İçinden geçtiğimiz dönem, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal geleceği açısından önemli bir eşiktir. Uzun yıllardır çözülemeyen sorunların, çatışmanın ve toplumsal kutuplaşmanın yarattığı ağır sonuçların ardından bugün “Barış ve Demokratik Toplum” ekseninde yürütülen tartışmalar, toplumun bütün kesimlerinin kendi sözünü ve iradesini ortaya koymasını gerekli kılmaktadır.
Bu süreç yalnızca siyasi aktörlerin yürüteceği bir müzakere süreci olarak görülmemelidir. Çünkü barış, yalnızca siyasal aktörlerin anlaşmasıyla kurulmaz. Barışın kalıcılaşması, toplumun geniş kesimlerinin sürece katılması, kendi taleplerini ortaya koyması ve demokratik yaşamın kurucu öznesi haline gelmesiyle mümkündür.
Tam da bu nedenle Alevi toplumu açısından bugün temel soru şudur:
Aleviler bu tarihsel dönemin neresinde duracak; gelişmeleri izleyen bir topluluk mu olacak, yoksa barışın ve demokratik toplumun kurucu öznesi olarak kendi sözünü mü söyleyecek?
Bizim açımızdan cevap açıktır: Aleviler barışın seyircisi değil, öznesi olmalıdır.
Alevilerin barış talebi güncel değil, tarihsel bir taleptir. Alevilerin barış talebini yalnızca bugünkü siyasal gelişmelere verilen bir tepki olarak değerlendirmek Aleviliğin tarihsel hafızasını eksik okumak olur.
Alevilik, insanın insan üzerindeki tahakkümünü reddeden; rızalığı, eşitliği, paylaşmayı, adaleti ve birlikte yaşamı esas alan bir toplumsal hafızaya sahiptir.
“Ben senden üstünüm” anlayışının karşısında “Can cana” anlayışı vardır.
Tahakkümün karşısında rızalık vardır.
Tekçiliğin karşısında çoğulculuk vardır.
Zorun karşısında ikrar, muhabbet ve erkân vardır.
Bu nedenle Alevilerin bugün barışı savunması, herhangi bir konjonktürel tercihten önce kendi tarihsel varoluşuyla ilgilidir.
Ancak tarihsel değerlerin yalnızca hatırlanması yeterli değildir. Asıl mesele, bu değerleri günümüzün toplumsal ve siyasal sorunları karşısında yeniden üretmektir.
Bugün Alevi toplumunun önündeki temel görevlerden biri budur.
Barış yalnızca silahların susması değildir.
Barışın yalnızca çatışmanın sona ermesi biçiminde anlaşılması, barışın toplumsal ve siyasal boyutunu daraltır.
Elbette şiddetin ve çatışmanın sona ermesi zorunludur. Fakat silahların susması tek başına toplumun bütün sorunlarını çözmez.
Gerçek ve kalıcı barış; eşit yurttaşlık, özgürlük, adalet, demokratik siyaset, inanç özgürlüğü, kimlik ve dil hakları, kadınların eşitliği, gençlerin geleceğe güvenle bakabilmesi ve farklılıkların özgürce yaşayabilmesiyle mümkündür.
Bu nedenle Aleviler açısından barış ile demokratik toplum birbirinden ayrılamaz.
Barışın kalıcılaşması için devlet-toplum ilişkilerinin demokratik bir zeminde yeniden kurulması; farklı kimliklerin ve inançların eşit kabul edilmesi; demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve toplumsal sorunların hukuk ve müzakere yoluyla çözülmesi gerekir.
Aksi halde çatışmanın biçimi değişebilir, fakat çatışmayı üreten toplumsal ve siyasal nedenler varlığını sürdürebilir.
Demokratik toplum: Alevilerin Rıza toplumu hafızasının güncel karşılığı
Aleviliğin Rıza toplumu anlayışı ile demokratik toplum arasında güçlü bir düşünsel bağ bulunmaktadır.
Rıza toplumu, toplumun zor ve tahakküm yoluyla değil, rızalık temelinde örgütlenmesini ifade eder. İnsanların birbirinin hakkını gözetmesi, sorunlarını ortak akıl ve erkân içerisinde çözmesi ve hiç kimsenin kendisini toplumun üzerinde görmemesi bu anlayışın temel unsurlarıdır.
Demokratik toplum da farklılıkların tekleştirilmediği, toplumun kendi iradesini geliştirebildiği ve insanların kendi yaşamları üzerinde söz ve karar sahibi olduğu bir toplumsal düzeni ifade eder.
Bu açıdan demokratik toplum, Alevi toplumunun tarihsel değerlerinin bugünün koşullarında yeniden yorumlanabileceği önemli bir zemindir.
Burada Aleviler açısından yapılması gereken, kendi tarihsel kavramlarını nostaljik bir hafıza olarak saklamak değil; Rıza toplumunun değerlerini günümüzün demokratik toplum mücadelesiyle buluşturmaktır.
Aleviler kendi sözünü kurmalıdır.
Alevi kurumlarının önünde bugün önemli bir siyasal sorumluluk bulunmaktadır.
Aleviler uzun yıllar boyunca farklı siyasal gelişmeler karşısında çoğu zaman kendilerine biçilen roller içerisinde hareket etmek zorunda bırakılmıştır. Oysa demokratik toplum anlayışı, her toplumun kendi iradesini ve sözünü oluşturmasını gerektirir.
Bu nedenle Alevi kurumları herhangi bir siyasi aktörün gündeminin peşinden gitmek yerine, kendi tarihsel ve toplumsal perspektifini ortaya koymalıdır.
Bu perspektifin merkezinde şu temel yaklaşım bulunabilir:
Aleviler barıştan yanadır.
Aleviler demokratik çözümden yanadır.
Aleviler eşit yurttaşlıktan yanadır.
Aleviler bütün kimliklerin, inançların ve dillerin özgürce yaşamasından yanadır.
Aleviler sorunların şiddet yerine demokratik siyaset ve müzakere yoluyla çözülmesini savunur.
Ancak bununla yetinilmemelidir.
Alevi kurumları aynı zamanda şu soruya da cevap vermelidir:
Bu barışın toplumsal güvencesini nasıl oluşturacağız?
Asıl siyasal sorumluluk burada başlamaktadır.
Barışın toplumsallaştırılması Alevi kurumlarının temel görevi olmalıdır
Barış yalnızca Ankara’daki siyasi tartışmalara, Meclis görüşmelerine veya siyasi açıklamalara bırakılamaz.
Barış toplumun içine taşınmalıdır.
Alevi dernekleri ve cemevleri yalnızca kültürel faaliyetlerin yürütüldüğü mekânlar olarak değil, toplumun geleceğinin konuşulduğu demokratik buluşma alanları olarak değerlendirilmelidir.
Bu nedenle her Alevi kurumu kendi bulunduğu yerde:
“Aleviler Barışı Konuşuyor”
başlığıyla toplantılar düzenleyebilir.
Cemler, muhabbetler, konferanslar, kadın ve gençlik buluşmaları, mahalle toplantıları ve bölgesel çalıştaylarla toplumun barıştan beklentileri ortaya çıkarılabilir.
Sorulacak sorular basit ama hayatidir:
Nasıl bir barış istiyoruz?









