Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan ortak savunma paktı, ABD’nin bölgedeki güvenlik mimarisinin sarsıldığı bir dönemde yeni tartışmaları beraberinde getirdi
Mekke kentinde Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Salman (MbS), Türkiye AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde bir ortak savunma paktı imzalandı. Hamas’ın 7 Ekim saldırıları sonrası İsrail’in Gazze’yi işgali, Lübnan ile Suriye’ye yönelik saldırıları ve İran’a dönük operasyonlarının sürdüğü bir dönemde hayata geçirilen anlaşmanın detayları henüz iki ülke veya uluslararası kamuoyuyla paylaşılmadı.
Güvenlik arayışı ve nedenler
Suudi Arabistan’ın Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeliği ve ABD ile 2025 yılında imzaladığı 142 milyar dolarlık Stratejik Savunma Anlaşması’na rağmen güvenlik kaygılarının tam olarak giderilemediği belirtiliyor. Özellikle İran’a ve bölgedeki milis güçlere dönük operasyonlar sürecinde hedef haline gelen Suudi Arabistan’da, Husilerin başkent Riyad’daki uluslararası havalimanına düzenlediği saldırılar güvenlik açığını yeniden gündeme taşıdı. ABD’nin bölgedeki caydırıcılık kapasitesine ilişkin tartışmalar sürerken, Mekke Ortak Savunma Anlaşması bölgesel aktörlerin yeni güvenlik arayışlarının bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
İttifakın tarafları ve ekonomik boyut
İttifakın imzacıları arasında yer alan Pakistan’ın ana motivasyonunun Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkileri geliştirme isteği olduğu kaydediliyor. Suudi Arabistan’ın Pakistan’a sağladığı mali yardımlar, döviz desteği, petrol ödemelerinin ertelenmesi, ARAMCO ve SABIC’in Gwadar Limanı’ndaki petrol rafinerisi yatırımları ile Belucistan’daki Reko Diq bakır ve altın sahalarına yönelik ilgisi bu sürecin zeminini oluşturuyor.
Türkiye açısından bakıldığında ise 2011 sonrası Müslüman Kardeşler’e verilen destek, Katar krizi ve Cemal Kaşıkçı cinayeti nedeniyle durma noktasına gelen ilişkiler, Nisan 2022 sonrası normalleşme sürecine girmişti. Ticaret hacminin 8 milyar dolara ulaşması ve Suudi Arabistan Merkez Bankası’nın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB) sağladığı finansal desteğin ardından askeri işbirliği boyutuna geçildi. Ankara’nın bölgesel gerilimde nötr kalma çabasına karşın, NATO ile ilişkiler ve bölgesel dengeler çerçevesinde ittifaka dahil olduğu ifade ediliyor.
Askeri personel ve sahadaki yansımalar
Pakistan’ın mevcut anlaşmalar kapsamında Suudi Arabistan’a askeri destek verme kapasitesi bulunurken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) doğrudan sıcak çatışma bölgelerine veya Yemen’e kara operasyonu amacıyla gönderilmesinin kısa vadede olası görülmediği değerlendiriliyor. Analistler, Türkiye’nin ittifak kapsamındaki katkısının daha çok İHA ve SİHA satışı, askeri eğitim, hava desteği, istihbarat paylaşımı ve diplomatik girişimler şeklinde şekilleneceğini öngörüyor
Uluslararası basın ve uzman değerlendirmeleri
İsrail Basını: Berman imzasıyla The Times of Israel gazetesinde yayımlanan analizde, paktın İsrail için birincil bir tehdit oluşturmadığı ancak ABD dışı kurulan bu yapının stratejik sonuçlarının kestirilemez olduğu vurgulandı.
Arap Basını: Körfez yayınları Müslüman çoğunluklu ülkelerin kendi güvenlik sorumluluğunu üstlenmesini önemli bir adım olarak görürken, bazı yayınlar ise durumun etkili bir askeri müdahale mekanizması yaratıp yaratmayacağı konusunda temkinli yaklaşarak yeni kutuplaşmalara yol açabileceğini savundu.
ABD ve Avrupa Basını: Council on Foreign Relations (CFR) uzmanı Steven Cook, ABD öncülüğündeki Ortadoğu güvenlik mimarisinin zayıfladığına dikkat çekerek anlaşmayı bu durumun bir göstergesi olarak yorumladı. ABD Başkanı Donald Trump ise geçtiğimiz günlerde söz konusu ittifakta Türkiye’nin Yemen’e yönelik operasyon ihtimaline ilişkin soruya “İsteyebilirim. Cumhurbaşkanı Erdoğan ben ne dersem onu yapar diye düşünüyorum” diye cevap vermişti.
HABER MERKEZİ









