 barış anlaşmasıyla karşılaştırdığını söyleyen Armengol, Türkiye’nin PKK için önerdiği formülü oldukça sıra dışı olarak tanımladı. Armengol, “Çünkü en az kullanılan seçenekleri bir araya getiriyor. Hukuki düzenleme yok. Ceza davaları yalnızca beş ya da on yıllığına erteleniyor ve yeni bir suç halinde bu imkandan yararlanma hakkı da ortadan kalkıyor. 20 barış anlaşması örneğinin tamamında da yönetimde olmayan üyeler başvuru yapmak zorunda kalmadan serbest bırakıldı; 18’inde ise genel af uygulandı. Burada ise yaklaşık 4 bin tutsağın tek tek başvuru yapması ve devletin gözetimi altında kalması gerekiyor. Yine siyasete geçiş için de herhangi bir yol öngörülmüyor. Yasa, kadronun yasal siyasete katılmasına imkan tanıyan herhangi bir düzenleme içermiyor. Oysa 20 örneğin 18’inde bu vardı. Sonuç olarak, mevcut yasa, bir barış anlaşmasından ziyade silahsızlanma düzenlemesini andırıyor” dedi.
‘Güven adım adım kazanılabilir’
Yasanın “toplumsal bütünleşmeden” bahsettiğini ancak içeriğinin yalnızca ceza hukuku bakımından düzenlemeler içerdiğini söyleyen ve bu anlamda eleştirilerinin olduğunu belirten Armengol, şunları söyledi:
“Devletler diğer süreçlerde Birleşmiş Milletler tarafından yürütülen Silahsızlanma, Terhis ve Entegrasyon (DDR) programını oluşturuyor ve silahsızlanma, terhis ve entegrasyonu birbirinden ayrılmayacak tek bir sürecin parçaları olarak ele alıyordu. Türk devletinin de uluslararası deneyimlerden yararlanarak ve PKK’nin silahsızlanmayı tamamlamasını beklemeden, şimdiden böyle bir program hazırlaması acil bir gerekliliktir. Bu program da yalnızca ceza hukukuyla sınırlı kalmamalı. Eğitim ve istihdam olanaklarını, PKK ailelerine yönelik desteği, ayrıca yaşayacakları mahalle ve köylere de fayda sağlayacak projeleri içermeli. Bütün bunların gerçek güvenlik güvenceleriyle ve bugün olduğundan da çok kapsamlı bir kamuoyu bilgilendirmesiyle birlikte yürütülmesi gerekiyor. Çünkü Türkiye toplumunun önemli bir kısmı, bugün hala düşman olarak gördüğü insanlarla herhangi bir ilişki kurulmasını kabul etmiyor. Hiçbir süreç, toplumun baştan desteğini alarak başlamadı. Güvenin her durumda somut sonuçlar ortaya konularak, adım adım kazanılması gerekti. Bu nedenle umut etmek için de neden var. Bugünkü ret, hoşgörüye, ardından birlikte yaşama iradesine ve nihayet toplumun benimsediği bir barışa dönüşebilir.”
‘Süreçte gerileme yaşandığında buna tepki gösterilmeli’
Armengol, sivil toplumun da ilk olarak “ikinci bir meşruiyet zemini” oluşturabileceğini belirtti. Barolar, insan hakları örgütleri, barış vakıfları, üniversiteler, sendikalar, kadın ve mağdur örgütleri, Alevi toplulukları ve medyanın dahil olacağı paralel diyalog forumlarının kurulmasını öneren Armengol, bu platformlarda dil ve eğitim, yerel demokrasi, ceza hukuku reformu, eski savaşçıların entegrasyonu ve hafıza alanlarında teknik öneriler geliştirilebileceğini ifade etti.
Sivil toplumun ikinci işlevinin, süreç konusunda bölünmüş olan ve Kürt olmayan Türkiye toplumuyla köprü kurmak olduğunu ifade eden Armengol, “Bunun için dikkatli bir dil kullanılması, Kürtlerin haklarının herkes için demokratik bir kazanım olarak ortaya konulması ve 40 yılda birikmiş korku ve öfkenin doğrudan ele alınması gerekiyor. Üçüncü işlev ise süreci izlemek. Bunun için çerçeve yasaya uyulup uyulmadığı, tutsakların durumu, belediyelere atanan kayyımları ve AİHM kararlarını takip edecek bağımsız denetim mekanizmaları oluşturulmalı. Süreçte gerileme yaşandığında buna tepki gösterilmeli. Tüm bu alanlarda kadın ve mağdur örgütleri sürece son anda dahil edilen taraflar olmamalı. En başından itibaren sürecin şekillendirilmesinde yer almalılar” diye kaydetti.
‘Toplumsal barış ve yüzleşme kolektif bir süreç’
Toplumsal barış ve yüzleşmenin kolektif bir süreç olduğunu ifade eden Armengol, hükümetin çatışmayı yalnızca cezai ve güvenlik eksenli bir mesele olarak ele aldığını tekrarladı. Armengol, “Uzlaşma, kırk yıl boyunca neden çatışmanın yaşandığını anlamayı gerektiriyor. Bu da dilin ve kimliğin inkarı, özyönetimlerin olmaması ve siyasi dışlanma gibi Kürt meselesinin siyasi köklerinin kabul edilmesi anlamına geliyor. Ayrıca tüm tarafların yol açtığı acıların kabul edildiği, geçmişe ortak bir bakış geliştirilmesini gerektiriyor. Silahlı çatışmanın sona ermesi ile toplumsal barış ve yüzleşme arasında bir alanın açılması gerekiyor. Bugün ise böyle bir alan mevcut değil. Bunun için toplumun sürece katılımı, hafızanın yaşatılacağı ve her iki taraftan mağdurların bir araya gelerek diyalog kurabileceği alanların oluşturulmalıdır. Şeffaflığın sınırlı olduğu, dar bir siyasi çevre tarafından yürütüldüğü ve devletin her an geri adım atabildiği sürece güven inşa edilemez, gerçek bir toplumsal barış da mümkün olmaz” dedi.
‘Şiddetin sona ermesi barışla karıştırma ciddi hata olur’
Armengol, sürecin hükümetin iradesine ya da seçim takvimine bağlı hale getirilmesinin büyük bir hata olacağına da dikkat çekerek, “Önemli meselelerin ertelenmesi, hayal kırıklığını arttırır ve sürecin başarısız olmasını isteyenlere alan açar. Şiddetin sona ermesini barışla karıştırmak ise yapılabilecek en ciddi hata olur. Çünkü barış, ancak çatışmanın nedenleri çözüme kavuşturulduğunda kalıcı hale gelir” ifadelerini kullandı.
Haber: Deniz Karabudak \ MA









