• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
7 Ekim 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Silahlar susacak, peki savaş bitecek mi?

7 Ekim 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum

İnsanların yarınından korkmayacağı bir hukuk düzenine ihtiyaç var. Kimliğinin, dilinin, kültürünün ve inancının kendisine karşı bir suçlama konusu yapılmayacağını bilmek; düşüncesini söylediğinde cezalandırılmayacağına, siyaset yaptığında kriminalize edilmeyeceğine, kendisini yönetenler karşısında haklarının güvende olduğuna inanmak gerekir. Barışın hukuku biraz da budur

Gürsel Karaaslan 

Bir ülke yıllarca savaşmışsa, savaşın bitmesi silahların susmasından çok daha büyük bir meseledir. Çünkü savaş yalnızca dağlarda, sokaklarda, karakollarda yaşanmaz. Savaş zamanla insanların hafızasına, korkularına, birbirine bakışına ve devletle kurduğu ilişkiye de yerleşir.

Bu yüzden silahlar sustuğunda asıl soru başlayacaktır:

Savaşı gerçekten bitirebilecek miyiz, yoksa yalnızca savaşın sesini mi kısacağız?

Aradaki fark, Türkiye’nin geleceğini belirleyecek kadar büyüktür.

Silahların bırakılması elbette önemli bir eşiktir. Fakat silahını bırakan insanın karşısında hâlâ kendisini güvende hissetmediği bir hukuk, daralan bir siyaset alanı, çözülememiş kimlik meseleleri ve geçmişten taşınan korkular varsa, ortaya kalıcı bir barış değil, kırılgan bir sessizlik çıkar. Çünkü insan yalnızca silahla savaşmaz. Bazen susarak, bazen korkarak, bazen birbirine yabancılaşarak da savaşın içinde yaşamaya devam eder.

O nedenle barışın ölçüsü kaç silahın sustuğu kadar, kaç insanın bir daha silaha ihtiyaç duymayacağı bir hayatın kurulabildiğidir.

Barış burada yalnızca siyasi bir anlaşma olmaktan çıkar; bir yaşam biçimine dönüşür.

Bunun için öncelikle insanların yarınından korkmayacağı bir hukuk düzenine ihtiyaç vardır. Kimliğinin, dilinin, kültürünün ve inancının kendisine karşı bir suçlama konusu yapılmayacağını bilmek; düşüncesini söylediğinde cezalandırılmayacağına, siyaset yaptığında kriminalize edilmeyeceğine, kendisini yönetenler karşısında haklarının güvende olduğuna inanmak gerekir. Barışın hukuku biraz da budur. Hukuk yalnızca maddelerden ve anayasal metinlerden ibaret değildir. Hukuk, insanın kendisini devlet karşısında yalnız hissetmemesidir. Bu nedenle barış, “bize güvenin” sözüyle kurulamaz. İnsanlardan güven istemek yerine, güvenin kurumlarını oluşturmak gerekir.

Çünkü kişiler değişir, hükümetler değişir, siyasal dengeler değişir. Kalıcı olan, herkesin kendisini bağlı hissettiği ortak hukuk ve demokratik güvencelerdir. Silahların yerine siyaset geçecekse, siyasetin kendisi de güvence altında olmalıdır. Eşit yurttaşlık, düşünce ve ifade özgürlüğü, kimlik ve kültür hakları, demokratik temsil, yerel iradenin güçlenmesi ve insanların siyasal yaşamın öznesi olabilmesi bu nedenle bir kesime verilecek ayrıcalıklar değildir. Bunlar, demokrasiye duyarlı bir devletin bütün yurttaşlarına karşı sorumluluğudur. Fakat barış yalnızca geleceği kurmakla da mümkün değildir. Geçmişin acılarıyla nasıl yaşayacağımızı da öğrenmek zorundayız. Yılların acısını yok sayamayız. Hayatını kaybedenleri unutamayız. Yaşanan haksızlıkların üzerini örterek yeni bir sayfa açamayız. Ama geçmişin acılarını birbirimize karşı sonsuza kadar kullanarak da ortak bir gelecek kuramayız. Bize gerekli olan şey unutmak değil, hafızayı düşmanlığın yakıtı olmaktan çıkarmaktır. Hakikatle yüzleşmek bunun için önemlidir. Çünkü inkâr edilen her acı, bir gün başka bir biçimde geri döner. Konuşulamayan her yara, toplumun içinde sessiz bir öfke olarak yaşamaya devam eder.

Barışın en büyük düşmanlarından biri de budur: Konuşulamayan geçmiş. Bir toplum geçmişini konuşabildiği ölçüde geleceğini özgürce kurabilir. Ama barışın önünde yalnızca geçmişin acıları yok. Bugünün korkuları da var. Korku, insanın aklını küçültür. Farklı olanı tehdit olarak gösterir. Her demokratik talebi bölünme, her özgürlük isteğini taviz, her müzakereyi teslimiyet gibi sunabilir. Oysa barış, korkuların büyütülmesiyle değil, korkuların nedenlerini ortadan kaldırmakla mümkün olur. Belki de yıllardır en çok bunu eksik yaptık. Birbirimizi anlamaya çalışmak yerine birbirimizden ne kadar korktuğumuzu anlattık. Birbirimizin özgürlüğünü güvence altına almak yerine, kendi güvenliğimizi diğerinin özgürlüğünün sınırlandırılmasında aradık. Şimdi başka bir anlayışa ihtiyaç var. Çünkü barış, bir tarafın diğerine yenilmesi değildir. Barış, yenilgiye ihtiyaç bırakmayan bir ortak hayat kurabilmektir.

Bu nedenle artık “Kim kazandı, kim kaybetti?” sorusundan daha büyük bir soru sormalıyız:

Bu ülkede insanlar birbirlerinin varlığından korkmadan yaşayabilecek mi?

Asıl mesele budur.

Çünkü yüz yıllık çatışmanın bilançosunda gerçek anlamda kazanan yoktur. Kaybedilen yalnızca hayatlar değildir. Zaman kaybedilmiştir. Güven kaybedilmiştir. Birbirimizi dinleme yeteneğimiz aşınmıştır. Aynı ülkenin insanları birbirlerinin acılarını kendi acıları olarak göremeyecek kadar uzaklaşmıştır.

Şimdi yapılması gereken, bu uzaklığı yeniden yakınlığa çevirecek bir toplumsal zemin yaratmaktır.

Barış, savaşanların birbirinden vazgeçmesi değildir.

Barış, birbirine ihtiyaç duyduğu yeni bir hayat kurabilmektir.

Bunun için devletin de toplumun da eski alışkanlıklarını sorgulaması gerekir. Devlet yalnızca güvenlik üzerinden konuşan bir yapı olmaktan çıkıp yurttaşının özgürlüğünü ve onurunu güvence altına alan bir hukuk düzenine dönüşmelidir. Toplum da karşısındakini sürekli geçmişin kimliğiyle tanımlamaktan vazgeçip geleceğin ortak yurttaşı olarak görebilmelidir.

Çünkü barış yalnızca devletlerin yaptığı bir iş değildir.

Barış, insanların birbirine yeniden insan olarak bakabilmesidir.

Belki de en zor dönüşüm burada başlayacaktır.

Silahı bırakmak bir iradedir.

Ama barışı kurmak bir demokratik medeniyet meselesidir.

Çünkü silahları susturabilirsiniz; fakat insanların zihnindeki düşmanlığı, korkuyu ve güvensizliği yalnızca bir kararla ortadan kaldıramazsınız.

Onun için yeni bir siyasal kültür gerekir.

Yeni bir hukuk anlayışı gerekir.

Yeni bir toplumsal dil gerekir.

Ve belki hepsinden önemlisi, birbirinin özgürlüğünü kendi güvenliğinin düşmanı olarak görmeyen yeni bir insanlık anlayışı gerekir.

Türkiye’nin önündeki mesele tam da budur.

Ya geçmişin korkuları yeni biçimlerde kendisini yeniden üretecek ya da bu topraklarda yaşayan herkesin kendisini eşit, özgür ve güvende hissedebileceği yeni bir ortak yaşam anlayışı gelişecektir.

Birinci yolu fazlasıyla biliyoruz.

Şimdi başka bir yolu kurmanın zamanı.

Çünkü barış, yalnızca savaşın sona ermesi değildir.

Barış, insanın yarınından korkmamasıdır.

Barış, çocuğunun geleceğini kaygıyla değil umutla düşünebilmektir.

Barış, kimliğini saklamadan yaşayabilmektir.

Barış, düşüncesini söyleyebilmek ve bunun bedelini ödemeyeceğini bilmektir.

Barış, devletin karşısında yurttaşın yalnız olmadığını hissetmesidir.

Barış, geçmişin acılarını inkâr etmeden geleceğin kapısını açabilmektir.

Ve belki en önemlisi:

Barış, hiç kimsenin yeniden silaha ihtiyaç duyacağı bir hayatın kurulmasına izin vermemektir.

Bu nedenle bugün asıl sorumuz yalnızca “Silahlar susacak mı?” olmamalıdır.

Asıl soru şudur:

Silahlar sustuktan sonra nasıl bir ülke kuracağız?

Çünkü silahları susturmak tarihsel bir başlangıç olabilir.

Ama onları bir daha konuşturmayacak bir ülke kurmak, asıl barış olacaktır.

 

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Hukuk ve özgür politika

Sonraki Haber

28 yıldır değişmeyen hakikat

Sonraki Haber

28 yıldır değişmeyen hakikat

SON HABERLER

28 yıldır değişmeyen hakikat

Yazar: Yeni Yaşam
7 Ekim 2026

Silahlar susacak, peki savaş bitecek mi?

Yazar: Yeni Yaşam
7 Ekim 2026

Hukuk ve özgür politika

Yazar: Yeni Yaşam
7 Ekim 2026

4 belediye başkanı ile 1 başkan vekili görevden uzaklaştırıldı

Yazar: Yeni Yaşam
6 Ekim 2026

Mezopotamya Ajansı’na getirilen 44’üncü erişim engeline tepki

Yazar: Yeni Yaşam
6 Ekim 2026

Halep’te silahlı saldırı: 2 kişi yaşamını yitirdi

Yazar: Yeni Yaşam
6 Ekim 2026

Barış ve Demokrasi Güçleri’nden ‘fon vurgunu’ protestosu

Yazar: Yeni Yaşam
6 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır