• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
21 Ekim 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Gamze Çakan: Çatışma ortamı sanatı da nefessiz bırakıyor

21 Ekim 2026 Çarşamba - 10:59
Kategori: Editörün Seçtikleri

Sinema Yazarı Gamze Çakan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin sanata etkilerini ve sinemanın yüzleşmedeki rolünü değerlendirdi. Gamze Çakan, ‘Çatışma ortamı sanatı da nefessiz bırakıyor’ dedi

Sinema yazarı ve Bağımsız Sinema platformunun kurucusu Gamze Çakan, sinema-barış ilişkisini çatışmalı iklimin sanatsal üretim, toplumsal hafıza ve yüzleşme üzerindeki etkilerini değerlendiren Gamze Çakar, sinemanın siyasetin kurduğu soğuk dili kırarak meseleyi insanileştirme potansiyeline dikkat çekti.

Kendi hikâyemizin dışına çıkmak

Sinema ve yüzleşme ilişkisinin bugünkü süreç açısından sunduğu imkânlara değinen Gamze Çakan, sinemanın insanlara kendi hikâyelerinin dışına çıkmayı öğrettiğini belirtti. Uzun süren ve toplumu yoran bir çatışmanın bitmesinin önemine işaret eden Gamze Çakan şunları ifade etti:

“Silahların susmasını küçümseyemeyiz ama bunu tek başına yeterli de göremeyiz. Birbirimize karşı taşıdığımız öfke, korku ve ön yargılar kendiliğinden ortadan kalkmayacak. İnsanların kendi dilini konuşurken, kimliğini ifade ederken, yaşadığı acıyı anlatırken tedirgin olmadığı bir hayat kurabilmemiz gerekiyor. Barışın toplumda bir karşılığının olması biraz da buna bağlı.”

‘Silahların devreden çıkması sanat için alan açar’

Çatışma ortamının sanatsal üretim alanlarını daralttığını ifade eden Gamze Çakan şunları söyledi:

“Silahların devreden çıkması sanat için alan açar ama bu alanın kendiliğinden özgürleşeceği anlamına gelmez. Eğer toplumda birbirimizin sözüne tahammül edemiyorsak, bir film yapıldığında hemen linç mekanizmaları devreye giriyorsa, resmi yasaklar kalksa bile mahalle baskıları devam eder. Gerçek bir özgürlük ortamı, herkesin kendi gerçeğini ceza almadan ya da dışlanmadan anlatabilmesiyle mümkündür.”

Sinemanın barışı toplumsallaştırma rolü

Sinemanın toplumsal hafıza ve empati üzerindeki gücünü değerlendiren Gamze Çakan, siyasetin şartları konuşabileceğini fakat insanların kalbindeki mesafeyi kapatamayacağını belirtti. İyi bir filmin insanları karanlık bir salonda aynı duygu etrafında buluşturabileceğini şu cümlelerle ifade etti:

“Sinema, siyasetin kurduğu soğuk ve mesafeli dili kırıp meseleyi insanileştirerek barışı toplumsallaştırabilir. Siyaset sınırları çizer, şartları konuşur ama insanların kalbindeki mesafeyi kapatamaz. Başkasının acısını anlamadığımız sürece barış sadece kâğıt üzerinde bir uzlaşma olarak kalır. Diğer yandan iyi bir film birbirini hiç tanımayan, belki de yan yana gelmekten çekinen insanları karanlık bir salonda aynı duygu etrafında buluşturabilir. O salonda yaşanan ortak his, aramızda yıllardır örülen görünmez duvarları aşmanın en kestirme yollarından biri olabilir. İnsanların birbirinin diline, kültürüne ve varlığına alışması için büyük sloganlardan çok, farklı deneyimlere alan açan anlatılara ihtiyaç var. Bu anlatıların sansürsüz ve dürüst bir biçimde perdeye taşınması, barışın toplumsallaşmasına katkı sunabilir.”

Gamze Çakan, savaşa karşı durmanın konforlu bir erdem olmadığını, izleyiciyi dönüştüren temel unsurun insanın kendi içindeki önyargı, korku ve şiddet eğilimiyle yüzleşmesi olduğunu belirtirken şunları ifade etti:

“Savaş karşıtı filmlerin izleyicideki etkisi bence filmin bunu nasıl söylediğiyle doğrudan ilgili. Eğer bir film salt iyi niyetle yola çıkıp savaşı sadece lanetlemekle yetiniyorsa, seyirciye parmak sallayıp ne düşünmesi gerektiğini dikte ediyorsa etkisi salondan çıkınca bitebilir. Böyle bir anlatım, bazı izleyicilerde mesafe yaratabilir ya da filmi tek taraflı bir mesaja indirgeyebilir. Ama bir film savaşı besleyen o öfkeyi, korkuyu, insanın içindeki karanlık ve bencil tarafları da dürüstçe masaya yatırırsa izleyicide gerçek bir sarsıntı yaratabilir. Tek taraflı bir nutuk atmak yerine çatışmanın tüm çelişkilerini cesaretle perdeye taşıyan yapımlar seyirciyi kendi vicdanıyla baş başa bırakabilir.”

Kurmaca ve belgesel arasındaki denge

Çatışma ve barış temalarında belgesel ile kurmaca sinemanın rollerini değerlendiren Gamze Çakan, Éric Rohmer’in “iyi bir filmin aynı zamanda bir belgesel olduğu” sözünü hatırlattı. İki alanın kesin sınırlarla ayrılamayacağını savunan Gamze Çakan:

“Belgesel bize resmi tarihin unutturmak istediği çıplak gerçeği ve somut tanıklıkları sunarak çok güçlü bir arşiv ve hafıza oluşturur. Kurmaca ise empati kurmanın önündeki görünmez engelleri kaldırıp o acıyı ya da umudu doğrudan kendi içimizde hissetmemizi sağlar. Biri gerçeği kayda geçirip inkâr edilmesini zorlaştırır, diğeri ise o gerçeği bizzat yaşayan insanın gözünden deneyimleme imkânı verir. Hangisinin daha kalıcı olduğu, filmin bizi o hakikatle ne kadar dürüst ve aracısız buluşturabildiğine bağlıdır.”

Türkiye sinemasında indirgemeci yaklaşımla

Türkiye sinemasının Kürt olgusunu ele alırken düştüğü oryantalist tuzaklara ve klişelere dikkat çeken Gamze Çakan:

“Bence en temel tuzak, Kürtleri kendi aralarındaki farklılıklarıyla, gündelik hayatlarıyla değil, yalnızca bir meselenin temsilcileri olarak görmek. Bölgeyi sürekli yoksulluk, töre ve şiddet üzerinden anlatmak kadar, insanları sadece acı çeken ya da kahramanlaştırılan öznelere indirgemek de bakış açısını daraltır. İyi niyetli bir filmde bile bu olabilir. Bir insanın acısını önemsemekle onu yalnızca acısından ibaret görmek arasında fark var. Kürt karakterlerin de mizahı, aşkları, sıradan dertleri, çelişkileri var.”

Sansür baskısı ve küresel örnekler

Toplumsal barışı destekleyen yapımların karşılaştığı engellere değinen Gamze Çakan, sansürün yalnızca yasaklamalardan ibaret olmadığını; destek bulamama, festivallere alınmama ve hedef gösterilme kaygısının henüz senaryo aşamasında otosansürü tetiklediğini söyledi. Dünya sinemasından Good Vibrations, Mickybo and Me ve Welcome to Dongmakgol gibi örnekleri aktaran Gamze Çakan:

“Bana kalırsa bu tarz hikayeler, barışın sadece resmi anlaşmalarla değil, insanların yan yana durabildiği ve hayatı paylaşabildiği yerlerde de kurulabileceğini göstermesi açısından ilham verici.”

Türkiye’de de İki Dil Bir Bavul, Büyük Adam Küçük Aşk ve Çoğunluk gibi yapımların bu dili yakaladığını ancak ana akıma dahil olamayıp bağımsız sinemacıların kişisel çabalarıyla sınırlı kaldığını kaydetti.

“Bizde de bu dili yakalayan çok değerli örnekler var aslında. Mesela İki Dil Bir Bavul, anadilde eğitim tartışmasının ağırlığını ahkam kesmeden, sadece bir köy okulundaki öğretmenin ve çocukların gündelik iletişim çabası üzerinden anlatabilmişti. Ya da Büyük Adam Küçük Aşk, aralarında hiçbir ortak zemin yokmuş gibi görünen iki insanın aynı evde birbirinin diline ve varlığına nasıl alıştığını göstermişti. Hatta Çoğunluk gibi filmler de meselenin diğer tarafındaki o kayıtsızlığa ve önyargılara ayna tutarak kendi yüzleşmesini aradı.”

Ortak hayat gailesi ve empati

Farklı kutuplardaki izleyicilerin aynı filmde empati kurabilmesi için yapımların insani halleri öne çıkarması gerektiğini belirten Gamze Çakan:

“Sinemacılara bir yöntem tarif etmek haddim değil elbette. Ama farklı kutuplardan insanları aynı hikâyede buluşturabilen işlere baktığımda, karakterlerin ait oldukları siyasi kimliklerden ziyade sıradan hayat pratikleriyle perdeye taşındığını görüyorum. Bir insanın çocuğuna duyduğu endişe, sofradaki bir sessizlik, ekmek kavgası ya da kaybetme korkusu gibi durumlar evrenseldir ve her kesimde aynı sızıyı yaratır. Karakterler büyük fikirlerin taşıyıcısı olmak yerine bu tür insani halleriyle görünür kılındığında, izleyici de o kişiyi önce bir insan olarak algılamaya başlar. Galiba empatiyi mümkün kılan şey, çatışmanın altındaki o ortak hayat gailesini görebilmek.”

Haber: Ali Barış Kurt / ANF

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Gazeteciler sansüre karşı 10 ilde sokağa çıkacak

Sonraki Haber

Aydın’da tarım alanlarını tehdit eden JES projesine onay verildi

Sonraki Haber

Aydın’da tarım alanlarını tehdit eden JES projesine onay verildi

SON HABERLER

Sümeyye Sonal davası görüldü: Sanık başkasının suçunu üstleniyor

Yazar: Yeni Yaşam
21 Ekim 2026

Fransa’da eylemciler büyük protestoya hazırlanıyor: Hükümet baskı için askeri sokağa çıkaracak

Yazar: Yeni Yaşam
21 Ekim 2026

Şerif Camcı: Yoksullukla mücadele için Sarmaşık gibi kent komünleri kurulmalı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Ekim 2026

İran, Hewlêr’deki üsse saldırdı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Ekim 2026

AYM’den karar: YENİ Parti ismi değişmeyecek

Yazar: Yeni Yaşam
21 Ekim 2026

Fransa’da savaş uçağı düştü: 1 ölü

Yazar: Yeni Yaşam
21 Ekim 2026

Mazlum Ebdî’den üniversitelerin statüsüne ilişkin açıklama: Çalışmalar sürüyor

Yazar: Yeni Yaşam
21 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır