Kürdistan’da ‘av turizmi’ adı altında hayvanların katledilmesinin şiddeti beslediğini belirten hayvan hakları savunucusu Zafer Sarıca, ‘Şiddet mekanizmaları birbirini besler. Hayvanların zevk uğruna öldürüldüğü bir düzende toplum şiddetsiz bir geleceğe ilerleyemez’ dedi
Kürdistan’da Wan, Colemêrg, Bedlîs ve Sêrt dağlarında yaşayan dağ keçileri, av turizmi kapsamında belirlenen av kotaları tehdidiyle karşı karşıya. Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 14. Bölge Müdürlüğü’ne bağlı il müdürlükleri tarafından 2026-2027 Av Yılı Av Turizmi Uygulama Talimatı kapsamında acente kotalarının avlatılması, 7 Ağustos 2026 tarihinde açık teklif usulüyle ihaleye çıkarıldı.
Her bir yaban keçisi kotası için muhammen bedel 1 milyon 650 bin TL, geçici teminat bedeli ise 49 bin 500 TL olarak belirlendi. Tarım ve Orman Bakanlığı eliyle yürütülen bu uygulama, bölgede nesli tükenmekte olan dağ keçilerini yok edecek. Dağ keçilerinin avlanmasına yönelik çıkartılan ihaleye karşı tepki gösteren hayvan hakları savunucusu Zafer Sarıca, avlanmanın beraberinde getireceği tehlikelere dair MA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Sokakta yaşayan hayvanlar toplatılıyor

İktidarın tahakkümle başta doğa olmak üzere her şeyi yok etmeye çalıştığını belirten Zafer Sarıca, şu sözleri söyledi:
“Açıkçası iktidar, dağlar, sular, canlılar ya da kendisi gibi olmayan her şey üzerinde hâkimiyet kurmak istiyor. Bunun için de iktidardakiler ve sermaye sahipleri bir düzen kurmuş durumda. Bunu da yasalar aracılığıyla yapıyorlar. Merkezden gelen yasaların uygulanması ise daha çok yerel yönetimlerle ilgili bir mesele. Özellikle bizim ‘soykırım yasası’ ya da ‘ölüm yasası’ dediğimiz, sokak hayvanlarının toplanmasına ilişkin yasa gündeme geldiğinde, iktidardan zaten hayvanları korumasını ya da onlara sahip çıkmasını beklemiyorduk. Ancak muhalefet belediyelerinin ve Kürdistan’daki belediyelerin bu konudaki ilk açıklamaları bizi sevindirmişti.”

Doğanın tümü üzerinde kurulmaya çalışılan tahakküm
Zafer Sarıca, sokakta yaşayan hayvanların toplatılmasıyla doğaya tahakküm kurma biçimlerinin ortaklığını şu sözlerle ifade etti:
“Kürdistan’daki dağların, ormanların ve suların talan edilmesiyle sokak hayvanlarının toplanması, birbirinden bağımsız meseleler değil. Ortak bir yaşam kültürü kurmaya çalışmamız gereken bir dönemde, iktidarın çıkardığı yasalar ya da başka baskılar nedeniyle köpekleri toplamaya başlarsak bunun sonunun nereye varacağını kestiremeyiz. Çünkü sokaktaki bir köpeği toplayan, bir kediyi de toplayabilir; bir ağacı da kesebilir. Bir konuda geri adım attığımızda, başka bir konuda direnmek veya daha güçlü bir şekilde karşılık vermek çok daha zor hale gelebiliyor. İktidarın çıkardığı bir yasayı uygularsanız başka bir yerde iktidara veya sermayeye karşı çıkılan uygulamalara direnmeye çalıştığınızda, bu kez insanların desteğini yanınızda bulamayabilirsiniz. Maalesef böyle bir tehlike var.”
Medya dili hayvanları düşmanlaştırıyor
Zafer Sarıca, medyanın hayvanlara yönelik kullandığı dili eleştirdi:
“Örneğin medyaya bir kuduz köpek vakasıyla ilgili haber düştüğünde insanlar tedirgin oluyor ve korkuyor. Ancak bir köpeğin ısırma vakasının kayıtlara geçmesi, tek başına o köpeğin kuduz olduğu anlamına gelmez. Maalesef medyanın dili insanların korkularını besleyebiliyor. Belediyeler de bu konuda yeterince bilgilendirme yapmadığında korku yayılıyor ve hayvanlara karşı olumsuz duygular gelişiyor.”
Ekoloji örgütlerine çağrı
Zafer Sarıca, hayvan hakları savunucuları, ekoloji örgütleri, belediyeler ve ilgili kurumlara çağrıda bulundu:
“Biz hayvanların toplanmasından ve katledilmesinden değil, bulundukları yerde yaşatılmasından yanayız. Bunun örnekleri ve çözüm modelleri de vardır. Ekoloji kurumlarıyla konuşulduğunda bu konuda çeşitli fikirler geliştirilebilir. Hayvanları bir barınağa kapatmak, özellikle çok yüksek sıcaklıklarda, örneğin 50 dereceye ulaşan sıcaklıklarda, onların yaşam koşullarını ciddi biçimde olumsuz etkileyebilir. Böyle bir ortamda köpeklerin içinde bulunduğu durum ne ekolojik paradigma ne de hak kavramı çerçevesinde açıklanabilir. Eşitlik temelinde kurulan ilişkilerde, ezilen ya da mağdur edilen kim olursa olsun, sorunların ancak birleşik bir mücadeleyle aşılabileceğini düşünüyoruz. Hayvan hakları savunucuları olarak çağrımızı bir kez daha yineliyoruz: Hayvanlar, ekolojinin en temel bileşenlerinden biridir. Hayvanların haklarını korumadan yürütülen bir ekoloji mücadelesi, yalnızca teoride ve sözde kalan bir mücadele olur. Hayvanları toplayıp bir yere kapatmak, onları barınaklarda hapsetmek, bir çözüm değildir. Bu uygulama hak kavramıyla da açıklanamaz.”
HABER MERKEZİ









