28 yıl önce Önder Apo’yu -onun deyimiyle- İmralı kayalıklarına zincirleyenler, böyle bir akıbet beklemiyorlardı. O günlerin puslu havasında kendinden emin konuşanların bugün esamisi okunmuyor. Fakat Önder Apo’nun dedikleri öyle olmadı. O gün söylenen sözlerin ağırlığı katlandı, dinleyenleri fersah fersah çoğaldı
Ali Sinemilli
Komplonun 28. yılına öncekilerde de olduğu gibi Önder Apo’nun fikirlerinin tartışıldığı bir atmosferde giriyoruz. Halbuki, komployu gerçekleştirenler daha başka hesaplar içindeydi. Onlara göre, bu meselenin 6 aylık bir ömrü vardı ve onların deyimiyle ne ‘Apo’ ne de PKK kalacaktı. İkisi de tarihteki yerini alacaktı. Fakat öyle olmadı. Önder Apo bir kez daha dostunu da düşmanını da şaşırtmayı bildi ve gelişmelere yön veren olmayı başardı.
Aslında bu gerçekliğe bakınca, İmralı’da hâlâ devam ettirilen katı tecrit uygulamasını anlamak da zor olmuyor. Öyle ya, güya bir süreç var. İktidar sözcülerine göre yolunda gidiyor, bir sıkıntı yok. Ve bu sürecin Kürt tarafı adına baş aktörü Önder Apo oluyor. Fakat buna rağmen Önder Apo’nun üzerindeki tecrit koşullarında milim esneme olmuyor. DEM Parti Heyeti ortalama iki ayda bir gidip geliyor. Ötesi mümkün olmuyor. Hiç kuşku yok ki, Önder Apo’nun fikirlerinden büyük korku var. Konuşmasın, kamuoyuna doğrudan hitap etmesin diye her şey yapılıyor. Her türlü yalan, oyun için de oyun oynanıyor. Amaç belli: ‘Abdullah Öcalan’ dışarısı ile iletişim kurmasın, halka hitap etmesin.
Komplocular da biliyor ki, Önder Apo’ya yönelim onların hesapladığı sonuçları doğurmadı. Önder Apo zayıflamadı, bu süre zarfında her geçen gün daha da güçlendi. Kürdistan halkının ekseriyetinin Halk Önderi olarak kabul ettiği, ezilen -sömürülen insanlığın ise fikirlerini yaşadıkları sistemsel krizden çözüm olarak gördükleri, bir lider haline geldi.
Bugün sadece Bakûr Kürdistanı için değil, Rojava, Başûr, Rojhilat Kürdistanı için de halk adına söz söyleyebilecek yegane kişi Önder Apo’dur. Bundandır ki, söyledikleri sadece Kürt halkı tarafından değil, Kürt halkına husumet besleyen, onları eskisi gibi çıkarları temelinde kullanmak isteyenler tarafından da yakından takip ediliyor, boşa çıkarılmaya çalışılıyor.
Rojava’da yaşanan durum bunun açık örnekleriyle dolu. Önder Apo ‘Demokratik Entegrasyon’ temelinde Kürt halkının dil ve kimlik haklarını içeren bir çözümden söz ettikçe, Kürdistanı sömürge statüsünde tutan, mevcut konjonktürden nemalanan kesimler tekçi-ulus devletçi zihniyette ısrar ediyor, bölgenin demokratik bir muhtevaya kavuşmaması için var güçleriyle çalışıyor.
Başûr Kürdistan’da Önder Apo ‘Demokratik Birlik Hükümeti’ni gündemleştirince bölgesel ve uluslararası hegemonik güçler hemen harekete geçiyor ve eskisinin tekrarı bir hükümetin kurulması için iki kat mesai yapıyor. Oluşan dengelerin sarsılmaması için taviz üstüne taviz veriliyor.
Malum bugünlerde en fazla konuşulan bir konu da, Başûr Kürdistan’da son otuz yıldır oluşan statükonun dağılması oluyor. Uçuşa yasak bölge statüsü artık yok. Böyle bir siyasal moment de Kürt halkının doğal beklentisi Kürt güçlerinin birliği, savunma güçleri olarak Gerilla-Pêşmerge birliğiyken, Mesut Barzani’den gelen açıklama ‘Erbil de, Kerkük de birer Irak şehridir’ biçiminde oluyor. Elbette bu açıklamayı Kürt birliğinden ziyade yine dışarda çözüm arama olarak yorumlayanlar haklı görünüyor.
Hakeza, Rojhilat Kürdistanı’na yönelik Önder Apo’nun ‘İdamlar devam ederse PJAK’ın da karşılık verme hakkı doğar’ değerlendirmesi rejime sert bir uyarı olarak değerlendiriliyor ve İran’daki savaşın gidişatını etkileyecek önemli bir hamle olarak ele alınıyor. Ki, bu açıklama sadece rejimin kendisini korkutmuyor, onları etkilemiyor. En az onlar kadar kendilerine Kürt milliyetçisi diyen, ortaklıkta böyle dolanan kafalara da büyük bir darbe indiriyor ve aylardır Önder Apo’ya dönük yaptıkları manipülatif yayınların boşa düşmesini sağlıyor. Elbette ülke içindeki bu durumun dışarda da bir yansıması var. En son Londra’da toplanan ‘Barış ve Demokratik Entegrasyon Konferansı’na sunulan mesaj ve bu mesaj üzerinden yapılan tartışmalar ‘Abdullah Öcalan’ hakikatinin ülke sınırlarını çoktan aştığını, eğer doğru anlatılırsa bugünkünün çok çok ötesinde bir etki yaratacağını belli ediyor.
Sözün özü; 28 yıl önce Önder Apo’yu -onun deyimiyle- İmralı kayalıklarına zincirleyenler, böyle bir akıbet beklemiyorlardı. O günlerin puslu havasında kendinden emin konuşanların bugün esamisi okunmuyor. Onların dediklerinin kıymeti dedikleri anın ötesine geçmedi. Fakat Önder Apo’nun dedikleri öyle olmadı. O gün söylenen sözlerin ağırlığı katlandı, dinleyenleri fersah fersah çoğaldı. Önder Apo o gün ne diyorduysa bugün de aynısını söylüyor. Belki, kavramlar değişiyor, ifade biçimi başkalaşıyor ama öz aynı kalıyor ve bu onu takip edenlerde, izleyenlerde daha büyük bir güvene yol açıyor, bağlılığı artırıyor.








