Mekke Anlaşması ve Yemen özelinde Ortadoğu’daki gelişmeleri değerlendiren Gazeteci Aykan Sever’e göre bölgedeki paylaşım savaşı, ABD-İsrail ekseni paralelinde hareket etme gayreti gösteren Mekke İttifakı’nın önümüzdeki günlerde genişleme ihtimali de mevcut. Aykan Sever’e göre Türkiye, zaten Yemen üzerinden İran ile sıcak savaş halinde
Mekke Ortak Savunma Antlaşması, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanmış, anlaşmayla birlikte Körfez ve Ortadoğu’da yeni bir askeri ittifak adımı atılmıştı. Bugün gözler krizin merkezi ve küresel ticaret savaşlarının odağındaki Yemen ile stratejik Babülmendeb Boğazı’na çevrilmiş durumda. Pakistan; Katar, Kuveyt ve Bahreyn başta olmak üzere 6’dan fazla ülke bu ittifakta yer almak istediğini açıkladı. İttifaka desteğini açıklayan örgütlerden biri de Dünya Müslüman Âlimler Birliği oldu.
Gazeteci-Yazar Aykan Sever, Mekke Anlaşması ve buna bağlı olarak Yemen’deki çatışmalı süreci dair Mezopotamya Ajansı’na konuştu.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla başlayan üçüncü yeniden paylaşım savaşının bu dönemde yeni bir evreye geçtiğini belirten Aykan Sever, Yemen’in 2014’ten bu yana savaşın sıcak çatışmaya dönüştüğü cephelerden biri olduğunu kaydetti. Buradaki çatışmalarda Türkiye dâhil birçok Batılı ülkenin Ensarullah’a karşı Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin başını çektiği ittifakı desteklediğini aktaran Aykan Sever, bu desteklerin başarılı olamadığını ve İran desteğiyle Ensarullah’ın hâkimiyet alanlarını Kızıldeniz kıyılarına kadar genişlettiğine dikkati çekti.
‘Türkiye, İran’a karşı sıcak savaşa Yemen üzerinden girdi’
Aykan Sever, İsrail’in bu süreçte açıktan müdahale etmediğini ancak Husi-İran karşıtı cephenin sınırlı da olsa yönlendiricisi pozisyonunda olduğunu, Türkiye’nin ise zaten savaşa fiilen dahil olduğunu belirtti:
“Türkiye’de normal koşullarda bir ülkeye asker göndermek için parlamento kararı gerekiyor ancak bugünkü mevcut paylaşım savaşının ürettiği zeminde iş Türkiye’nin takdirine kalmış vaziyette ve TBMM gibi bir mekanizmaya ihtiyaç duymuyor. Zira Mekke Anlaşması dahi Meclis’e sunulmuş değil. Daha önce de hatırlanacağı üzere birçok kere Türkiye’ye ait gemiler Yemen’e silah taşırken yakalandı. Ancak egemen kesim ya da politik elitler içinden bu durumdan şikâyetçi olan kimse çıkmadı. Benzer bir durum maalesef asker gönderme işinde de yaşanabilir. Şu an basına yansıdığı kadarıyla TSK, Suudi Arabistan’da bir kaç yüz personelle birlikte dört enerji tesisini koruyor. Bunlara ek olarak yeni asker ve silah da gönderilecek ve bir de Türk askeri üssü oluşturulacak. Bugün gelinen noktada Türkiye’nin İran’a karşı sıcak savaşa Yemen üzerinden de olsa girdiğini söylemek artık abartılı olmaz.”
Silahlar ve halk inisiyatifi
Aykan Sever, Ortadoğu ve Afrika coğrafyalarındaki savaşları halkların inisiyatifi açısından değerlendirdi:
“Hem Doğu Afrika’da süren çatışmalar hem de Somaliland gibi fiili ülkelerin uluslararası güçlerce tanınması ve yakın coğrafyamızda süren savaşların bütün bu bölgelerin yeniden nasıl şekilleneceği türünden tartışmaları gündeme getiriyor. Çok daha uzun süreleri kapsayacak bir kanlı girdap içerisindeyiz. Bölgede başta Irak, Suriye, İran, Lübnan ve bunlara ilaveten Türkiye ve İsrail olmak üzere birçok ülkenin farklı biçimlerde de olsa ‘Beka sorunu’ yaşadığı veya yaşayacağı bir düzlemden geçiyoruz. Bu süreçte silahlar ön plana çıkarken halkların inisiyatifi bir kenara itiliyor. Onların barış içinde bir arada yaşama arayışı öcüleştirilerek ölüme mahkum edilmeye çalışılıyor.”
Kardeşlik edebiyatı var ama demokrasi yok, halk faşizanlaştırılıyor
Barış arayışının her koşulda değerli olduğuna değinen Sever, bütün dünya için bir gelecek umudunun taşınıyor olmasının barış arayışı üzerinde şekillendiğini kaydetti. Ancak Türkiye’de bu durumun aksi şekilde olduğunu söyleyen Aykan Sever, şu sözleri paylaştı:
“Türkiye, bütün bu süreci içeride savaşın ritmine uygun bir biçimde neo-faşist anlayışı hâkim kılmak için kullanmaya çalışıyor. Yani kısaca Azerbaycan, El Salvador türü bir demokrasi kurmaya çalışıyor. Batıda Türk milliyetçiliği motive edilirken Kürtlere ve demokrat kesimlere faşist lafebeleri eşliğinde ‘Kardeşlik’ edebiyatı yapılıyor. Tüm toplum faşistleştirilmeye çalışılıyor. Dışarıda ise emperyalist arzular doğrultusunda genişleme ve nüfuz alanlarını artırma arayışı süratle devam ediyor. Bu stratejinin temelinde enerji alanları ve tedarik hatlarını kontrol ederken aynı zamanda Kürt halkına bütün coğrafyada statüsüzleştirmeyi dayatmak da yer alıyor. Güney Kürdistan’ın yanı sıra Suriye’de sömürü alanlarını genişletmek, şimdilik ABD ve İsrail’in beklentilerini kollayarak bu cephelerde ilerlemek aktüel politikaları arasında. Suudilere destekten Türkiye’nin beklentileri arasında Suudi sermayesini Türkiye’ye daha fazla çekmenin yanı sıra Irak’ta gelişebilecek süreçte işgalci güç olarak ihaledeki pozisyonunu pekiştirmek ihtiyacı da yer alıyor. En azından bu sayede kimse TSK’ye Güney Kürdistan’daki üslerini kapat, çekil demiyor. Benzer bir durum Suriye için de geçerli.”
Yemen’de ‘soykırım’ var
Babülmendep Boğazı’nın Süveyş Kanalı’yla birlikte dünya enerji trafiğinin yaklaşık yüzde 10’unu, mamul mal ve hammadde akışının ise yüzde 12’sini taşıdığını ifade eden Aykan Sever, buradaki trafiğin işlemediği takdirde taşıma ve sigorta maliyetlerinin artacağını, bu durumun küresel ekonomik krize yol açacağını belirtti:
“Asıl üzerine düşünülmesi gereken mesele kapitalizmin ana dinamiğine dönüşmüş olan mevcut paylaşım savaşını nasıl durduracağımız sorudur. Burada unutmadan eklenmesi gereken bir mesele daha var. Savaşın dünyanın başka yerlerinde yarattığı yıkım bir yana Yemen’de 2014’ten bu yana devam eden çatışmaların neticesinde yaklaşık 400 bin insan çoğunluğu açlık, sağlıksız koşullar türünden nedenlerle hayatını kaybetti. Bu rakamlar Filistin’de İsrail’in yaptığı katliamlardan çok daha fazla. Bu bir soykırım değil de nedir?”
‘İran’ın yapacağı herhangi bir hamle tayin edici olabilir’
Aykan Sever, Yemen’deki savaşın nereye doğru evrileceğini öngörmenin zor olduğunu ancak Suudi güçlerinin Ensarullah’ı yıldırmak için kentleri bombaladığı ve sivil halkı hedef aldığını aktardı. Bu tür hamlelerin karşı tarafa dönük olumsuz etkilerinin olacağını, ancak uzun süredir savaş koşullarında yaşayan ve direnen bir halk gerçekliğinin de olduğunu unutmamak gerektiğini dile getirdi. İran’ın bu süreçte yapacağı herhangi bir hamlenin tayin edici önemde olabileceğinin altını çizen Aykan Sever, konuşmasını şu sözlerle bitirdi:
“Dünyanın genelinde olduğu gibi buradaki çatışmaların da maalesef yakın zamanda bitme olasılığı yok. ABD-İsrail eksenli bölgede kurulmaya çalışılan yeni hegemonik ilişkinin yaratacağı yeni çalkantılara hazır olmak zorundayız. Onların da güçleri ne olursa olsun her istediklerini yapabileceklerini düşünmek elbette hatalı olur. Ancak Trump yönetiminin Batı yarı kürede daha belirgin bir hegemonya hedeflerken Batı Asya’da ise masrafları azaltacak, karı katlayacak bir tarzda davrandığı görülüyor. Örneğin Irak’tan asker çekerken Irak ekonomisini yasal yollarla hortumluyor, siyasetinde de belli ölçülerde belirleyici olmaya devam ediyor. Suudi Arabistan’a Yemen’de açıktan yardım etmiyor ancak milyar dolarlık silah satışlarına aralıksız devam ediyor. Önümüzdeki süreçte ABD-İsrail ekseni paralelinde hareket etmeye gayreti gösteren Mekke İttifakı’nın genişlemesi gündeme gelebilir. Zira kendisini sallantıda hisseden başta Katar olmak üzere bazı ülkeler şimdiden bu tür sinyaller veriyor. Sürmekte olan yeniden paylaşım savaşının orta evrelerindeyiz. Gerçekte mevcut savaşa süre biçmek olanaksız.”
HABER MERKEZİ









